Kayıtlar

Emeğin Manifestosu: Birlik Olmadan Mücadele, Mücadele Olmadan Zafer Olmaz!

Resim
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı (Emek ve Dayanışma Günü), insanlık tarihinin en köklü mücadelelerinden birinin simgesi olarak emeğin onuru, birlik, dayanışma ve adalet arayışının evrensel manifestosudur. Aynı zamanda endüstri devriminin karanlık gölgesinde ezilen işçilerin, “Biz insanız, makine değiliz” diye haykırışının yankılandığı bir gündür. Kan ve Barutla Yazılan Bir Hak Mücadelesi Her şey 1886 yılının baharında, Amerika Birleşik Devletleri’nde başladı. Sanayi Devrimi’nin zirvesinde işçiler, günde 12-16 saatlik insanlık dışı çalışma sürelerine, düşük ücretlere ve tehlikeli koşullara mahkûm edilmişti. Chicago merkezli olmak üzere ülke çapında yaklaşık 300.000 ila 500.000 işçi, 1 Mayıs 1886’da “Sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat de canımız ne isterse” sloganıyla genel greve çıktı. Bu, sıradan bir grev değildi; insan onurunun sınırıydı. Louisville’de siyah ve beyaz işçilerin omuz omuza yürümesi, ırk ayrımcılığının duvarlarını bile geçici olarak yıkan ta...

Muhalif Belediyelere Yeni Kelepçe: Her Şirket İçin Saray Onayı!

Resim
Yerel yönetimlerin ekonomik özerkliğine darbe vuracağı gerekçesiyle tartışılan, belediye şirketlerinin kuruluşunu Cumhurbaşkanı onayına bağlayan yeni yasal düzenleme; muhalefet ve uzmanlar tarafından "yerel iradenin merkeze hapsolması" ve "demokratik vesayetin derinleşmesi" olarak nitelendiriliyor. Son dönemde TBMM gündemine gelen “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 17. maddesi, tartışmalı bir düzenlemeyi içeriyor. Teklife göre, belediyeler ve bağlı kuruluşları ile bunların kurduğu şirketler, yeni şirket kurma, dolaylı veya bedelsiz şekilde şirket edinme, hisse alma ya da kooperatiflere ortak olma işlemlerini Cumhurbaşkanı onayı olmadan gerçekleştiremeyecek.  CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, düzenlemeyi “açıkça bir izin rejimi” olarak nitelendirerek, “Belediyelerin ekonomik iradesi merkeze bağlanıyor. Bu, sandıktan çıkan yerel iradenin Saray’a teslim edilmesi anlamına geliyor” diyerek tepki göster...

Semt Hastanesi Kültürünün Son Kalesi: Andiçen Neden Bu Kadar Seviliyor?

Resim
Şehir hastanelerinin devasa koridorlarında kaybolan 'mahalle sıcaklığı', Ankara’nın kalbinde hayat bulmaya devam ediyor. Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Hastanesi Kolej Semt Polikliniği; hekiminden personeline kadar sergilediği üstün özveriyle, sadece bir sağlık merkezi değil, kapatılan semt hastanelerinin ardından halkın sığındığı bir 'şifa limanı' olduğunu kanıtlıyor. ​Ankara’nın en köklü yerleşim yerlerinden biri olan Kolej semtinde, Onkoloji Hastanesi’ne bağlı olarak hizmet veren Andiçen Semt Polikliniği, bugünlerde sadece bir sağlık merkezi değil, aynı zamanda mahalle kültürünün ve güvenli sağlık hizmetinin son kalelerinden biri olarak dikkat çekiyor. Günün her saati dolup taşan poliklinik, sunduğu nitelikli hizmetle semt sakinlerinin "göz bebeği" haline gelmiş durumda. ​Bir Fedakârlık Öyküsü: Poliklinik Personeli ​Andiçen Semt Polikliniği’ni benzerlerinden ayıran en büyük özellik, koridorlarında yankılanan o eşsiz özveri. Kapıdan girdiğini...

"Kullanmadığınız Elektriğin Faturasını Ödüyorsunuz!" Ozan Bingöl Milyarlık Vurgunu Tek Tek Anlattı

Resim
Vergi Uzmanı Ozan Bingöl, "Kapasite Mekanizması" adı altında özel enerji şirketlerine milyarlarca liralık kaynak aktarıldığını ileri sürerek; "Vatandaş hem kullandığı elektriğin hem de şirketin 'hazır beklettiği' ama üretmediği elektriğin bedelini ödüyor" dedi. " Hatalı Yatırımın Bedeli 35 Milyar TL" ​Katıldığı bir televizyon programında konuşan Ozan Bingöl, enerji sektöründeki planlama hatalarının faturasının vergi mükelleflerine çıkarıldığını savundu. Bingöl, "Kapasite Mekanizması" kapsamında bugüne kadar yaklaşık 35 milyar TL'lik bir kaynağın şirketlere aktarıldığını ifade etti. Bu ödemelerin gerekçesini ise şu sözlerle eleştirdi: ​"Siz yanlış yere, yanlış kapasitede yatırım yapıyorsunuz; %97 yanılma payı ile iş yapıyorsunuz, sonra 'ben kapasite kurdum ama çalıştıramıyorum' diyerek halktan para alıyorsunuz. Bu kabul edilemez." ​ "2.1 Milyar TL Eski Bürokratın Yönettiği Şirkete" ​Konuşmasında ...

AKP İktidarının Utanç Tablosu: Türkiye’de Artık Zengin Fakir Değil, Tok ve Aç Var!

Resim
Yıllardır süren yüksek enflasyon, alım gücünün erimesi ve zam dalgaları, Türkiye’yi derin bir geçim krizine sürükledi. Asgari ücret açlık sınırının altında kalırken, iktidarın yapısal reformlar yerine günübirlik ve popülist yaklaşımlarla yönettiği ekonomi, sokaktaki vatandaşın belini büküyor. Uzmanların büyük çoğunluğu ve halk, en acil sorunun ekonomik istikrarsızlık ve hayat pahalılığı olduğunda hemfikir. Türkiye’nin kronik sorunları arasında sosyal, siyasal ve hukuksal katmanlar iç içe geçmiş olsa da, bugün sokak ve uzmanlar büyük ölçüde aynı noktada buluşuyor.  Ekonomik istikrarsızlık ve hayat pahalılığı . Bu sorun, diğer bütün sıkıntıların temelini oluşturuyor ve milyonlarca vatandaşın günlük hayatını doğrudan zehirliyor. Mart 2026 itibarıyla yıllık enflasyon %30’lar bandında seyrederken, gıda enflasyonu hâlâ %32-36 civarında. Bağımsız hesaplamalarda bu rakamlar daha da yüksek çıkabiliyor. TÜRK-İŞ’in Şubat 2026 verilerine göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlı...

Bilimin Sesi Kısılıyor, Göller Kuruyor: ​Unutmayın ki Petrolün Alternatifi Vardır Ama Suyun Yoktur!

Resim
​Türkiye, "su zengini" olduğu yönündeki eski ve tehlikeli bir mite sığınarak, tarihinin en büyük ekolojik krizlerinden birine doğru sürükleniyor. Bilimsel veriler ve kuruyan göller, AKP iktidarının mevcut çevre politikalarının "günü kurtarma" ötesine geçemediğini, su yönetiminde stratejik bir akıl tutulması yaşandığını açıkça ortaya koyuyor. ​İşte Türkiye’nin su karnesindeki kırıklar ve iktidarın görmezden geldiği çarpıcı gerçekler: ​" Göl Marmara" Örneği ​Uzmanlar, AKP iktidarının su yönetimindeki başarısızlığının en somut ve trajik örneği olarak, Manisa’daki Göl Marmara örneğini veriyor ve bunun bir ekosistemin idam fermanı olarak değerlendiriyor. Bir zamanlar "kuş cenneti" olan ve binlerce balıkçının geçim kaynağı olan göl, yanlış sulama projeleri ve suyun yanlış yönetimi yüzünden tamamen kurudu. ​Ekoloji uzmanları, göl kururken seyirci kalan yönetimin, şimdi o alanı tarıma açma peşinde olduğunu, bu su kaynağını korumak yer...

Günü Kurtaran Nakit, Geleceği İpotek Eden Akit: Milli Servet 'Yollar ve Köprüler' Seçim Masasında!

Resim
​Türkiye’nin ulaşım ağının omurgasını oluşturan otoyollar, çevre yolları ve tarihi köprülerin özelleştirme kapsamına alınması tartışmaları da beraberinde getirdi. Uzmanlar ve kamuoyu, bu stratejik varlıkların devrinin sosyal devlet ilkesiyle çeliştiğini ve uzun vadeli ekonomik kayıplara yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. İktidarın ekonomi politikaları kapsamında gündeme gelen otoyol ve köprü özelleştirmeleri, Türkiye’nin ulaşım vizyonunda köklü bir değişikliğe işaret ediyor. Aralarında eski Boğaz Köprüsü (15 Temmuz Şehitler) ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin de bulunduğu, maliyetini çoktan amorti etmiş kamu varlıklarının özel sektöre devri, "kamu yararı" ve "erişilebilirlik" ekseninde ciddi soru işaretleri doğuruyor. ​Sosyal Devlet ve Ulaşım Hakkı ​Ulaşım, modern dünyada anayasal bir hak olan seyahat özgürlüğünün temel bileşeni olarak kabul ediliyor. Kamu eliyle işletilen yolların özelleştirilmesi, bu hizmetin bir "kamu hizmeti...