Kayıtlar

Eylül, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dünya Tokyo Modelini Konuşuyor, Ankara Kaldırıma Park Edeni İzliyor!

Resim
​ Bir yanda ülkenin utanç verici fon gündemi sürerken, diğer yanda kent sorunlarını dile getirmek gazetecilik sorumluluğunun bir gereğidir. Cumhuriyetimizin kalbi ve kuruluş tarihinin tanığı başkent sokaklarında yürümek, bir ulaşım yöntemi olmaktan çıkıp tam anlamıyla bir ip cambazlığına dönüştü. Araç sahiplerinin duyarsızca kaldırımları otopark olarak kullanması, Ankaralıları artık canından bezdirdi. ​Fotoğraflara baktığınızda durumun vehameti net bir şekilde görülüyor. Yayaların güvenle yürümesi gereken geniş kaldırımlar, adeta araç teşhir alanına veya açık hava otoparkına dönüştürülmüş durumda. Sürücülerin bu pişkin tavrı yetmezmiş gibi, sokakların her iki tarafına birden yapılan bilinçsiz parklar, olası bir yangında itfaiye aracının veya saniyelerin hayati önem taşıdığı anlarda bir ambulansın sokağa girmesini tamamen engelliyor.  ​Denetimsizliğin her alanda olduğu gibi kent içi trafikte de kontrolün yetersiz kaldığı bir kez daha tescillendi...

Uyanmak İçin Neyi Kaybetmeyi Bekliyoruz?

Resim
Siyasetin hararetli tartışmaları, borsa skandalları ve her gün yenisi eklenen skandal gündem maddeleri arasında sürüklenip giderken, tam da gözümüzün önünde cereyan  eden ama çoğumuzun kafasını çevirdiği i çinde yaşadığımız doğanın devasa çığlığını, yani bir hakikati ıskalıyoruz.   ​Gündemin toz bulutu sıradan hayatlarımızı kaplamışken çevre kirliliğini, doğanın tahribatını "nasıl olsa birileri ilgileniyordur" diyerek teğet geçiyoruz. Oysa ekoloji, sadece belli grupların ya da çevrecilerin meselesi değil; hepimizin, çocuklarımızın ortak geleceğidir. ​Sosyal medyada gezinirken gözüme çarpan "Plastiğe Hayır Deyin" çağrıları ve altındaki görseller beni derinden etkiledi.  Hepimiz en az bir kez deniz kenarında yürürken kıyıya vurmuş pet şişelere, çalıların arasına sıkışmış naylon poşetlere rastlamışızdır. Çoğu zaman içimizden "Ne kadar çirkin bir görüntü" deyip yolumuza devam ederiz, değil mi?  Hatta en duyarlı anımızda bile konuyu sadece bir ...

YENİ Parti’de Örnek Tablo: Mahmut Işık Öncülüğünde Birlik Selamı!

Resim
YENİ Parti'nin il ve ilçe kongreleri tüm hızıyla sürüyor. Malatya'nın Hekimhan İlçe Başkanlığı ön seçimi, Atatürk Kültür Merkezi’nde yoğun katılımla gerçekleşti. YENİ Parti'nin duayen siyasetçisi Mahmut Işık’ın Divan Başkanlığını yaptığı ve Sedat Öztürk ile Yalçın Aydın’ın centilmence yarıştığı seçimde, 198 oy alan mevcut başkan Sedat Öztürk zafer kazandı. Seçim sonrası verilen birlik tablosu ve coşku dolu atmosfer dikkat çekti. ​Açılış konuşmasında Hekimhan ile Divriği arasındaki yakınlığa ve demokratik mücadelenin önemine değinen Mahmut Işık; organizasyonda emeği geçen Hekimhan Belediye Başkanı Mehmet Şerif Yıldırım’a, adaylara ve ilçe halkına teşekkür etti. Hekimhan Belediye Başkanı Mehmet Şerif Yıldırım da konuşmasında adil yönetim ve şeffaflık vurgusu yaptı. ​ Örnek Birlik Tablosu ​Adaylardan Mehmet Özhan’ın çekilmesiyle yarış, Sedat Öztürk ile Yalçın Aydın arasında geçti. Toplam 230 üyenin oy kullandığı seçimde, oyların ...

​Gömleğin Düğmeleri Yanlış İliklenince...

Resim
​Dün akşam ekran başında iki uzmanın sohbetini izlerken, bu satırları yazmak benim için artık bir zorunluluk haline geldi. Konuştukları başlıklar oldukça kritik ve çok önemliydi. BDDK’daki atama skandalları, Sayıştay raporlarına yansıyan vahim aksaklıklar, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve borsa ekseninde iktidara yakın isimlerin, siyasi danışmanların adının karıştığı devasa manipülasyon iddiaları ve kamu kurumlarımızı saran derin liyakat eksikliği…  Bütün bunlara tanıklık ederken insan ister istemez sormadan edemiyor. ​Sahi, biz ne zaman ve nasıl bu hale geldik? ​Aslında bu sorunun cevabı hiç de karmaşık veya uzaklarda değil. Yanıt; 2018 yılında hayatımıza giren ve adına "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi" denilen yapının genetiğinde gizli. ​Sistem öyle bir kurgulanmış ki; yukarıdan aşağıya uzanan yetki zincirinde, alt kademedeki yöneticiler bakışlarını halka, hukuka ya da bağımsız denetim organlarına değil; yalnızca tek bir noktaya çeviriyor. Bir kuruma atanan ...

İğne Dediğin Ağacı Bile Yontar: Bir İğne, Bir İplik, Bir Sıcak Yürek

Resim
ÖZEL HABER  Küçücük bir terzihane düşünün... İçeri adımınızı attığınız an sizi karşılayan o tanıdık kumaş ve ütü buharı kokusu, raflarda sıralanmış renk renk makaralar... Ve tezgâhın başında, yarım asrı aşan tecrübesine rağmen ilk günkü heyecanıyla kumaşa hayat veren bir usta Hasan Bektaş. ​Ankara İzmir Caddesi’ndeki Oyhon Han’ın 2. katında bulunan o küçük ve sıcak terzihanesinde, yarım asrı aşkın bir süredir mesleğini aşkla sürdürüyor Hasan Usta. Onu yaklaşık 25 yıl önce tanıdım. 1970 yılından bu yana sadece kumaşları değil, adeta insan ruhunu da teyelliyor. Şapkadan, eteğe, çantadan döpiyese, giyim konusundaki estetik duygusu ve yaratıcılığı öyle gelişmiş ki sade bir kumaş parçasını adeta yaşayan bir zarafet abidesine dönüştürmeyi çok iyi biliyor. O, işine derin bir saygıyla bağlı, emeğini sanata dönüştüren usta bir zanaatkâr. Ancak Hasan Bektaş’ı sıradan bir esnaftan ayıran asıl önemli yanı ise dikiş makinesinin tıkırtıları arasında saklı. ​O...

Bir Tarafta Teşhir, Diğer Tarafta Özel Araç: Adaletin İki Farklı Yüzü!

Resim
​Son günlerde gündemden düşmeyen fon ve piyasa manipülasyonu skandalları, sadece finans sistemindeki açıkları değil, adalet mekanizmasındaki derin sorunları da bir kez daha karşımıza çıkardı. Piyasayı denetlemekle görevli kurumların, şüpheli işlemleri aylar öncesinden tespit etmesine rağmen hiçbir adım atmaması insan ister istemez soruyor: Bu denetim yetkileri ne zaman ve kimler için kullanılıyor? ​ Ortaya atılan iddialar ve muhalefetin açıklamaları, yaşananların basit bir yatırım başarısızlığı olmadığını gösteriyor. İçeriden bilgi alan ya da ayrıcalıklı konumunu kullanan bazı isimlerin bu süreçte devasa servetler kazandığı şüphesi oldukça güçlü. Siyaset kulislerinde konuşulanlara göre, eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin de aralarında bulunduğu bazı kritik isimlerin, piyasalardaki sert dalgalanmalardan hemen önce milyarlarca liralık hisse işlemi yaptığı ileri sürülüyor. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) gibi düzenleyici kurumların gözü önünde cereyan eden bu pasif tutu...

Huzuru Görünce Kaşınan Memleket!

Resim
​Bizim coğrafyada gündem adeta bir aksiyon filmi setidir; patlama eksik olmaz, toz duman hiç dinmez. Yıllardır ekranların başında “Acaba bu akşam hangi krizle uykumuz kaçacak?” heyecanıyla çekirdek çitleriz. Bize öyle sıradan, sakin, "sıkıcı" konularla gelemezsiniz.  Mesela hiç duydunuz mu akşam kuşağında altı uzmanın toplanıp saatlerce “Toplum olarak son üç aydır neden bu kadar mutluyuz?” konusunu tartıştığını? Ya da bir ana haber bülteninin "Flaş Flaş Flaş! İskandinavya’yı kıskandıran ekolojik başarımızın sırrı ne?" diye başladığını? Göremezsiniz; çünkü huzur bize bünyevi olarak ters. ​Düşünsenize, bir gün televizyonu açıyorsunuz ve tartışma programının bant başlığında şu yazıyor: " Zengin Demokrasimizin Son Meyveleri: Yerel Yönetimlerde Şeffaflık Rekoru!" Stüdyodaki konuklar birbirine su fırlatmak yerine, vatandaşın bilgi edinme hakkını pürüzsüz kullandığını anlatıp çay ikram ediyor. Hayal etmesi bile ne kadar yabancı ve "kurgu" k...

Yıllarca Korudukları Devlet, Onları Koruyabildi mi?

Resim
Ankara’da, Anayasa Mahkemesi’nin hemen karşısında yükselen o tek el silah sesi, yalnızca bir hayatı sonlandırmadı; hepimizin vicdanında derin bir yara açtı. Boynunda bayrak, elinde " Para için değil, onurumuz için " yazılı döviz ve dudaklarında " Artık geçinemiyorum " feryadıyla yaşamına son veren emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’nun trajedisi, ne yazık ki münferit bir olay değil. Derinleşen ekonomik krizin ve liyakatten uzaklaşan yönetim anlayışının en acı, en çıplak özetidir. ​Yıllarca bu ülkenin huzuru için gecesini gündüzüne katan, bayramını ailesinden uzakta geçiren bir kolluk görevlisini, ömrünü verdiği devletin yüksek yargı organı önünde bu noktaya getiren düzeni sorgulamak zorundayız.  Meslek hayatı boyunca belinde taşıdığı silahıyla canına kıyan bir emeklinin bu tablosu, yıllardır sürdürülen sosyal ve ekonomik politikaların sürdürülemez hale geldiğinin apaçık bir göstergesidir. ​Bugün emniyet mensupları ve emeklileri, geçim sıkıntısı ve mesle...

AKP İktidarında Hayaller 2023 Vizyonu, Gerçekler Pazar Filesi!

Resim
​Gelin bugün gazeteci süslemelerini, süslü ekonomi terimlerini bir kenara bırakalım. Bir vatandaş olarak masaya oturalım ve durup bir düşünelim.  Seçim zamanı kapımıza gelip “ Bize yetkiyi verin, bakın neler olacak ” diyenler, o yetkiyi aldıktan sonra verdikleri söze ne kadar sadık kaldı? ​Miting meydanlarında bağıra bağıra anlatılan, broşürlerde parıl parıl parlayan o vaatlerin kaçı mutfağımıza girdi, kaçı hayatımıza dokundu? Hadi siyasilerin çok kullandığı o zayıf olan hafızamızı şöyle bir tazeleyelim ve soralım. ​Hani 2023’te Şahlanıyorduk? Yıllarca kulağımıza ninniler söylediler: “ 2023 bir gelsin, uçacağız!” dediler. Adam başı 25 bin dolar gelirimiz olacaktı, dünyayı kıskandıracak 2 trilyon dolarlık dev bir ekonomi haline gelecektik, işsizlik bitecekti. 2023 geldi, geçti, 2026’ya geldik... Uçmak bir yana, pazarda filesini dolduramayan, ay sonunu getiremeyen bir millet olduk çıktık. ​Söz verilip de unutulan mülakat belası halen tepemizde. Gözümüzün içine bakar...

Güven Yoksa Gülen Yüz de Yok!

Resim
​ Hiç düşündünüz mü, bir toplum durup dururken  mutsuz olur mu? Yani sabah uyanıp "Ben bugün keyifsiz olacağım" demez kimse. Mutsuzluk, adım adım, hayatın ritmini boza boza üstümüze çöken bir şeydir. ​Birleşmiş Milletler her yıl bir "Mutluluk Raporu" yayınlıyor. Türkiye bu listede 94. sırada. Yani 147 ülke arasında epey gerilerdeyiz. Savaşın sürdüğü Ukrayna’yı saymazsak, Avrupa’da yüzü en az gülen, hayatından en az memnun olan insanlar biziz. Bu sadece kağıt üstünde bir rakam değil ki... Sokağa çıktığında, otobüse bindiğinde, insanların yüzündeki o yorgunluktan zaten anlıyorsun bunu. ​Peki bir insan, bir toplum neden mutsuz olur? ​Çok uzaklara gitmeye gerek yok, günlük hayatımıza bakalım. ​Çabalamanın bir anlamı kalmadığında, yani gece gündüz ders çalışıyorsun, sınavdan yüksek puan alıyorsun ama torpili olan biri önüne geçiyor. İşte o an insanın içindeki bütün heves kırılır. Yine ​sıradan şeyler "lüks" olduğunda. Bir arkadaşınla oturup bir kahv...

Dünyayı Yakmaya Gitti, Kendi Evinde Sandık Alev Aldı!

Resim
Sahnede spot ışıkları, salonda şık takım elbiseler, havada uçuşan "dünyayı biz yönetiyoruz" havaları... Dünkü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu izlediyseniz, diplomasiden ziyade tam kadro sahnelenen bir tiyatro oyununa şahitlik ettiğinizi zaten anlamışsınızdır. ​Kürsünün dünkü başrolü ise yine şaşırtmadı. "İran’ı masaya oturttum, imzaları seçimden sonra atıyoruz" kıvamındaki o devasa laflarla salonu bir kez daha masal diyarına sürükledi. Ancak o iddialı nutuklar, New York’un soğuk salonlarındaki buzları eritmeye pek yetmedi. "Tek bir tıkla dünyayı dize getiririm" özgüveniyle girilen denklemlerde, bölgenin sert gerçeklerine toslayınca mecburen vites küçülten bir tabloyla karşı karşıya kaldık. ​İşin trajikomik tarafı ise salonda avuçları patlayana kadar alkış tutan müttefiklerin haliydi. "Arkamızda dev var" özgüveniyle etrafa caka satanlar, ana aktörün iç siyasette sıkışıp aniden frene basmasını biraz şaşkınlıkla izledi tabii. O devas...

Uyarı Çok, Müdahale Yok: Borsadaki Tuzağa İktidar Seyirci Kaldı!

Resim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir tehlikeli bir oyun oynanıyor. Pandemi döneminde başlayan ve bizzat iktidar ile borsa yönetimi tarafından " Ne güzel, herkes borsaya giriyor " söylemleriyle teşvik edilen halka arz furyası, bugün milyonlarca küçük yatırımcı için büyük bir tuzağa dönüşmüş durumda.  ​En tepedeki siyasi iradeden başlayarak, ekonomi yönetiminin ve denetleyici kurumların bu süreçte sergilediği tutum, vatandaşı korumaktan uzak bir basiretsizlik tablosu sunuyor.  ​İktidar, ekonomideki tıkanıklığı ve enflasyonist baskıyı örtbas etmek adına vatandaşları kontrolsüz bir şekilde borsaya yönlendirdi. Ancak bu süreçte içi boş, mali yapısı zayıf ve sürdürülebilirliği olmayan yüzlerce şirket borsa kotuna alındı. Gelecek vaat etmeyen, sadece kağıt üzerinde değer taşıyan bu yapıların halka arzına göz yumulması, küçük yatırımcının bir illüzyonla soydurulmasına zemin hazırladı.  ​Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yaklaşık bir yıl önce yaptığı açıklamalard...

Ankara Kulislerinde Konuşulan Büyük Komplo!

Resim
​Ankara koridorlarında ve finans çevrelerinde son günlerin en sıcak başlığı, sermaye piyasalarında patlak veren devasa fon krizi. Ekonomi yönetimi olayı "yönetilebilir bir likidite sorunu" olarak sunsa da, kulislerde konuşulanlar bir kamu ihmali ve organize yurt dışı transfer trafiğine işaret ediyor. ​Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre kamu otoritesi; dolaşımı düşük hisselerdeki yapay fiyat hareketlerini ve fonlardaki tehlikeli yoğunlaşmayı henüz 2025’in son çeyreğinde tespit etmişti. Hatta konu, 2 Aralık 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi’ne taşınmış ve bir çalışma grubu kurulmuştu. ​Ancak Ankara’da, tehlike 2025 sonunda belirlenmişken, kapsamlı düzenleme için neden 28 Ağustos 2026’ya kadar beklendi? sorusu ile, b u 9 aylık gecikme süresinde yeni yatırımcıların fonlara girmesine ve milyarlarca liranın bu çarka akmasına neden göz yumuldu? sorusu  dillendiriliyor.  ​Temerrüt...

Pahalılık Toplumun Şalterini Attırdı!

Resim
​Sabah işe giderken belediye otobüsünde yanındakine aniden parlayan adamı, trafikte küçücük bir yol kavgasında gözü dönen insanları ya da sosyal medyadaki nefreti hepimiz görüyoruz. Bunları sadece bireysel birer "asayiş olayı" sayıp geçmek, tabiri yerindeyse körlük olur. Oysa her yere sinmiş, adı konmamış derin bir toplumsal kırılma yaşıyoruz. İnsanların birbirine korkuyla baktığı, yarının belirsizliğiyle uyandığı bu tablo, sıradan bir gerginlik değil; bütünsel bir ruh sağlığı krizidir diye düşünüyorum. ​Antidepresan kullanımındaki artış ve kliniklerin dolup taşması, bireylerin bu tükenmişlikle tek başına mücadele etmeye çalıştığını gösteriyor. Ancak sorun tıp yöntemleriyle çözülemeyecek kadar düzen kaynaklı .  Yani sürekli ekonomik baskı, gelecek kaygısı ve gündelik hayata sızan ayrıştırıcı dil, toplumun sinir sistemini aşındırıyor. Bu konunun uzmanları, beyinin sürekli tehdit altında hissettiğinde empati ve mantığın geri plana düştüğü, yerini ilkel bir hayatta k...

Güçler Bir Ayrılsa, Türkiye Bir Nefes Alsa!

Resim
​Günlük siyasi akışın hızı, devlet mekanizmasındaki yapısal aşınmayı ve bunun toplumsal bedellerini çoğunlukla gözden kaçırmamıza neden oluyor. Oysa ekonomik istikrarsızlıklardan yargı erkinin işlevsizleşmesine, liyakat esasının zedelenmesinden bürokratik tıkanıklıklara kadar geniş bir yelpazede tecrübe ettiğimiz aksaklıklar, münferit yönetim hatalarından ziyade sistemik bir krizin tezahürleri değil de nedir? ​2018 itibarıyla yürürlüğe giren Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, kamuoyuna karar alma süreçlerinde "etkinlik ve hız" vaadiyle sunulmuştu. Ancak geçen zaman göstermiştir ki, dengelenme ve denetlenme  mekanizmalarından yoksun bir yapıda icrai hız; stratejik ısabetten ziyade, kurumsal hataların ve öngörüsüz kararların hiyerarşik bir ivmeyle katlanarak uygulanmasına yol açtığı ise apaçık ortada.  ​Sistemik tıkanmanın temel parametrelerini üç ana eksende incelersek, ​bunlardan birincisi kuvvetler ayrılığının ihlali ve kurumsal özerkliğin kaybı ise apa...

Ankara Ağırdan Aldı, Fatura Üreticiye Kaldı!,

Resim
Siyasete ve gündelik tartışmalara boğulduğumuz şu günlerde, Türkiye ekonomisinin geleceğini doğrudan ilgilendiren ancak göz göre göre gündemden düşürülen hayati bir konu olan Avrupa Birliği (AB)'nin sınırda karbon düzenlemesini bir kez daha hatırlatmak isterim. ​Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı yer Avrupa Birliği (AB) ülkeleridir. Ancak AB, çevre kirliliğiyle mücadele etmek için yeni bir kural getirdi: Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması. Bu konuda AB diyor ki, "Eğer senin fabrikan üretim yaparken havayı çok kirletiyorsa, ürününü benim ülkeme satarken kapıda ekstra bir 'çevre vergisi' ödersin." ​Peki bu durum bizi ve ekonomimizi neden bu kadar yakından ilgilendiriyor? AB bu kuralın geleceğini yıllar öncesinden söyledi. Ancak bizim iktidar gerekli yasaları ve önlemleri zamanında almadığı için ülke hazırlıksız yakalandı. İş işten geçtikten sonra çıkarılan kurallar da fabrikatörlerin ve üreticilerin işini zorlaştırdı. Türkiye de artık kendi içind...

Veriden Korkan Yönetim Ve Körleşen Devlet!

Resim
​ Ülkenin günlük siyaset gürültüsü, enflasyon rakamları ya da sosyal medyadaki anlık tartışmalar arasında fark etmediğimiz, ancak çok önemli olan 'veri çölleşmesi' gibi derin bir başka krize dikkat çekmek istiyorum.  Türkiye, kendi dijital hafızasını ve bilgi altyapısını gözlerimizin önünde kaybediyor. ​Sorunun temelinde şeffaflıktan uzaklaşan kamu yönetimi yatıyor. Kurumların açık veri paylaşmaması ve verinin adeta bir "devlet sırrı" gibi kapatılması, devlet mekanizmasını körleştiriyor. Ölçülebilir istatistiklerden uzak alınan kararlar; tarımdan eğitime, ekonomiden şehir planlamasına kadar her alanda niteliksiz politikalar olarak vatandaşa yansıyor. Bilgiyi saklamak anlık yönetimi kolaylaştırabilir; ancak veri odaklılıktan kopan bir anlayışın uzun vadede doğru strateji üretmesi imkânsızdır. ​Sivil ve kültürel boyutta da durum farklı değil. Tık odaklı habercilik, kapanan platformlar ve sürekli içerik silen haber siteleri yüzünden son 15-20 yıla ait dijital...

Mum Yatsıya Kadar Yandı: Söz Bitiyor, Güven Tükeniyor!

Resim
Söylem ile eylem arasındaki mesafe, artık Türkiye siyasetinde yıllardır duyduğumuz o klasik "Dün dündür, bugün bugündür" lafını bile çoktan geride bıraktı. Bir iktidar kendi koyduğu ilkelere, daha dün savunduğu değerlere bu kadar sık ters düşerse, bir ülkenin ayakta kalmasını sağlayan en temel şey, yani toplumsal güven zedelenir. İnanın, bir yönetim öngörülebilirliğini ve inandırıcılığını kaybettiği an, arkasındaki o devasa kitlesel desteği de er ya da geç kaybetmeye mahkûmdur. ​Son yıllarda ekonomide yaşayıp gördüklerimiz, bu erimenin en net, en can yakan örneği oldu. Aylarca "Nas var, faiz sebep, enflasyon sonuçtur" diyerek düşük faiz kararında diretildi. Tabloya bakıp uyaran, "Yapmayın" diyen akademisyenler, ekonomistler bir kalemde eleştirildi.  Peki sonra ne oldu?  Bir günde "Rasyonel politikalara dönüyoruz" denilerek faizler tavan seviyelere çekildi. Şimdi mutfaktaki yangın, pazardaki etiketler ortadayken, tüm bu deneysel süreçl...

Reform Masalları Bitince Sansür Mesaisi Başlıyor!

Resim
​Bir ülkede ifade ve basın özgürlüğü, sadece kâğıt üzerinde duran süslü cümlelerden ibaret değil, hukuk devletinin ta kendisidir. Ne var ki yıllardır gözümüzün önünde cereyan eden tablo, iktidarın "demokrasi" ve "reform" söylemleriyle sahadaki gerçeklerin hiç de örtüşmediğini net bir şekilde gösteriyor.  Ne zaman siyasette daha fazla diyalog veya özgürlük vaatleri duymaya başlasak, hemen ardından muhalif bir sesin ya da bağımsız bir kurumun daha susturulduğu haberiyle uyanıyoruz. ​Son olarak Evrensel gazetesinin, Uluslararası Af Örgütü’nün, Barış Akademisyenleri’nin, MLSA’nın ve Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın (ALİKEV) sosyal medya hesaplarına getirilen engeller, bunun artık rastgele bir uygulama olmadığını bir kez daha kanıtladı. "Milli güvenlik" ya da "kamu düzeni" gibi ne tarafa çekilse oraya giden esnek gerekçelerin arkasına sığınıp; habercilerin, hak savunucularının ve toplumsal hafızanın dijital alandaki sesini kesmeye çalışıyorlar...

TBMM'de Haşere Alarmı: Çalışanlar Çözüm Bekliyor!

Resim
ÖZEL HABER TBMM kampüsünde yer alan serada yaklaşık bir aydır sürdürülen haşereyle mücadele çalışmaları başarısızlıkla sonuçlandı. Bizzat yerinde gözlemlediğim ve henüz türü belirlenemeyen haşere istilası, Meclis yönetimini harekete geçmeye zorluyor. ​Serada yürütülen ilaçlama çalışmalarının yetersiz ve etkisiz kalması, çalışanlar arasında ciddi endişeye yol açtığı görülüyor. ​Bünyesinde 20 ila 22 teknik personelin (tekniker, teknisyen ve mühendis) yanı sıra toplam 40 çalışanın görev yaptığı serada, ayda ortalama iki kez tekrarlanan uygulamalardan hiçbir sonuç alınamadığı öğrenildi. Rutin ilaçlamalara rağmen zararlı popülasyonunda en ufak bir azalma görülmemesi ise endişe verici. Süreç İncelemeye Alınmalı! ​Kağıt üzerinde kalan ilaçlama uygulamalarının sonuç vermemesi; kullanılan ilaçların etken maddesini, dozajını ve uygulama yöntemlerinin yeterliliğini ciddi şekilde sorgulatıyor. Bizzat tanıklık ettiğim bu verimsiz süreç karşısında Meclis yönet...

Ayağımızı Yorganımıza Göre Değil, Ay’a Göre Uzatacaktık Ama...!

Resim
​Bir memleketin asıl derdinin ne olduğunu anlamak için öyle uzun uzun vizyon toplantıları izlemeye hiç gerek yok. Devletin hesap defterini açıp "Para nereye akıyor?" diye bakmak yeterli.  Çünkü bütçe dediğin şey, "Bizim asıl mevzumuz ne?" sorusuna verilen en hesapsız, en dürüst cevaptır. Son açıklanan rakamlara bakınca da insan düşünmeden edemiyor. Biz gerçekten uzaya mı gidiyoruz, yoksa uzay bize mi geliyor? ​Gelin bilançoyu beraber inceleyelim... ​Bir tarafta gururumuz, neşemiz Türkiye Uzay Ajansı (TUA) var. Hani "2023’te Ay’a sert iniş yapıyoruz" heyecanıyla yola çıkmıştık ya... İşte o ajansa önümüzdeki üç koca yıl için (2027-2029) toplam 20 milyar lira bütçe reva görülmüş. Kulağa devasa geliyor, değil mi? Şimdi gelin komşunun bahçesine bakalım. Amerikan uzay dairesi NASA’nın sadece tek bir yıllık bütçesi 24,8 milyar dolar! Yani adamların tek yıllık bütçesi, bizim üç yıllık bütçeyi cebinden çıkarıp bozuk para diye harcar. Elin Hindistan’ı bi...

Finlandiya 1948’de Çözdü, MEB 2026’da Bir Öğünü Çok Görüyor!

Resim
Eğitimdeki aksaklıkları, bitmek bilmeyen müfredat tartışmalarını ya da sınav maratonlarını konuşurken asıl felaketi, yani çocuklarımızın sınıflara aç girmesini  gözden kaçırıyoruz .  Her gün binlerce çocuk, en temel insani hakkı olan tek bir öğün sağlıklı yemekten yoksun şekilde ders zillerinin çalmasını bekliyor. ​Dünya Gıda Programı (WFP) verilerine göre bugün küresel ölçekte 460 milyondan fazla çocuk okullarda ücretsiz ya da sübvanse edilmiş yemek imkânından yararlanıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde devlet okullarında en az bir öğün ücretsiz yemek verilmesi sosyal devletin en temel sorumluluklarından biri olarak kabul ediliyor. Çocuğun okulda aldığı o bir kap sıcak yemek; zihinsel gelişim, fiziksel sağlık ve fırsat eşitliği için hayati bir eşiktir.  ​Bizdeki tablo ise bu küresel gerçekliğin tam aksini gösteriyor. Geçtiğimiz dönemlerde Okul Öncesi Eğitimde başlatılan ücretsiz yemek uygulaması büyük bir müjde gibi duyurulmuştu. Ancak çok geçmeden "tasarruf t...

Geleceği Çalınan Gençlik: Ne Okuyabiliyor Ne Barınabiliyor!

Resim
​Yeni bir eğitim yılı daha başlarken üniversite şehirlerinde ne o eski heyecan var ne de neşe. Üniversiteyi kazanmanın sevinci, yerini derin bir kaygıya ve "Nasıl geçineceğiz?" korkusuna bıraktı. Bugün geldiğimiz noktada ne öğrenciler başını sokacak bir yer bulabiliyor ne de esnaf dükkânını döndürebiliyor. Ekonomik kriz, gençlerin de esnafın da belini büktü. ​Şehir dışındaki özel yurt ve apartlara bakıyorsunuz; elektrik, su, doğalgaz ve temizlik dâhil aylık ücretler 10 bin ile 17 bin lira arasında değişiyor. İşletmeciler maliyetleri en alt seviyede tutmaya çalıştıklarını söylese de yarın faturanın ne geleceğini bilemedikleri için endişeli. Ailelerin ise bu paraları ödemeye gücü yetmiyor. Zaten devlete bakıyorsunuz, öğrenciye verdiği burs veya kredi aylık 4 bin lira. Bir gence 4 bin lira verip, sadece barınması için 10-17 bin lira ödemesini beklemek insafa sığar mı? ​Parası yetmeyen genç ne yapıyor? Ya okurken gece gündüz çalışıp derslerinden ve gençliğinden oluyor...

Amasız, Fakatsız Her Türlü Darbeye Karşı İnsan Olmak!

Resim
Bir 12 Eylül Sabahı ve İliklerimize Kadar Hissettiğimiz O Soğukluk ​Bugün 12 Eylül. Takvime baksanız sıradan bir sonbahar günü ama bu ülkenin hafızasında insanlığın, vicdanın ve demokrasinin askıya alındığı o karanlık sabahın adı. ​Üniformanın gölgesi üzerimize düştüğünde sadece hükümetler devrilmedi; gencecik insanların hayatları, bir ülkenin geleceği ve umudu çalındı. Darbeler, kılıfı ne olursa olsun ister postalla gelsin ister sivil vesayetle toplumu silindir gibi ezen, geriye sadece korku ve enkaz bırakan insanlık dışı müdahalelerdir. ​Bu ülkenin en büyük acısını ise hiç şüphesiz solcular, sosyalistler, devrimciler ve bu ülkenin aydınlık yüzü olan demokratlar çekti. Bir kuşak adeta yok edildi. Yüz binlerce insan gözaltına alındı, Diyarbakır’da, Mamak’ta, Metris’te insanlık onuru ayaklar altına alındı. Kitaplar yakıldı, sendikalar kapatıldı, üniversiteler susturuldu.  Sırf eşitlik, adalet ve özgürlük dedikleri için gencecik çocuklar idam sehpalarına gönderildi. "Bir...

Çözüm Ortada Ama İktidar Seyrediyor, Tarım Can Veriyor!

Resim
​Son zamanlarda hallerden, tarlalardan gelen görüntülere bakıp da içinin cız etmediği tek bir gün var mı?  Bir tarafta binbir emekle, gecesini gündüzüne katarak yetiştirdiği domatesi, karpuzu, narenciyesi dalında, tarlada kalan, "Maliyetini bile karşılamıyor" diyerek ürününü dereye döken ya da traktörle ezen üretici… Diğer tarafta ise akşam pazarına gidip iki kilo sebze alırken üç kere düşünen, marketteki etiketleri görünce gözlerine inanamayan tüketici. Tarlada 2-3 liraya alıcı bulamayan ürün, şehirdeki market rafına gelene kadar nasıl oluyor da 40-50 liraya fırlıyor? Araya hangi "gizli el" giriyor da hem üreteni batırıyor hem tüketiciyi açlığa mahkûm ediyor? ​Gelin, süslü istatistikleri ve kravatlı açıklamaları bir kenara bırakıp bu tablonun arkasındaki yalın gerçekleri ortaya koyalım. ​Mesele sadece "aracılar çok kazanıyor" kolaycılığıyla açıklanamaz. Sorunun özü, iktidarın yıllardır süregelen plansızlık ve yanlış tarım politikalarıdır. ​Bug...