Ayağımızı Yorganımıza Göre Değil, Ay’a Göre Uzatacaktık Ama...!

​Bir memleketin asıl derdinin ne olduğunu anlamak için öyle uzun uzun vizyon toplantıları izlemeye hiç gerek yok. Devletin hesap defterini açıp "Para nereye akıyor?" diye bakmak yeterli. 
Çünkü bütçe dediğin şey, "Bizim asıl mevzumuz ne?" sorusuna verilen en hesapsız, en dürüst cevaptır. Son açıklanan rakamlara bakınca da insan düşünmeden edemiyor. Biz gerçekten uzaya mı gidiyoruz, yoksa uzay bize mi geliyor?
​Gelin bilançoyu beraber inceleyelim...
​Bir tarafta gururumuz, neşemiz Türkiye Uzay Ajansı (TUA) var. Hani "2023’te Ay’a sert iniş yapıyoruz" heyecanıyla yola çıkmıştık ya... İşte o ajansa önümüzdeki üç koca yıl için (2027-2029) toplam 20 milyar lira bütçe reva görülmüş. Kulağa devasa geliyor, değil mi? Şimdi gelin komşunun bahçesine bakalım.
Amerikan uzay dairesi NASA’nın sadece tek bir yıllık bütçesi 24,8 milyar dolar! Yani adamların tek yıllık bütçesi, bizim üç yıllık bütçeyi cebinden çıkarıp bozuk para diye harcar. Elin Hindistan’ı bile milyar dolarları uzaya gömerken, bizim Uzay Ajansı bu bütçeyle roket yakıtı mı alsın, yoksa "Yer çekimine karşı tasarruf tedbirleri" konulu paneller mi düzenlesin? Projelerin gerçekleşme oranının yüzde 68'de kalmasına hiç şaşırmamak lazım. Bu bütçeyle Ay’a gitmek bir yana, otobüs durağından Ay’ı izlemek bile büyük başarı!
​Diğer tarafta ise maşallahı olan Diyanet İşleri Başkanlığı duruyor. Diyanet’in sadece 2026 yılı için aldığı bütçe ne kadar dersiniz? Tam 174,4 milyar lira! Büyüklüğünü hayal edebiliyor musunuz? Tek bir 'kurum'un bir yıllık parası; İçişleri, Dışişleri, Ulaştırma, Sanayi ve Teknoloji gibi tam 8 tane bakanlığın bütçesini tek kalemde nakavt ediyor. Ülkeye fabrika kuracak, yerli çip üretecek Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına Diyanet’in yarısı kadar para kalırken; Uzay Ajansı’nın parası Diyanet’in yanında çay-simit parası gibi kalıyor.
​Sorun elbette dini hizmetler değil; mesele, evdeki hesabın uzaydaki çarşıya uymaması! Sanayiciye "Kemer sıkın", bilim insanına "Giderleri kısın", Uzay Ajansı’na "İdare edin", Diyanet’e ise "Gönlünüzden ne koparsa harcayın" derseniz, orada yer çekimi değil, mantık askıya alınmış demektir.
​Anlaşılan bizim uzay stratejimiz dünyadaki örneklerinden biraz farklı işliyor. Biz rokete yüksek teknoloji, devasa bütçe ve bilim koyup fırlatmak yerine; rokete bakıp "Haliyle bir gün varır inşallah" demeyi tercih etmişiz. 
Elin oğlu laboratuvarda milyon dolarlık roket motoru denerken bizim bilime ve teknolojiye ayırdığımız bu parayla Ay’a gitme hayali kurmamız; tüplü Şahin ile Formula 1 yarışına katılıp bir de birincilik kupasını beklemeye benziyor. Kısacası uzay maceramız şimdilik Ay’a sert inişle değil, bütçe tablosuna sert çakılışla devam edecek gibi görünüyor!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!