Kayıtlar

Köşe Yazısı: Cengiz Aldemir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

​Bakan Komisyondan Kaçtı, Enflasyon Arkasından Baktı!

Resim
Ekonomi yönetimi denildiğinde aylardır kulağımıza fısıldanan ezber hep aynıydı: " Rasyonel zemin, sabır, rasyonelleşme politikaları ve uluslararası güven... " Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in başına geçtiği günden bu yana pazarın tıkır tıkır işleyeceği, tahtaların temizleneceği ve nihayet "akla uygun" bir ekonomi politikasıyla düzlüğe çıkacağımız vaat ediliyordu. ​Ancak bugün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaşananlar, bu cilalı teorinin sahadaki ve Meclis’teki gerçeklikle çarpıştığında nasıl da tuz buz olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Muhalefet milletvekillerinin halkın cebindeki yangını, vergideki adaletsizlikleri ve uygulanan kemoterapi misali ağır programın faturasını somut rakamlarla yüzüne vurmasını hazmedemeyen Sayın Bakan, ezberi bozulunca salonu terk etmeyi seçti.  ​Demokrasinin ve parlamenter denetimin kalbi olan Meclis komisyonları, bakanların gelip "ben dedim oldu" diye tebliğde bulunduğu kürsüler değil; milleti...

​Popülist Kibir Çöküyor, Domino Taşları Devriliyor!

Resim
​Tarih bazen öyle bir viraj alır ki, yıllardır beton gibi sağlam durduğunu sandığınız o kaba, öfkeli duvarlar birdenbire çatırdamaya başlar. Washington’dan gelen son sandık sonuçları, yalnız ABD siyasetinin değil, dünya genelinde kulakları sağır eden bir kibirle ortalıkta dolaşan sağcı, gerici ve ırkçı rejimlerin de ayak seslerinin kesilmeye başladığının en net habercisi oldu. ​Çünkü sandık, o bildik ezberi bir kez daha bozdu. Donald Trump ve arkasına taktığı o küresel öfke korosu, Amerika'daki kritik seçimlerde sandıkta ağır bir hezimete uğradı. "Ben oy pusulasında yoktum" diyerek topu taca atmaya çalışanlar, halkın o sert ve net "Yeter" çığlığını duymamazlıktan gelemezler artık. Bu sadece bir parti yenilgisi değil; korkuyla, ötekileştirmeyle, duvarlarla ve milliyetçi hamasetle dünyayı parsellemeye çalışan o karanlık zihniyetin duvara çarpma anıdır. ​Amerika’daki bu sert rüzgâr, okyanus ötesinde uzun süredir sırtını Washington’daki bu rüzgâra daya...

Sanayi Bitti, Çarklar Ranta Dönüyor!

Resim
​Kürsüye çıkıp parlak tablolar, devasa ihracat rakamları ve "uçuyoruz" masalları anlatmak kolay. Zaten meclis salonlarında her bütçe döneminde aynı nakaratı dinliyoruz. Bakan Bey çıkıyor, sanki İsviçre’de ya da Güney Kore’de bir ekonomi yönetiyormuş gibi harika bir tablo çiziyor. "AR-GE şöyle arttı, teknoloji böyle uçtu, dev fabrikalar kuruldu" diyor.  Peki, el insaf; bu kadar harika giden bir ekonomide, bu kadar büyüyen bir sanayide bizim sokaktaki insanımız, esnafımız, işçimiz neden bunlardan bir gram refah görmüyor?   ​Kâğıt üzerinde hazırlanan o süslü sunumlar, maalesef saatin tik-takları gibi geriye sarılan hayatların gerçeğini gizleyemiyor.  Bugün Türkiye’nin sanayisi resmen can çekişiyor; adı koyulmamış ama derin bir "erken sanayisizleşme" süreci yaşanıyor. Millî gelirimiz içindeki imalat sanayisinin payı yüzde 22'lerden yüzde 15'lere kadar gerilemiş durumda. Fabrikalar kepenk kapatıyor, tırlar artık yeni hammadde getirmek için d...

​Özel'e Kurulan Tezgâhlar Çökerken, ''Kalem Çölleri''nde Maskesi Düştü!

Resim
​Siyasetin mutfağından servis edilen son "kumpas menüsü", ucuz roman senaryolarını fersah fersah geride bırakıp absürt bir mizah şovuna dönüştü. Ortaya atılan iddialara bir bakın: Elinde valiz dolusu dövizlerle belediye başkanlarının kapılarını aşındıran "gizemli" figürler, duvara bırakılıp tüyenler, lüks otel odalarında el değiştiren hediye paketleri... Senaryo o kadar amatörce ve acemice kurgulanmış ki, insan hayretten çok gülmeden edemiyor. Duruma bakıp "Bir çay içip o çantayı da bari bir kenara bıraksaydın" diyecek bir mizah anlayışıyla yaklaşmak lazım; çünkü başka türlü bu akıl tutulmasını izah etmenin imkânı yok. ​Yerel seçimlerde büyükşehir belediyelerinin çoğunu kazanarak iktidarı hezimete uğratan Yeni Parti Lideri Özgür Özel’i hedefe koymak adına sahneye konulan onca tezgah ve altmışı aşkın sahte iftira girişimi nasıl havada kaldıysa, bu son Mustafa Sarıgül etrafındaki senaryolar da aynı akıbete uğradı. ​Ne paranın seri numarası var, n...

​"Biz Bu Topraklara Ne Yaptık?"

Resim
Dün akşam pencerenin kenarında, dışarıdaki gri ve ağır havaya dalıp gitmişken televizyon izleyen yaşlı annem ekranda art arda geçen sel, toprak kayması ve kuraklık haberlerini gösterdi ve  " Oğlum,"şu televizyondaki sel ve yıkım haberlerini görünce içim parçalanıyor. Eskiden ne böyle bir yağmur yağardı ne de ortalık böyle afetler görürdü... Biz bu topraklara ne yaptık böyle?" diye sordu. Annemin o masum ve kaygılı bakışları, bu konuda daha önce eleştirel birçok haber yazan bir gazeteci olarak beni yerime çiviledi. O an fark ediyorum ki, doğanın çığlıklarını sadece birer "haber malzemesi" yapmışım. Onu bu hale getirenleri eleştirirken bile araya hep o soğuk mesafeyi koymuşum. Oysa mesele sadece haber yapmak değil, annemin o saf sorusundaki acı gerçeğin ta kendisiyle yüzleşmekmiş. ​Bugün size kendi penceremden, doğanın yerine koyarak değil ama onunla aynı havayı soluyan, annesinin o haklı kaygısını yüreğinde hisseden biri olarak seslenmek istiyorum. ...

​Ritmi Olan Toplumlar Makbuldür!

Resim
Zaman zaman bazı ilahiyatçılar veya yazarlar, İslami açıdan dans etmenin, çalgı çalmanın veya bazı eğlence türlerinin mekruh ya da haram olduğuna dair görüşler paylaşarak hayatı daraltan, çağdışı bir perspektif sunarlar. Oysa dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren kulak verdiğimiz o ilk ses, kalbimizin attığı ritimdir. Anne karnındaki sükûneti bozan o ilk gümbürtü, varoluşumuzun en eski müziğidir. Kimi bir flütün nefesinde, kimi toprağa vuran ayak seslerinde kendini bulur. ​Peki, bu köhne ve yasakçı zihniyetin aksine, neden "ritmi olan, dans eden toplumlar makbuldür?" ​Ben her zaman, bir toplumun ruhunu anlamak için kütüphaneleri kadar meydanlarına ve danslarına da bakılması gerektiğine inanırım. Sözcüklerin tükendiği yerde dans devreye girer; çünkü dans, bedenin en dürüst dilidir. Ritmi olan bir toplumda birey kabuğundan çıkar; ayaklarını yere vururken toprağın, kollarını uzatırken de özgürlüğün tadına varır. Bedenin özgürleştiği yerde zihin de prangalardan kurtul...

​Yoğun Bakım Kapılarında Sönen İradeler: Türkiye’de Hasta Hakları!

Resim
​Geçen gün bir arkadaşım, hastanede yatan ablasının odasında yaşananları gözleri dolu dolu, bizzat yaşayarak anlattı; o an kelimeler boğazıma düğümlendi. Arkadaşımın bilinci yerinde olan ablası, bir devlet hastanesinin soğuk koridorlarında, "Ben yoğun bakıma gitmek istemiyorum, o odada kalmak istemiyorum. Beni oraya götürmesinler" diye yalvarmış, bedeniyle ve sözleriyle buna açıkça karşı koymuştu. Ne yazık ki arkadaşımın ve hasta ablasının  bu net iradesine ve itirazlarına rağmen o odaya götürüldüğü ve çok geçmeden oradan acı haberinin geldiğini öğrendim. ​Arkadaşımın, hastane odasındaki çaresizliği aktarırken kurduğu her cümle, Türkiye'deki devlet hastanelerinde insan hayatının ve en temel iradenin nasıl bir çırpıda harcandığının acı bir kanıtıydı sanki. ​Akademik ve hukuki incelemeler, hasta haklarının modern bireyin en temel, vazgeçilmez insani değerlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Anayasamızın 17. maddesi, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ha...

Üniversitelerden Mahallelere Sırbistan Bize Ne Söylüyor?

Resim
Son günlerde Sırbistan’dan gelen haberleri okurken, insanın içinden gayri ihtiyari "Hey gidi günler bu da mümkünmüş" demek geliyor. Oradaki öğrenciler ve yurttaşlar, yukarıdan aşağıya işleyen, liderlerin iki dudağı arasına sıkışmış geleneksel siyaset çarkına razı olmadılar. Üniversite kürsülerinden mahallelere uzanan plenumlar (Tüm Üyelerin Katıldığı Toplantı) kurmuşlar; yani herkesin söz alabildiği, kararların tartışarak ve uzlaşmayla alındığı devasa bir doğrudan demokrasi sofrası oluşturmuşlar. ​Üstelik bu işi sadece lafta bırakmamışlar. 250 kişilik milletvekili listesini bile öyle bir süzgeçten geçirmişler ki, ne iktidarın eski kadrolarına ne de yerleşik muhalefetin tepe yöneticilerine kapı açmışlar.  Listeyi fakülte fakülte, kent kent dengeli bir şekilde dağıtıp birbirlerini denetletmişler. Sonuçta ortaya profesörlerin, işçilerin, sanatçıların ve aktivistlerin yer aldığı gerçek bir halk temsilciliği çıkartmışlar. ​Programlarının özü ise cuk oturuyor diyebili...

İktidarın Bütçe Çelişkisi Ortaya Çıktı!

Resim
​Bütçe görüşmelerinin başladığı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nun da yaşananlar, Türkiye’nin ekonomik ve idari tablosunun durumunu tam olarak ortaya koyuyor.  ​Komisyon tutanaklarına da giren en sert tartışmalardan biri, son dönemde binlerce vatandaşı mağdur eden fon süreci üzerinden yaşandı. Yüz milyarlarca liralık büyüklüğe ulaşan bu süreçteki kayıplar ve denetim mekanizmalarının işletilip işletilmediği bütçe görüşmelerine de yansıdı.   ​Tartışmalar sırasında, fonlarda yaşanan kayıpların ve yatırımcıların düştüğü durumun ele alınış biçimi dikkat çekiyor. Bir tarafta enflasyondan korunmak için bu araçlara yönelen dar gelirli vatandaşların mağduriyeti dile getirilirken, diğer tarafta denetim mekanizmalarının zayıflığına ve bürokratik sorumluluklara dikkat çekiliyor. Muhalefet milletvekilleri, devletin kritik kurumlarının bu süreçte yeterli koruyucu adımı atamadığını ısrarla savunmaya devam ediyor. ​ Bakın üzerinde durulan bir diğer konu ise, vergi artışlarının ...

Erenlerin Dilinden İktidar Sahiplerine Tarihi Mesajlar!

Resim
Gönlüm yorgun, gözüm sokaktaki vatandaşın boş kalan filesinde. Dünün erenleri, dervişleri bu topraklardan geçeli asırlar oldu ama bıraktıkları sözler, bugünün tablosuna öyle bir ayna tutuyor ki... Kaygusuz Abdal’dan Pir Sultan’a, Yunus’tan Kul Himmet’e kadar o bilge ozanlar halkın derdini dert edinmiş, haksızlığa karşı dimdik durmuşlardı. Bugün aramızda olsalardı, muhtemelen tahtlarında kurulanların hâline bakar, sazın telini en sertinden vururlardı. ​Çarşıya pazara çıktığımda karşılaştığım manzara bana hep o dervişlerin dilini hatırlatıyor. İnsanlar bir lokma ekmek peşinde ömür tüketirken, bir avuç imtiyazlı kesimin bolluk içinde yüzmesi, hak ve adalet terazisinin nasıl da şirazesinden çıktığını gösteriyor. ​Yunus Emre’nin o meşhur dizesi kulaklarımda çınlıyor: " Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?" Dünya malına tapınanları, elindekini haksızca çoğaltanları işte bu dizelerle uyarıyor bilge ozan. Bugün ülkeyi yönetenlerin zihniyeti de bundan pek fa...

Emeklisini Açlığa Mahkûm Edenlerin İflası!

Resim
​ Ülkenin gündeminden bir an olsun düşmeyen fon krizinin yankıları sürerken, televizyon ekranlarında beliren son dakika şeritleri yıllardır halı altına süpürülen en büyük sosyal yaramızı bir kez daha gözler önüne serdi. Emeklilik sistemi, telafisi güç bir çöküşün eşiğinde. Haber bültenlerinden taşan bu acı tablo, krizler ülkesine dönüştürülen Türkiye'de sosyal devlet ilkesinin artık resmen iflas bayrağını çektiğini acı bir şekilde yüzümüze çarpıyor. ​Küresel Emeklilik Endeksi verileri, ülkemizdeki emeklilik sistemini hem gelir yeterliliği hem de uzun vadeli sürdürülebilirlik açısından Avrupa’nın son basamağına yerleştiriyor. SGK uzmanlarının ve uluslararası raporların altını çizdiği bu tablo, yıllardır sürdürülen ekonomi ve sosyal güvenlik politikalarının duvara çarptığını net bir şekilde gösteriyor. Peki, milyonlarca insanı açlık sınırının yarısına mahkûm eden, sistemi çıkmaza sokan bu noktaya nasıl geldik? İktidarın bu alandaki yapısal ve tercihe dayalı yanlışları ort...

​Adaletin Sessiz Çarkı Dönmeye Devam Ediyor!

Resim
​Toplumdaki çürümenin yanı sıra siyasetteki ikiyüzlülüğe şahit olduğumuz bu günlerde, siyaset bilimcilerin üzerinde hemfikir olduğu temel bir gerçeğin altını özellikle çizmek isterim: "Meşruiyetini yasalar ve halkın iradesinden alan, ancak zamanla hukuku kendi çıkarları doğrultusunda araçsallaştıran baskıcı rejimler, ne kadar kudretli görünürlerse görünsünler, tarihin akışı içinde kaçınılmaz bir çöküşe mahkûmdurlar." ​ Diktatörler şanlı saraylarında ya da kaskatı kesilmiş tören meydanlarında kendilerini yenilmez sanabilirler; ancak bu, yalnızca yaklaşan sonun acemice sahnelenen bir perdesidir. Tarih, zorbalığın surlarının ne kadar yüksek olduğuna değil, adaletin çarkının ne kadar sessiz ve derinden öğüttüğüne odaklanır. ​ Baskıcı rejimlerin en büyük yanılgısı, kudretlerini sınırsız zannetmeleridir. Sokaklardaki sessizliği bir rıza sanırlar; oysa o sessizlik, fırtına öncesindeki tekinsiz, derin ve boğucu suskunluktur. Tarih; halkının sesini bastıran, yasaları k...

Bu Gemi Artık Yürümüyor!

Resim
​Meclis kürsüsünden yükselen sesler, sadece bugünün krizlerini değil, bu ülkenin yarınlarını gasbeden bir akıl tutulmasını gözler önüne seriyor. İktidar, her eleştiriyi "hizmete gölge düşürme" refleksiyle karşılarken; asıl gölgenin, bizzat akıldan, bilimden ve adaletten uzaklaşmaktan düştüğünü görmek istemiyor.  Oysa mesele ne bir siyasi çekişme ne de hamasi bir tartışmadır; mesele doğrudan bu ülkenin hayatta kalma meselesidir. ​Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük bariyer, liyakatsizliğin devletin omurgasını kemirmesidir. İşin ehli olanların değil, talimatın ehli olanların başköşeye kurulduğu bir sistemde, ne ekonomideki çarklar sağlıklı döner ne de alınan kararlar halkın yararına olur. Diplomaların, liyakatin ve tecrübenin rafa kaldırıldığı bir düzen, sadece bugünü değil, genç nesillerin umudunu da bu topraklardan göç ettiriyor. Beyin göçü dediğimiz facia, aslında bu iktidarın kendi elleriyle yarattığı en büyük stratejik ihanettir. ​ Aynı tablo tarımda da karşımı...

​Kurtuluş’un Hafızası Yasak Tutmaz: Madenciden Kadına, Şimdi Sıra Kalemde!

Resim
Ankara’da her sokak bir tarihe çıkar derler ama Kurtuluş Meydanı ve yanı başındaki o ulu ağaçlı Kurtuluş Parkı başka bir dilden konuşur. Birçoğu için burası sadece sabah yürüyüşlerinin yapıldığı, yeşillikler içinde nefes alınan, çay içilip iki lafın belinin kırıldığı sıradan bir yerdir. Oysa bu topraklara ayak basmış, adaletin ve özgürlüğün peşinde yollara düşmüş olanlar iyi bilir: Kurtuluş, Başkent’in atan damarı, susturulmak istenenlerin gür sesidir. ​ Yıllardır bu meydan, hak aramanın ve direnmenin en yalın şahididir. Zonguldak’ın karasına ömrünü adamış, yerin yüzlerce metre altından alın teriyle çıkıp hakkını arayan madencinin bastığı topraktır burası. Harç zamlarına, geleceksizliğe karşı "Geleceğimiz satılık değil!" diye bağıran gençlerin kucaklaştığı sığınaktır. Ve en çok da kadınların... Şiddete, eşitsizliğe, ev içi baskıya ve yaşam haklarının gasp edilmesine karşı mor bayraklarıyla meydanı gelincik tarlasına çeviren, "Yaşamak istiyoruz!" çığlığıy...

​Gece Sürprizi Tutmadı: Muhalefet İktidara Geri Adım Attırdı!

Resim
​Son dönemde binlerce insanımızı doğrudan etkileyen, hayallerini ve birikimlerini ellerinden alan fon krizi, hemen hemen herkesin yüreğini sızlatıyor. Birikimlerini korumaya çalışan, çocuğunun geleceğini veya emeklilik planını bu fonlara bağlayan vatandaşlarımız günlerdir derin bir belirsizlik ve endişe içinde. ​ Geçtiğimiz günlerde Meclis Genel Kurulu’nda bu konuyla ilgili yaşananlar ise bize çok önemli bir gerçeği bir kez daha hatırlattı. Demokrasi ve Meclis çatısı, sadece oy verilen bir yer değil; hakkın, hukukun ve yurttaşın sığınacağı en son kale olduğunu bir kez daha ortaya koydu. ​Dün gece geç saatlerde,  iktidar kanadından Genel Kurul’a sunulan o son dakika fon önergesi hepimizin malumu...  Getirilen sürpriz teklif, kriz derinleşmeden önce parasını çekmek isteyen ancak işlemleri tamamlanamayan binlerce küçük yatırımcıyı adeta kapsama alanı dışında bırakıyor ve mağduriyet çemberini daha da daraltıyordu. "Mağduriyetleri gideriyoruz" iddiasıyla yola çıkıp gec...

Bütçe İflas Sinyali Veriyor!

Resim
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2027 yılı bütçe görüşmeleri başladı. Ekonomi yönetimleri ne kadar süslü cümleler kurarsa kursun, vaatler ne kadar parlak ambalajlara sarılırsa sarılsın; günün sonunda gerçeği söyleyen tek bir şey var o da bütçedeki soğuk ve somut rakamlar. Açıklanan son veriler, kamu finansmanındaki tablonun artık sürdürülemez bir noktaya dayandığını net bir şekilde gözler önüne seriyor. ​2026 yılının ilk dokuz ayına baktığımızda, adeta bir rekorlar zinciriyle karşı karşıyayız. Bütçe açığı tam 1 trilyon 840 milyar liraya ulaştı. Bu rakamın büyüklüğünü ve yaratılan tahribatı anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yok; geçmişe bakmak yeterli. ​Dokuz ayda verdiğimiz bu 1,84 trilyon liralık devasa açık; 2009-2022 yılları arasındaki 14 yılda oluşan toplam bütçe açığının neredeyse iki katı. Başka bir ifadeyle; koskoca 14 yılda biriken yükün iki katını, mevcut yönetim sadece 9 ayda üretmeyi başardı! Üstelik geçen yılın aynı döneminde 1 trilyon 217 milyar lira ol...

Gençlerin 'Bilet' Aradığı Ülkede İktidarın Masalları Sökmez!

Resim
Bu ülkede her sabah aynı soruyla uyanıyoruz: " Bugün neye, ne kadar zam geldi?" ​Artık rakamların, istatistiklerin veya süslü grafiklerin hiçbir hükmü kalmadı. Çünkü gerçek istatistik TÜİK’in sayfalarında değil; akşam pazarına çıkan teyzenin filesinde, ay sonunu getiremeyen emeklinin hesabında, market raflarında fiyat etiketlerini değiştirmekten yorulan kasiyerin gözlerinde yazıyor. ​ Geçim derdi öyle bir boyuta ulaştı ki, artık hayat pahalılığını tartışmıyoruz; hayatın ta kendisini erteleme mücadelesi veriyoruz. Bir restoranda bir çorba içmenin, bir arkadaşla kahve içip iki çift laf etmenin bile "lüks" kategorisine girdiği bir Türkiye var karşımızda. İnsanlar yaşamıyor, sadece günü kurtarıyor. Peki, bizi bu noktaya getiren kararları alanlar bu durumu görmüyor mu?  Görmüyorlar. Çünkü yönetenlerin gerçekliği ile vatandaşın sofrası arasındaki bağ kopalı çok oldu. Sorunun en acı tarafı ise sadece bu ayı veya bu yılı değil, yarınlarımızı da kaybediyor oluş...

Denetlenmeyen Güç Yozlaştırır: Parlamenter Sistemi Neden İstemeliyiz?

Resim
​Bugün Türkiye’de karşı karşıya olduğumuz ekonomik darboğaz, hukuk sistemindeki güven kaybı ve sosyal devlet mekanizmalarının aşınması tek bir ana kaynağa, yani sistem sorununa dayanmaktadır. ​Bütün kararların tek bir merkezde toplandığı, denge ve denetim mekanizmalarının devre dışı kaldığı bir yapıda ne ekonomide öngörülebilirlik ne de adalete güven sağlanabilir. Günlük polemiklerin sığlığına kapılmadan bu hayati konuyu bıkmadan gündeme getirmek, parlamento muhabirliği yapmış bir gazetecinin sorumluluğudur. ​Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi; yalnızca kanun yapılan bir bina değil, adil bir yönetimin, sosyal devletin ve toplumsal huzurun en temel güvencesidir. ​Güçler ayrılığını koruyan ve parlamentoyu merkeze alan ülkeler, toplumsal ve ekonomik istikrarı çok daha kolay sağlamaktadır. Dünyaya baktığımızda bunun çarpıcı örneklerini görmek mümkündür. ​İşte Almanya; 2. Dünya Savaşı öncesinde gücün tek bir elde toplandığı Nazi rejiminin yarattığı yıkıcı felaketi ve tek adam yö...

​Meclis Koridorlarında Unutulan Akıl: "Kestirmeden Kanun" Devri!

Resim
Parlamento veya Meclis ne demektir?  Meclis, iktidar gücünün tek elde toplanmadığı yönetim sistemlerinde ortaya çıkan hayati bir kurumdur. Meclisin etkin olduğu rejimlerde denge ve denetleme mekanizmaları çalışır. Yürütme organı, günün sonunda Meclise hesap vereceğini bildiği için muhalefetin sesine kulak verir. Meclis; iktidarın ve muhalefetin konuşarak, uzlaşarak ve ortak akılla halkın sorunlarına çözüm arayacağı en önemli platformdur. Bu süreçte özellikle komisyonlar, uzlaşıya ulaşmak ve ortak aklı harekete geçirmek için kritik zeminlerdir. ​Ancak 2018 yılında geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CBHS), yani Türk tipi yönetim anlayışı, Meclisi ne yazık ki giderek işlevsiz kılmıştır. Son yıllarda yasama kalitesindeki belirgin düşüşün temel nedeni bu sistemdir. CBHS ile birlikte Mecliste şeffaf ve nitelikli bir tartışma ortamı yerine; yalnızca çoğunlukçu, yani "parmak sayısını" dikkate alan bir yasama anlayışı egemen olmuştur. ​Meclis koridorlarını arşınlayan,...

Ne Kayyum Bariyeri, Ne Baskı: Gerçeğin Yalın Sesi Susturulamaz!

Resim
AKP iktidarının doğru ve gerçek haber yapan medyanın sesini kısmaya, alanını daraltmaya çalıştığı bu dönemde; mesleğimin onurunu ve sorumluluğunu korumak adına haberciliği kendi bloğumda, sansürsüz ve korkusuzca sürdüren bir gazeteci olarak açıkça ifade etmeliyim ki; bugün gerçeklerin üzerine çöken bu ağır örtüyü yırtıp atmak ve her şeye rağmen durum tespiti yapmak zorundayız. ​AKP iktidarının göreve geldiği ilk günden bu yana adım adım ördüğü medya düzeni, zamanla bağımsız haberciliği bir uzlaşma alanı değil, açıkça bir “düşman hukuku” nesnesi haline getirdi. Yalnızca iktidarın söylemlerini yineleyen ve güce biat eden devasa bir basın makinesi yaratılırken; kamuoyunu bilgilendirme görevinden taviz vermeyen, yolsuzlukları, usulsüzlükleri ve doğruları sorgulayan bağımsız gazetecilik ise sistemli bir cezalandırma mekanizmasıyla karşı karşıya bırakıldı. ​ Sadece son birkaç günde yaşananlar dahi bu baskının boyutunu gözler önüne sermeye yetiyor: ​Fon skandallarını ve iddiaları ...