Herkes Ev Sahibi Olacaktı, Milyonlar Baba Evine Mahkûm Oldu!
Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda, iktidarın ilk yıllarındaki o iddialı sloganları çok net hatırlıyoruz. "Herkesi ev sahibi yapacağız." O günlerde atılan temeller, inşaat sektörünü büyümenin motoru yapma iddiaları, birçoğumuza bir refah artışının habercisi gibi gelmişti.
Ancak "İnşaat ya Resulallah" mantığıyla, kenti betona boğan, ranta dayalı bu anlayışın faturasını bugün çok ağır ödüyoruz. Maalesef iktidarın en büyük karnelerinden biri olan konut sorunu, bugün çözülemez görünen kronik bir barınma krizine dönüştü.
Artık Türkiye’de barınma, Anayasal bir hak olmaktan çıkıp sermaye sahiplerinin paralarını koruduğu bir yatırım aracı haline geldi. Dar gelirli, emekli, genç... Kendi ülkesinde kiracı hatta evsiz konumuna düşürüldü. Tablonun vahametini anlamak için rakamlara ve sokaktaki insana bakmak yeterli.
Ekonomideki yanlış politikalar ve tetiklenen enflasyon sarmalı, konut piyasasındaki tüm dengeleri altüst etti. Öyle ki, Türkiye’deki kira artışları artık Avrupa’yı katbekat geride bırakmış durumda. Uluslararası raporlar, örneğin Deutsche Bank’ın araştırmaları, İstanbul’un dolar bazında kira artışlarında dünya zirvesine yerleştiğini belgeliyor.
Mutfaktaki yangın sokaktaki kiraya da yansıdı. Büyükşehirlerde ortalama bir daire kirası, asgari ücreti ve hatta en düşük emekli maaşını fersah fersah geride bıraktı.
Bugün İstanbul’da ortalama bir konutun kirası 40 bin TL sınırını aşmış durumda. Milyonlarca insan, sabah akşam ter dökerek kazandığı maaşının yarısından fazlasını, hatta tamamını sadece başını sokacağı bir eve vermek zorunda kalıyor.
Tablonun ardındaki soğuk rakamlar, ne yazık ki sokaktaki insan hikâyelerinde büyük birer trajediye dönüşüyor. Kiraların tavan yapması, 1+1 dairelerin bile lüks haline gelmesi çekirdek aile yapısını dahi çözdü. Gençler, yeni evli çiftler yüksek kiraları ödeyemediği için baba evine geri dönmek zorunda kalıyor. Birden fazla hane aynı çatının altında, o eski "gelin-kaynana" düzenine mecbur bırakılıyor.
Daha acısı da var.
Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlerde, en düşük emekli maaşıyla ev kiralamanın imkansızlaşması yüzünden parklarda, günlük otel odalarında yaşam mücadelesi veren emeklilerimizin haberlerini içimiz acıyarak okuyoruz.
İktidarın başında "ev sahibi yapacağız" dediği halk, bugün mülksüzleşiyor. Türkiye’de ev sahipliği oranları son yıllarda %67’lerden %56’lara kadar geriledi; kiracı ordusu ise hızla büyüdü. Konut kredisi faizleri ve maliyetleri o kadar yükseldi ki, alt ve orta gelirli bir vatandaşın ev alması artık hayal bile değil. Piyasada dönen nakit alımlar ise konutu bir barınma aracı olmaktan çıkarıp, parası olanların enflasyondan kaçış limanı yaptı.
Bugün yaşanan barınma krizi, sıradan bir ekonomik veri hatası değildir. Bu, yıllardır sürdürülen kamusal sorumluluğu terk etme politikasının, TOKİ’nin sosyal konut üretmek yerine piyasaya uymasının ve arsa spekülasyonlarına göz yumulmasının acı sonucudur.
Betonun ve rantın altına gömülen şey sadece binalar değil; milyonlarca insanın geleceği, huzuru ve adalet inancıdır.
Sosyal devletin "ben buradayım" demesi gereken bugünlerde krizin taraflarına sırtını dönmesi, bu ülkenin insanını kendi vatanında yabancı kendi evinde kiracı konumuna getirmiştir. Eğer bu kronik barınma krizi acilen hak temelli bir yaklaşımla ele alınmazsa, iktidarın geride bırakacağı en büyük enkaz, mülksüzleşen ve geleceği çalınan bir nesil olacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder