Hafızamızdaki Kara Lekeler: Emek Düşmanlığının Kronolojisi!
Son sekiz aydır maaşlarını alamayan, çocuklarının rızkı için yollara düşen maden işçilerinin maruz kaldığı operasyonel gözaltılar, münferit bir "asayiş" olayı değil; siyasi iktidarın ekonomi-politik karakterinin en yalın özetidir. İktidar, emeğin hakkını aradığı her noktada yasayı bir adalet aracı olarak değil, sermayenin konforunu koruyan bir "baskı sopası" olarak kullanıyor.
Bu tavır, iktidarın "istikrar" dediği şeyin aslında "ucuz ve uysal işgücü" düzeninin devamlılığı olduğunu tescillemiştir.
Emek düşmanlığının kronolojisi
Bu son olay, iktidarın işçi karşıtı sicilindeki ne ilk ne de son halkadır. Geçmişte yaşananlar ise bugünkü polis müdahalesinin ideolojik altyapısını oluşturmaktadır.
Soma ve "Kader" Söylemi: 301 madencinin can verdiği katliam sonrasında, acılı madenci yakınını tekmeleyen müşavir görüntüsü, AKP'nin işçiye bakış açısının en somut sembolüdür. Adalet arayan aileler mahkeme kapılarında süründürülürken, sorumluların cezasızlık zırhıyla korunması sınıfsal bir tercihini göstermektedir.Grev Yasakları: "Milli güvenliği tehdit" bahanesiyle ertelenen (aslında yasaklanan) onlarca grev, anayasal bir hakkın sermaye lehine nasıl askıya alındığını göstermiştir. İşçinin en büyük kozu olan grev hakkı, patronların kâr kaybı yaşamaması adına bizzat Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle gasp edilmiştir.İş Cinayetlerinde "Dünya Liderliği"
İş sağlığı ve güvenliği önlemlerini "maliyet" gören patronlara sağlanan denetimsizlik konforu, Türkiye’yi iş cinayetlerinde Avrupa birinciliğine taşımıştır. İktidar, her ölümden sonra "fıtrat" ve "kader" kavramlarına sığınarak sermayenin ihmallerini dinsel bir örtüyle gizlemiştir.
Üçüncü Havalimanı Direnişi
Tahtakurularıyla dolu yatakhanelere, kötü yemeklere ve iş cinayetlerine itiraz eden havalimanı işçileri, bir gece baskınıyla gözaltına alınmış ve "iş ve çalışma hürriyetini ihlal" gibi ironik suçlamalarla tutuklanmıştı.
Devlet şirketleştiriliyor, emek mülksüzleştiriliyorAKP İktidarının bugün maden işçisine karşı takındığı sert tutum, devletin bir "anonim şirket" gibi yönetilme arzusunun sonucudur. Bu modelde vatandaş "müşteri", işçi ise "gider kalemi"dir.
Maden ocağındaki patronun borçları silinip teşviklerle ödüllendirilirken, hakkını arayan işçinin önüne jandarma barikatı kurulması; hukukun üstünlüğünün yerini "parası olanın hukuku"na bıraktığını belgelemektedir. İktidar, emeğiyle geçinen milyonlara şu mesajı vermektedir: "Sermayenin huzurunu kaçıranın, devletin gücünü karşısında bulacağı bir düzendeyiz."
Ancak unutulmamalıdır ki; sekiz aylık açlığın öfkesi, hiçbir operasyonla susturulamaz. Copla, kalkanla ve gözaltıyla bastırılmaya çalışılan şey sadece bir grup işçinin eylemi değil, bir toplumun adalet duygusudur. İktidar, sermayenin yanında saf tutarak kendi meşruiyet zeminini her geçen gün biraz daha aşındırmaktadır.
Ez cümle, madencinin bareti yerlerde sürüklenirken, o baretin altındaki onur değil; iktidarın "halkın yanındayız" iddiası ezilmektedir.
Yorumlar
Yorum Gönder