Yoksulluk Barajda Kalıyor: Eğitimde Adalet Nerede Sayın İktidar?
Bir ülkenin en büyük sermayesi beton yığınları veya şatafatlı binaları değil; sınıflarda geleceği hayal eden, zihni sorularla dolu çocuklarıdır. Ne var ki bizler, yıllardır çocukluğumuzu ve gençliğimizi birkaç saatlik sınav kâğıtlarının soğuk gölgesine mahkûm ediyoruz.
Bir çocuk neden öğrenir? diye sormak lazım yöneticilere.
Tabi ki dünyayı anlamak, problem çözmek ve kendi geleceğini inşa etmek için.
Biz ne yapıyoruz?
Onlara düşünmeyi değil, şıklar arasında sıkışıp kalmayı öğretiyoruz.
Müfredatımız hâlâ ezberci, eleştirel düşünmeden uzak, dijital dünyanın hızına ayak uyduramayan, analitik becerilerden yoksun.
Tabii ki bu şekilde bir nesil yetiştirip küresel dünyada harikalar yaratmalarını onlardan bekleyemezsiniz. Eğitim, sınav takvimlerini değiştirmekten ibaret değil, düşünceyi özgürleştirmek ve beceri kazandırmaktır.
Üstelik bu kurgunun içinde derin bir adaletsizlik büyüyor. Uluslararası ve ulusal eğitim raporları, ailelerin sosyoekonomik düzeyi ile çocukların sınav başarısı arasındaki doğrudan ilişkiyi açıkça ortaya koyuyor.
Ancak düşünmemiz gereken ve düşündürücü olan şey ise; Türkiye'de en yüksek ve en düşük sosyoekonomik dilimdeki öğrenciler arasında akademik başarı açısından 80 ila 110 puana ulaşan devasa bir uçurum bulunuyor. Ülkenin çoğunluğunu oluşturan yoksul ailelerin çocukları yetersiz fiziksel imkânlar, ders materyali eksikliği ve fırsat yoksunluğuyla mücadele ederken; zengin ailelerin çocukları ise özel dersler, nitelikli eğitim imkânları ve teknolojik donanımla yarışa kilometrelerce önde başlıyor. Şehirler, okullar ve sosyal kesimler arasındaki bu imkân farkı kapatılmadığı sürece ortada adil bir yarıştan söz edilemez.
Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak devletin bir lütfu değil, asli görevidir.
Bu derin adaletsizliğin bir diğer boyutu ise yıllardır üvey evlat muamelesi gören mesleki eğitimdir. Bugün sanayide, teknolojide ve hizmet sektöründe usta da bulunamıyor, uzman da. Çünkü biz meslek liselerini yıllarca bir başarısızlık etiketi olarak sunduk. Oysa üretim çarklarının dönmesi bu liselerin ayağa kaldırılmasına bağlıdır. Meslek liselerinin itibarını iade etmek, onları çağın teknolojisiyle donatmak ve üretimin kalbi haline getirmek kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Ve en acısı... Bütün bu engelleri aşıp kendini yetiştirebilen pırıl pırıl genç beyinlerimiz, hayallerini ve geleceklerini yurt dışında arıyor. Sayın yöneticiler; Bir ülkenin yetişmiş evlatlarının bavulunu toplayıp gitmesi, o ülke için en büyük yenilgidir. Gençlerimize kendi topraklarında katma değer üretebilecekleri, liyakatin esas alındığı ve emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir zemin sunmak zorundasınız. Umutsuzluk yüzünden yaşanan bu beyin göçü durdurulmazsa, yarın bu ülkeyi ileriye taşıyacak tek bir akıl bile bulamayacağız.
Sorumluluk makamında oturanlara açıkça seslenmek gerekiyor: Günü kurtaran politikalarla veya göz boyayan vaatlerle eğitim yönetilemez. Yarınlarımızı kaybetmek üzereyiz. Müfredatı ezberden kurtarıp beceriye dayalı hale getirmek, yoksul ile zengin çocuk arasındaki başarı uçurumunu kapatmak, mesleki eğitimi ayağa kaldırmak ve gençlerimize bu ülkede bir gelecek hissettirmek için vaktimiz tükeniyor. Ya bu uyanışı bugün gerçekleştireceksiniz ya da yarının karanlık tablosunun vebalini ödeyeceksiniz.
Yorumlar
Yorum Gönder