Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Emeğin Manifestosu: Birlik Olmadan Mücadele, Mücadele Olmadan Zafer Olmaz!

Resim
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı (Emek ve Dayanışma Günü), insanlık tarihinin en köklü mücadelelerinden birinin simgesi olarak emeğin onuru, birlik, dayanışma ve adalet arayışının evrensel manifestosudur. Aynı zamanda endüstri devriminin karanlık gölgesinde ezilen işçilerin, “Biz insanız, makine değiliz” diye haykırışının yankılandığı bir gündür. Kan ve Barutla Yazılan Bir Hak Mücadelesi Her şey 1886 yılının baharında, Amerika Birleşik Devletleri’nde başladı. Sanayi Devrimi’nin zirvesinde işçiler, günde 12-16 saatlik insanlık dışı çalışma sürelerine, düşük ücretlere ve tehlikeli koşullara mahkûm edilmişti. Chicago merkezli olmak üzere ülke çapında yaklaşık 300.000 ila 500.000 işçi, 1 Mayıs 1886’da “Sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat de canımız ne isterse” sloganıyla genel greve çıktı. Bu, sıradan bir grev değildi; insan onurunun sınırıydı. Louisville’de siyah ve beyaz işçilerin omuz omuza yürümesi, ırk ayrımcılığının duvarlarını bile geçici olarak yıkan ta...

Muhalif Belediyelere Yeni Kelepçe: Her Şirket İçin Saray Onayı!

Resim
Yerel yönetimlerin ekonomik özerkliğine darbe vuracağı gerekçesiyle tartışılan, belediye şirketlerinin kuruluşunu Cumhurbaşkanı onayına bağlayan yeni yasal düzenleme; muhalefet ve uzmanlar tarafından "yerel iradenin merkeze hapsolması" ve "demokratik vesayetin derinleşmesi" olarak nitelendiriliyor. Son dönemde TBMM gündemine gelen “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 17. maddesi, tartışmalı bir düzenlemeyi içeriyor. Teklife göre, belediyeler ve bağlı kuruluşları ile bunların kurduğu şirketler, yeni şirket kurma, dolaylı veya bedelsiz şekilde şirket edinme, hisse alma ya da kooperatiflere ortak olma işlemlerini Cumhurbaşkanı onayı olmadan gerçekleştiremeyecek.  CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, düzenlemeyi “açıkça bir izin rejimi” olarak nitelendirerek, “Belediyelerin ekonomik iradesi merkeze bağlanıyor. Bu, sandıktan çıkan yerel iradenin Saray’a teslim edilmesi anlamına geliyor” diyerek tepki göster...

Semt Hastanesi Kültürünün Son Kalesi: Andiçen Neden Bu Kadar Seviliyor?

Resim
Şehir hastanelerinin devasa koridorlarında kaybolan 'mahalle sıcaklığı', Ankara’nın kalbinde hayat bulmaya devam ediyor. Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Hastanesi Kolej Semt Polikliniği; hekiminden personeline kadar sergilediği üstün özveriyle, sadece bir sağlık merkezi değil, kapatılan semt hastanelerinin ardından halkın sığındığı bir 'şifa limanı' olduğunu kanıtlıyor. ​Ankara’nın en köklü yerleşim yerlerinden biri olan Kolej semtinde, Onkoloji Hastanesi’ne bağlı olarak hizmet veren Andiçen Semt Polikliniği, bugünlerde sadece bir sağlık merkezi değil, aynı zamanda mahalle kültürünün ve güvenli sağlık hizmetinin son kalelerinden biri olarak dikkat çekiyor. Günün her saati dolup taşan poliklinik, sunduğu nitelikli hizmetle semt sakinlerinin "göz bebeği" haline gelmiş durumda. ​Bir Fedakârlık Öyküsü: Poliklinik Personeli ​Andiçen Semt Polikliniği’ni benzerlerinden ayıran en büyük özellik, koridorlarında yankılanan o eşsiz özveri. Kapıdan girdiğini...

"Kullanmadığınız Elektriğin Faturasını Ödüyorsunuz!" Ozan Bingöl Milyarlık Vurgunu Tek Tek Anlattı

Resim
Vergi Uzmanı Ozan Bingöl, "Kapasite Mekanizması" adı altında özel enerji şirketlerine milyarlarca liralık kaynak aktarıldığını ileri sürerek; "Vatandaş hem kullandığı elektriğin hem de şirketin 'hazır beklettiği' ama üretmediği elektriğin bedelini ödüyor" dedi. " Hatalı Yatırımın Bedeli 35 Milyar TL" ​Katıldığı bir televizyon programında konuşan Ozan Bingöl, enerji sektöründeki planlama hatalarının faturasının vergi mükelleflerine çıkarıldığını savundu. Bingöl, "Kapasite Mekanizması" kapsamında bugüne kadar yaklaşık 35 milyar TL'lik bir kaynağın şirketlere aktarıldığını ifade etti. Bu ödemelerin gerekçesini ise şu sözlerle eleştirdi: ​"Siz yanlış yere, yanlış kapasitede yatırım yapıyorsunuz; %97 yanılma payı ile iş yapıyorsunuz, sonra 'ben kapasite kurdum ama çalıştıramıyorum' diyerek halktan para alıyorsunuz. Bu kabul edilemez." ​ "2.1 Milyar TL Eski Bürokratın Yönettiği Şirkete" ​Konuşmasında ...

AKP İktidarının Utanç Tablosu: Türkiye’de Artık Zengin Fakir Değil, Tok ve Aç Var!

Resim
Yıllardır süren yüksek enflasyon, alım gücünün erimesi ve zam dalgaları, Türkiye’yi derin bir geçim krizine sürükledi. Asgari ücret açlık sınırının altında kalırken, iktidarın yapısal reformlar yerine günübirlik ve popülist yaklaşımlarla yönettiği ekonomi, sokaktaki vatandaşın belini büküyor. Uzmanların büyük çoğunluğu ve halk, en acil sorunun ekonomik istikrarsızlık ve hayat pahalılığı olduğunda hemfikir. Türkiye’nin kronik sorunları arasında sosyal, siyasal ve hukuksal katmanlar iç içe geçmiş olsa da, bugün sokak ve uzmanlar büyük ölçüde aynı noktada buluşuyor.  Ekonomik istikrarsızlık ve hayat pahalılığı . Bu sorun, diğer bütün sıkıntıların temelini oluşturuyor ve milyonlarca vatandaşın günlük hayatını doğrudan zehirliyor. Mart 2026 itibarıyla yıllık enflasyon %30’lar bandında seyrederken, gıda enflasyonu hâlâ %32-36 civarında. Bağımsız hesaplamalarda bu rakamlar daha da yüksek çıkabiliyor. TÜRK-İŞ’in Şubat 2026 verilerine göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlı...

Bilimin Sesi Kısılıyor, Göller Kuruyor: ​Unutmayın ki Petrolün Alternatifi Vardır Ama Suyun Yoktur!

Resim
​Türkiye, "su zengini" olduğu yönündeki eski ve tehlikeli bir mite sığınarak, tarihinin en büyük ekolojik krizlerinden birine doğru sürükleniyor. Bilimsel veriler ve kuruyan göller, AKP iktidarının mevcut çevre politikalarının "günü kurtarma" ötesine geçemediğini, su yönetiminde stratejik bir akıl tutulması yaşandığını açıkça ortaya koyuyor. ​İşte Türkiye’nin su karnesindeki kırıklar ve iktidarın görmezden geldiği çarpıcı gerçekler: ​" Göl Marmara" Örneği ​Uzmanlar, AKP iktidarının su yönetimindeki başarısızlığının en somut ve trajik örneği olarak, Manisa’daki Göl Marmara örneğini veriyor ve bunun bir ekosistemin idam fermanı olarak değerlendiriyor. Bir zamanlar "kuş cenneti" olan ve binlerce balıkçının geçim kaynağı olan göl, yanlış sulama projeleri ve suyun yanlış yönetimi yüzünden tamamen kurudu. ​Ekoloji uzmanları, göl kururken seyirci kalan yönetimin, şimdi o alanı tarıma açma peşinde olduğunu, bu su kaynağını korumak yer...

Günü Kurtaran Nakit, Geleceği İpotek Eden Akit: Milli Servet 'Yollar ve Köprüler' Seçim Masasında!

Resim
​Türkiye’nin ulaşım ağının omurgasını oluşturan otoyollar, çevre yolları ve tarihi köprülerin özelleştirme kapsamına alınması tartışmaları da beraberinde getirdi. Uzmanlar ve kamuoyu, bu stratejik varlıkların devrinin sosyal devlet ilkesiyle çeliştiğini ve uzun vadeli ekonomik kayıplara yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. İktidarın ekonomi politikaları kapsamında gündeme gelen otoyol ve köprü özelleştirmeleri, Türkiye’nin ulaşım vizyonunda köklü bir değişikliğe işaret ediyor. Aralarında eski Boğaz Köprüsü (15 Temmuz Şehitler) ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin de bulunduğu, maliyetini çoktan amorti etmiş kamu varlıklarının özel sektöre devri, "kamu yararı" ve "erişilebilirlik" ekseninde ciddi soru işaretleri doğuruyor. ​Sosyal Devlet ve Ulaşım Hakkı ​Ulaşım, modern dünyada anayasal bir hak olan seyahat özgürlüğünün temel bileşeni olarak kabul ediliyor. Kamu eliyle işletilen yolların özelleştirilmesi, bu hizmetin bir "kamu hizmeti...

Devletin Koruması Gereken Çocuklar Devlet Eliyle Şiddet Görüyor: Okulda Öğretmen, Sokakta Polis!

Resim
Saha Araştırmaları Merkezi SAMER tarafından hazırlanan "1 Ocak - 31 Mart 2026 Çocuklara Yönelik Şiddet Vakaları İncelemesi" raporu, yılının ilk üç ayını kapsayan basın taraması sonuçları, çocuklara yönelik şiddetin yalnızca bireysel vakalar olmadığını, aksine kurumsal ve yapısal bir sorun haline geldiğini ortaya koydu.  Rapor, çocukların en güvenli olması gereken okul ve güvenlik birimleri gibi alanlarda dahi ciddi risk altında olduğunu gösteren çarpıcı bulgular içeriyor.   ​Kurumsal Failler Öne Çıkıyor Öğretmenler ve Kolluk Kuvvetleri ​Raporun en dikkat çekici kısımlarından birini, şiddet faillerinin profili oluşturuyor. Faillerin belirlenebildiği vakalar incelendiğinde, kamu hizmeti yürüten kesimlerin çocuklara yönelik şiddetteki payı endişe verici düzeyde. ​Eğitim Ortamında İstismar  Belirlenebilen failler içinde öğretmenler %13,8 ile en üst sıralarda yer almakta. Cinsel istismar vakalarının %56,3 gibi büyük bir çoğunluğunda failin öğretmen...

Anayasa Mahkemesi Kararları Bağlayıcıdır; Peki TBMM Başkanı Bağlı Değil mi?

Resim
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Anayasa’nın 153. maddesiyle açıkça hükme bağlanan Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayıcılığı konusunda son dönemde yoğun eleştirilerin odağında yer alan isimlerden birisi. Göreve başlarken “Anayasa’ya sadakat” yemini etmiş bir kamu görevlisinin, özellikle seçilmiş milletvekillerinin haklarını teyit eden bağlayıcı kararların gereğinin yerine getirilmemesi sürecinde sorumluluk üstlenen bir pozisyonda bulunması, hukuk devleti ilkesini doğrudan ilgilendiren bir mesele haline gelmiştir.  Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrası nettir: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır. Yasama, yürütme, yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişiler, bu kararlara uymak zorundadır.” Bu hüküm, AYM’nin bireysel başvuru yoluyla verdiği ihlal kararlarının özellikle seçilme ve siyasi faaliyet hakkını koruyan kararların otomatik olarak uygulanmasını zorunlu kılıyor...

'Tom'bala Diplomasisi: Kendi Ülkesini Ateşe Atan, Türkiye’ye Demokrasi Dersi Veremez!

Resim
Trump’ın özel temsilcisi Tom Barrack, Türkiye’nin demokratik birikimine ve hukukun üstünlüğüne savaş açarken; kendi anavatanı Lübnan’ın İsrail tarafından vurulmasına alkış tutuyor. Ankara ise ‘yerli ve milli’ söylemlerini bir kenara bırakıp, bu sömürgeci dile karşı tarihinin en derin sessizliğine gömülmüş durumda. İşte diplomasi kılıfı altındaki büyük kuşatma! ​Türkiye, diplomaside eşine az rastlanır bir "çelişkiler yumağı" ile karşı karşıya. Trump’ın Ankara’daki sesi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, sadece bir diplomat değil, aynı zamanda kökleri Lübnan’a uzanan bir "ABD'ye göç eden Hristiyan Maruni" asıllı Amerikan vatandaşı. Ancak Barrack’ın son dönemdeki performansı, ne diplomatik nezaketle ne de etik değerlerle bağdaşıyor. ​Kendi Köklerine Sırt Dönen Barack'ın "İsrail Sessizliği" ​Tom Barrack, Lübnan asıllı bir aileden gelmesine rağmen, İsrail’in Lübnan’ın egemenliğini hiçe sayan saldırıları karşısında sergilediği tutumla tar...

Egemenliğin ve Geleceğin Bayramı 23 Nisan: Karanlık Zihniyetlere Karşı Aydınlık Bir Manifestodur!

Resim
Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Ankara’da Birinci Meclis’in kapıları açıldığında sadece bir bina inşa edilmedi; bir halkın kaderi sarayların karanlık dehlizlerinden çıkarılıp milletin avuçlarına bırakıldı. kulislerden.blogspot.com olarak bugün, 23 Nisan’ın sadece bandolar ve törenlerden ibaret olmadığını, aksine tebaadan millete geçişin en sert ve en net hamlesi olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. ​Egemenliğin Tapusu Millete Tescillendi ​1920’de İstanbul’da irade felç olmuş, saltanat işgalcilerle pazarlık masasına oturmuşken; Anadolu’nun kalbinde "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sesleri yükseliyordu. Bu, Türk tarihinin gördüğü en büyük siyasi operasyondu. Egemenlik, asırlardır süregelen "tek adam" ve "hilafet" pençesinden sökülüp alındı. Atatürk’ün bu günü çocuklara emanet etmesi ise rastgele bir tercih değil; kurulan bu modern yapının bekasını, henüz zihinleri kirletilmemiş nesillere sigortalamaktı. ​Perde Arkasında...

İktidarın ‘İşine Bak’ Kibirine Sert Tepki: “Sistemi Çürüttünüz, Devleti Yok Ediyorsunuz!”

Resim
Meclis Genel Kurulu’nda tansiyon yükseldi; iktidar milletvekillerinin muhalefet milletvekillerine yönelik 'İşine bak!' çıkışları, parlamentoda sert bir 'insanlık ve devlet adamlığı' tartışmasına dönüştü. Muhalefetin, iktidarın güç zehirlenmesine ve hukuksuzluklara karşı yükselttiği 'Sistemi çürüttünüz, yarın sokakta yüzünüze bakmayacaklar' sözleri, Türkiye’nin içinde bulunduğu yönetim krizini bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, iktidarın denetim mekanizmalarına karşı takındığı sert tavır ve muhalefetin "sistem çürüdü" tepkilerine sahne oldu. MHP'li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın yönetimindeki birleşimde, AKP sıralarından yükselen "tehditkâr dil" ve muhalefetin iktidar vekillerine yönelik "gittikleri yerlerde çay bile vermeyecekler" çıkışı hafızalara kazındı. ​İktidar Sıralarında 'İşine Bak' Küstahlığı ​Tartışmanın fitili, İYİ partili bir muhalefet milletvekilinin kür...

Hafızamızdaki Kara Lekeler: Emek Düşmanlığının Kronolojisi!

Resim
Sekiz aydır alın teri kurumuş, sofrası boş kalmış madenciye uzanan el yardım değil, kelepçe oldu. İktidar, "yerli ve milli" söyleminin cilasını kazıdığında altından çıkan çıplak gerçeği bir kez daha kanıtladı. Devletin tüm aygıtları sermayeyi korumak için tahkim edilmiş, işçi ise bu düzenin sadece harcanabilir dişlisi olmuştur. ​Son sekiz aydır maaşlarını alamayan, çocuklarının rızkı için yollara düşen maden işçilerinin maruz kaldığı operasyonel gözaltılar, münferit bir "asayiş" olayı değil; siyasi iktidarın ekonomi-politik karakterinin en yalın özetidir. İktidar, emeğin hakkını aradığı her noktada yasayı bir adalet aracı olarak değil, sermayenin konforunu koruyan bir "baskı sopası" olarak kullanıyor. ​Bu tavır, iktidarın "istikrar" dediği şeyin aslında "ucuz ve uysal işgücü" düzeninin devamlılığı olduğunu tescillemiştir. Emek düşmanlığının kronolojisi ​Bu son olay, iktidarın işçi karşıtı sicilindeki ne ilk ne de son halk...

Seçim Takvimi Çıkmazı​: Anketler 'Yangın' Diyor, Külliye 'Zaman' İstiyor. Kaçışın Anatomisi!

Resim
Cumhur İttifakı’nın “Seçim 2028’de” ısrarının ardındaki sis perdesi aralanıyor. Anketlerdeki dramatik erime, derinleşen ekonomik kriz ve AKP'li Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylık düğümü, iktidarı “zaman kazanma” formülüne itiyor. Başkent kulislerinde yankılanan soru ise net: İktidar halkın iradesinden mi kaçıyor? ​Ankara’nın siyaset koridorlarında iktidar ortaklarının koro halinde seslendirdiği “erken seçim yok” beyanatları, dışarıdan bakıldığında bir kararlılık göstergesi gibi sunulsa da, veriler ve hukuki gerçekler bu tablonun ardında bir “zorunluluk hali” yattığını gösteriyor. 2026 yılı itibarıyla Türkiye’nin içine girdiği sosyo-ekonomik türbülans, iktidarı sandığı bir "çözüm" değil, bir "risk" olarak görmeye sevk etmiş durumda. ​ ​Araştırma verileri, iktidarın kalesinde ciddi çatlaklar oluştuğunu belgeliyor. Nisan 2026 verilerine göre, toplumun %83,4 gibi ezici bir çoğunluğunun ekonominin yönetiminden memnuniyetsiz olması, sadece muhalefetin değil...

Bakanlık Değil Geçiş Güzergahı. Hafıza Silindi Liyakat Can verdi!

Resim
MEB koltuğundaki her değişim, beraberinde getirdiği 'sistem sıfırlama' pratiğiyle öğrenci ve velileri öngörülemez bir belirsizliğe mahkûm edildi. Akademik özgürlüklerin ve liyakatin gerilediği bu süreçte, eğitim sistemi bir kalkınma kaldıracı olmaktan çıkmış; siyasi iradenin toplumsal mühendislik deneyleri için kullandığı bir laboratuvar haline geldi. Türkiye’nin geleceğini şekillendiren en kritik kurum olan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), son 22 yılda adeta bir "geçiş güzergâhına" dönüştü. AKP iktidarları boyunca tam 9 farklı ismin yönettiği bakanlık, her dönem değişen müfredat ve sınav sistemleriyle milyonlarca öğrenciyi ve veliyi belirsizliğe sürükledi. İstatistikler, eğitim politikalarının uzun vadeli bir devlet planlamasından ziyade, kişisel tercihlere ve kısa vadeli denemelere dayalı yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Sistemsizliğin Sistemi Erkan Mumcu ile başlayan ve günümüzde Yusuf Tekin ile devam eden süreçte; Hüseyin Çelik’ten Ziya Selçuk’a kadar her is...

Sınıfta 'Baş Tacı', Sokakta 'Hedef Tahtası' İktidarın Öğretmenle İmtihanı!

Resim
Aynı devletin memuru, aynı kanunun öznesi, ancak biri copun ucunda diğeri tebeşirin gölgesinde... Eğitimciyi 'güvenlik sorunu' olarak gören yönetim anlayışı, 657 Sayılı Kanun'u meydanlarda ikiye böldü. İşte 'kutsal meslek' söyleminden, sokaktaki müdahaleye uzanan o derin tezat... Türkiye’de kamu düzeninin temel taşlarını oluşturan iki meslek grubu, polis ve öğretmen, son yıllarda toplumsal hafızada sıkça karşı karşıya geldiği sahnelerle anılıyor. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi, yani teoride aynı hukuksal zemine basan ve aynı devletin bekası için çalışan bu iki kesim arasındaki "şiddet" merkezli temas, aslında bir asayiş olayından ziyade, iktidarın "devlet" ve "itaat" kavramları eleştiri konusu oldu. Kutsal Öğretmenden "Müdahale Edilen" Öğretmene Retorik düzeyde "Eğitim meşalesini taşıyan öğretmenlerimizi baş tacı ediyoruz" diyen AKP iktidarının özellikle son dönemde atanamayan öğretmenlerin ta...

Bayram Eşiğinde Tehlikeli Denklem: Saldırı İddiaları ve Rejim Tartışmaları Tesadüf mü?

Resim
Türkiye, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na hazırlanırken okul bahçelerinden yükselen silah sesleri ve ABD’li diplomatın "monarşi" övgüsü, Ankara kulislerini hareketlendirdi. Cumhuriyet’in temel felsefesini hedef alan bu eş zamanlı gelişmeler, "Koordineli bir psikolojik harp mi yürütülüyor?" sorusunu akıllara getirdi. ​Zamanlamadaki "kritik" kesişme Cumhuriyet’in varoluş sembolü olan 23 Nisan’ın 106. yılına günler kala, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan trajik okul saldırıları toplumda derin bir infial yarattı. Savcılık "bireysel eylem" tespiti üzerinde dursa da kulislerde, saldırıların yarattığı "güvenliksiz okul" algısının tam da bayram kutlamaları öncesine denk gelmesi manidar bulunuyor. ​Antalya’da Skandal, "Monarşi" Övgüsü Okullardaki yas havası sürerken, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamalar tartışmanın fitilini ateşledi. Barrack’ın ...

Eski Büyükelçiden Gündem Oluşturacak Açıklama: "İsrail -Türkiye Arasındaki Sert Söylemler Aslında Siyasi Bir Tiyatro"

Resim
Antalya Diplomasi Forumu'na katılan ABD'nin Donald Trump hükûmetinin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack'ın Orta Doğu için 'monarşi' önerisi diplomatik bir krize dönüşürken, emekli diplomat Engin  Solakoğlu, Barrack’ın sözlerini 'aşağılayıcı' olarak nitelendirerek; İsrail ve Türkiye arasındaki söz düellosunun bir retorikten ibaret olduğunu vurguladı. Katıldığı bir televizyon programına konuk olan emekli diplomat Engin Solakoğlu, ABD'nin Donald Trump hükûmetinin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack'ın, Orta Doğu için demokrasinin başarısız olduğunu savunarak, bölgeye "müşfik monarşiler" veya "güçlü liderlik rejimleri" önerdi. Barrack’ın bu sözleri Türkiye’de tepkilere neden olurken, emekli diplomat Engin Solakoğlu’ndan zehir zemberek bir analiz geldi. ​" İsrail ve Türkiye Arasındaki Söz Düellosu Bir Retorikten İbaret" Engin Solakoğlu, Barrack’ın açıklamaları arasında katıldığı tek bir noktaya dikkat çekerek, İsrail il...

​Ankara’da Eğitimci Tufanı: “Yusuf Tekin İstifa, Mesleğimiz Onurumuzdur!"

Resim
​Başkent bugün, son yılların en geniş katılımlı öğretmen eylemlerinden birine sahne oldu. Kolej Meydanı’ndan Güvenpark’a uzanan kortejde binlerce eğitimci, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve iktidarın eğitim politikalarına karşı tek ses oldu. ​Güvenpark ve Kolej kavşağında buluşan Eğitim-İş ve Eğitim-Sen gibi güçlü sendikaların öncülüğünde bir araya gelen binlerce öğretmen, "Eğitimde tasarruf olmaz, gelecekten çalınmaz!" diyerek Ankara sokaklarını kırmızı-beyaza boyadı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in son dönemdeki uygulamaları ve Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) sert bir dille eleştirildi. ​" Mülakata Hayır, Liyakate Evet! ​Ellerinde ve üstlerinde "Emek, Eylem, Direniş" yazılı yelekler ve sendika bayraklarıyla yürüyen eğitimciler, Bakan Yusuf Tekin’in "Mülakat gibi mülakat yapacağız" sözlerine tepki göstererek, mülakat sisteminin liyakati öldürdüğünü vurguladı. Eylemde sık sık "Yusuf Tekin istifa...

​Ekonomiden Eğitime, Adaletten Okullara: Türkiye’nin Sorunlar Sarmalı Geleceği Tehdit Ediyor!

Resim
Türkiye, ekonomik krizden adalet sistemindeki tıkanıklığa kadar pek çok sorunla boğuşurken, bu gerilimin en savunmasız halkası olan okullar alarm vermeye başladı. ASAL Araştırma’nın Mart 2026 verileri ve son dönemde eğitim kurumlarında artan şiddet vakaları, iktidarın politikalarının toplumsal dokuyu ne denli zedelediğini gözler önüne seriyor. ​Ekonomik buhran ve sosyal adaletsizliğin yarattığı gerginlik, artık okul koridorlarına ve sınıflara kadar taşmış durumda. Son dönemde artan okul saldırıları ve akran zorbalığı, sadece güvenlik zafiyetini değil, toplumdaki genel cinnet halinin yansımasını gösteriyor. Uzmanlar, iktidarın eğitimde liyakat yerine ideolojik tercihlere odaklanmasının, okullardaki rehberlik hizmetlerini zayıflattığını ve güvenlik açıklarını derinleştirdiğini vurguluyor. ​ Gençler sadece ekonomik geleceklerinden değil, en temel hakları olan "yaşam ve eğitim güvenliğinden" de endişe duyar hale geldi. Bu durum, anketlerde vatandaşların %42’sinin dile...

​Seçmenin Mesajı Okunmadı mı? AKP’nin ‘Engelleme’ Stratejisi Ters Tepiyor!

Resim
Vatandaşın sırtındaki ekonomik yükü hafifletmek amacıyla CHP’li belediyeler tarafından hayata geçirilen "ucuz su" hamleleri, iktidar kanadından gelen "engelleme" duvarına çarpıyor. Ankara’da Mansur Yavaş’ın halkın bütçesini koruma çabasına karşı yürütülen muhalefet tarzı, AKP’nin yerel seçimlerdeki kan kaybının temel nedenlerinden biri olarak görülüyor. ​ ​Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik darboğazda vatandaşın en temel hakkı olan suya erişim, yerel yönetimler ile merkezi iktidar arasında bir turnusol kağıdı işlevi görüyor. Geçmişte CHP'li İzmir Dikili belediyesi örneğinde görülen "ücretsiz/ucuz su" modellerinin bir benzeri Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş tarafından gündeme getirildi. Ancak karşısında AKP grubunu ve Osman Gökçek gibi isimlerin sert muhalefetini buldu. ​İndirim Neden Engellenmek İsteniyor? Ankara’da su ücretlerinde yapılan ve dar gelirliyi korumayı hedefleyen indirim talepleri, belediye meclislerinde ç...