Kayıtlar

Haber: Cengiz Aldemir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Muhalif Belediyelere Yeni Kelepçe: Her Şirket İçin Saray Onayı!

Resim
Yerel yönetimlerin ekonomik özerkliğine darbe vuracağı gerekçesiyle tartışılan, belediye şirketlerinin kuruluşunu Cumhurbaşkanı onayına bağlayan yeni yasal düzenleme; muhalefet ve uzmanlar tarafından "yerel iradenin merkeze hapsolması" ve "demokratik vesayetin derinleşmesi" olarak nitelendiriliyor. Son dönemde TBMM gündemine gelen “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 17. maddesi, tartışmalı bir düzenlemeyi içeriyor. Teklife göre, belediyeler ve bağlı kuruluşları ile bunların kurduğu şirketler, yeni şirket kurma, dolaylı veya bedelsiz şekilde şirket edinme, hisse alma ya da kooperatiflere ortak olma işlemlerini Cumhurbaşkanı onayı olmadan gerçekleştiremeyecek.  CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, düzenlemeyi “açıkça bir izin rejimi” olarak nitelendirerek, “Belediyelerin ekonomik iradesi merkeze bağlanıyor. Bu, sandıktan çıkan yerel iradenin Saray’a teslim edilmesi anlamına geliyor” diyerek tepki göster...

Semt Hastanesi Kültürünün Son Kalesi: Andiçen Neden Bu Kadar Seviliyor?

Resim
Şehir hastanelerinin devasa koridorlarında kaybolan 'mahalle sıcaklığı', Ankara’nın kalbinde hayat bulmaya devam ediyor. Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Hastanesi Kolej Semt Polikliniği; hekiminden personeline kadar sergilediği üstün özveriyle, sadece bir sağlık merkezi değil, kapatılan semt hastanelerinin ardından halkın sığındığı bir 'şifa limanı' olduğunu kanıtlıyor. ​Ankara’nın en köklü yerleşim yerlerinden biri olan Kolej semtinde, Onkoloji Hastanesi’ne bağlı olarak hizmet veren Andiçen Semt Polikliniği, bugünlerde sadece bir sağlık merkezi değil, aynı zamanda mahalle kültürünün ve güvenli sağlık hizmetinin son kalelerinden biri olarak dikkat çekiyor. Günün her saati dolup taşan poliklinik, sunduğu nitelikli hizmetle semt sakinlerinin "göz bebeği" haline gelmiş durumda. ​Bir Fedakârlık Öyküsü: Poliklinik Personeli ​Andiçen Semt Polikliniği’ni benzerlerinden ayıran en büyük özellik, koridorlarında yankılanan o eşsiz özveri. Kapıdan girdiğini...

"Kullanmadığınız Elektriğin Faturasını Ödüyorsunuz!" Ozan Bingöl Milyarlık Vurgunu Tek Tek Anlattı

Resim
Vergi Uzmanı Ozan Bingöl, "Kapasite Mekanizması" adı altında özel enerji şirketlerine milyarlarca liralık kaynak aktarıldığını ileri sürerek; "Vatandaş hem kullandığı elektriğin hem de şirketin 'hazır beklettiği' ama üretmediği elektriğin bedelini ödüyor" dedi. " Hatalı Yatırımın Bedeli 35 Milyar TL" ​Katıldığı bir televizyon programında konuşan Ozan Bingöl, enerji sektöründeki planlama hatalarının faturasının vergi mükelleflerine çıkarıldığını savundu. Bingöl, "Kapasite Mekanizması" kapsamında bugüne kadar yaklaşık 35 milyar TL'lik bir kaynağın şirketlere aktarıldığını ifade etti. Bu ödemelerin gerekçesini ise şu sözlerle eleştirdi: ​"Siz yanlış yere, yanlış kapasitede yatırım yapıyorsunuz; %97 yanılma payı ile iş yapıyorsunuz, sonra 'ben kapasite kurdum ama çalıştıramıyorum' diyerek halktan para alıyorsunuz. Bu kabul edilemez." ​ "2.1 Milyar TL Eski Bürokratın Yönettiği Şirkete" ​Konuşmasında ...

Günü Kurtaran Nakit, Geleceği İpotek Eden Akit: Milli Servet 'Yollar ve Köprüler' Seçim Masasında!

Resim
​Türkiye’nin ulaşım ağının omurgasını oluşturan otoyollar, çevre yolları ve tarihi köprülerin özelleştirme kapsamına alınması tartışmaları da beraberinde getirdi. Uzmanlar ve kamuoyu, bu stratejik varlıkların devrinin sosyal devlet ilkesiyle çeliştiğini ve uzun vadeli ekonomik kayıplara yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. İktidarın ekonomi politikaları kapsamında gündeme gelen otoyol ve köprü özelleştirmeleri, Türkiye’nin ulaşım vizyonunda köklü bir değişikliğe işaret ediyor. Aralarında eski Boğaz Köprüsü (15 Temmuz Şehitler) ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin de bulunduğu, maliyetini çoktan amorti etmiş kamu varlıklarının özel sektöre devri, "kamu yararı" ve "erişilebilirlik" ekseninde ciddi soru işaretleri doğuruyor. ​Sosyal Devlet ve Ulaşım Hakkı ​Ulaşım, modern dünyada anayasal bir hak olan seyahat özgürlüğünün temel bileşeni olarak kabul ediliyor. Kamu eliyle işletilen yolların özelleştirilmesi, bu hizmetin bir "kamu hizmeti...

Devletin Koruması Gereken Çocuklar Devlet Eliyle Şiddet Görüyor: Okulda Öğretmen, Sokakta Polis!

Resim
Saha Araştırmaları Merkezi SAMER tarafından hazırlanan "1 Ocak - 31 Mart 2026 Çocuklara Yönelik Şiddet Vakaları İncelemesi" raporu, yılının ilk üç ayını kapsayan basın taraması sonuçları, çocuklara yönelik şiddetin yalnızca bireysel vakalar olmadığını, aksine kurumsal ve yapısal bir sorun haline geldiğini ortaya koydu.  Rapor, çocukların en güvenli olması gereken okul ve güvenlik birimleri gibi alanlarda dahi ciddi risk altında olduğunu gösteren çarpıcı bulgular içeriyor.   ​Kurumsal Failler Öne Çıkıyor Öğretmenler ve Kolluk Kuvvetleri ​Raporun en dikkat çekici kısımlarından birini, şiddet faillerinin profili oluşturuyor. Faillerin belirlenebildiği vakalar incelendiğinde, kamu hizmeti yürüten kesimlerin çocuklara yönelik şiddetteki payı endişe verici düzeyde. ​Eğitim Ortamında İstismar  Belirlenebilen failler içinde öğretmenler %13,8 ile en üst sıralarda yer almakta. Cinsel istismar vakalarının %56,3 gibi büyük bir çoğunluğunda failin öğretmen...

İktidarın ‘İşine Bak’ Kibirine Sert Tepki: “Sistemi Çürüttünüz, Devleti Yok Ediyorsunuz!”

Resim
Meclis Genel Kurulu’nda tansiyon yükseldi; iktidar milletvekillerinin muhalefet milletvekillerine yönelik 'İşine bak!' çıkışları, parlamentoda sert bir 'insanlık ve devlet adamlığı' tartışmasına dönüştü. Muhalefetin, iktidarın güç zehirlenmesine ve hukuksuzluklara karşı yükselttiği 'Sistemi çürüttünüz, yarın sokakta yüzünüze bakmayacaklar' sözleri, Türkiye’nin içinde bulunduğu yönetim krizini bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, iktidarın denetim mekanizmalarına karşı takındığı sert tavır ve muhalefetin "sistem çürüdü" tepkilerine sahne oldu. MHP'li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın yönetimindeki birleşimde, AKP sıralarından yükselen "tehditkâr dil" ve muhalefetin iktidar vekillerine yönelik "gittikleri yerlerde çay bile vermeyecekler" çıkışı hafızalara kazındı. ​İktidar Sıralarında 'İşine Bak' Küstahlığı ​Tartışmanın fitili, İYİ partili bir muhalefet milletvekilinin kür...

Sınıfta 'Baş Tacı', Sokakta 'Hedef Tahtası' İktidarın Öğretmenle İmtihanı!

Resim
Aynı devletin memuru, aynı kanunun öznesi, ancak biri copun ucunda diğeri tebeşirin gölgesinde... Eğitimciyi 'güvenlik sorunu' olarak gören yönetim anlayışı, 657 Sayılı Kanun'u meydanlarda ikiye böldü. İşte 'kutsal meslek' söyleminden, sokaktaki müdahaleye uzanan o derin tezat... Türkiye’de kamu düzeninin temel taşlarını oluşturan iki meslek grubu, polis ve öğretmen, son yıllarda toplumsal hafızada sıkça karşı karşıya geldiği sahnelerle anılıyor. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi, yani teoride aynı hukuksal zemine basan ve aynı devletin bekası için çalışan bu iki kesim arasındaki "şiddet" merkezli temas, aslında bir asayiş olayından ziyade, iktidarın "devlet" ve "itaat" kavramları eleştiri konusu oldu. Kutsal Öğretmenden "Müdahale Edilen" Öğretmene Retorik düzeyde "Eğitim meşalesini taşıyan öğretmenlerimizi baş tacı ediyoruz" diyen AKP iktidarının özellikle son dönemde atanamayan öğretmenlerin ta...

Eski Büyükelçiden Gündem Oluşturacak Açıklama: "İsrail -Türkiye Arasındaki Sert Söylemler Aslında Siyasi Bir Tiyatro"

Resim
Antalya Diplomasi Forumu'na katılan ABD'nin Donald Trump hükûmetinin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack'ın Orta Doğu için 'monarşi' önerisi diplomatik bir krize dönüşürken, emekli diplomat Engin  Solakoğlu, Barrack’ın sözlerini 'aşağılayıcı' olarak nitelendirerek; İsrail ve Türkiye arasındaki söz düellosunun bir retorikten ibaret olduğunu vurguladı. Katıldığı bir televizyon programına konuk olan emekli diplomat Engin Solakoğlu, ABD'nin Donald Trump hükûmetinin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack'ın, Orta Doğu için demokrasinin başarısız olduğunu savunarak, bölgeye "müşfik monarşiler" veya "güçlü liderlik rejimleri" önerdi. Barrack’ın bu sözleri Türkiye’de tepkilere neden olurken, emekli diplomat Engin Solakoğlu’ndan zehir zemberek bir analiz geldi. ​" İsrail ve Türkiye Arasındaki Söz Düellosu Bir Retorikten İbaret" Engin Solakoğlu, Barrack’ın açıklamaları arasında katıldığı tek bir noktaya dikkat çekerek, İsrail il...

​Ankara’da Eğitimci Tufanı: “Yusuf Tekin İstifa, Mesleğimiz Onurumuzdur!"

Resim
​Başkent bugün, son yılların en geniş katılımlı öğretmen eylemlerinden birine sahne oldu. Kolej Meydanı’ndan Güvenpark’a uzanan kortejde binlerce eğitimci, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve iktidarın eğitim politikalarına karşı tek ses oldu. ​Güvenpark ve Kolej kavşağında buluşan Eğitim-İş ve Eğitim-Sen gibi güçlü sendikaların öncülüğünde bir araya gelen binlerce öğretmen, "Eğitimde tasarruf olmaz, gelecekten çalınmaz!" diyerek Ankara sokaklarını kırmızı-beyaza boyadı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in son dönemdeki uygulamaları ve Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) sert bir dille eleştirildi. ​" Mülakata Hayır, Liyakate Evet! ​Ellerinde ve üstlerinde "Emek, Eylem, Direniş" yazılı yelekler ve sendika bayraklarıyla yürüyen eğitimciler, Bakan Yusuf Tekin’in "Mülakat gibi mülakat yapacağız" sözlerine tepki göstererek, mülakat sisteminin liyakati öldürdüğünü vurguladı. Eylemde sık sık "Yusuf Tekin istifa...

​Ekonomiden Eğitime, Adaletten Okullara: Türkiye’nin Sorunlar Sarmalı Geleceği Tehdit Ediyor!

Resim
Türkiye, ekonomik krizden adalet sistemindeki tıkanıklığa kadar pek çok sorunla boğuşurken, bu gerilimin en savunmasız halkası olan okullar alarm vermeye başladı. ASAL Araştırma’nın Mart 2026 verileri ve son dönemde eğitim kurumlarında artan şiddet vakaları, iktidarın politikalarının toplumsal dokuyu ne denli zedelediğini gözler önüne seriyor. ​Ekonomik buhran ve sosyal adaletsizliğin yarattığı gerginlik, artık okul koridorlarına ve sınıflara kadar taşmış durumda. Son dönemde artan okul saldırıları ve akran zorbalığı, sadece güvenlik zafiyetini değil, toplumdaki genel cinnet halinin yansımasını gösteriyor. Uzmanlar, iktidarın eğitimde liyakat yerine ideolojik tercihlere odaklanmasının, okullardaki rehberlik hizmetlerini zayıflattığını ve güvenlik açıklarını derinleştirdiğini vurguluyor. ​ Gençler sadece ekonomik geleceklerinden değil, en temel hakları olan "yaşam ve eğitim güvenliğinden" de endişe duyar hale geldi. Bu durum, anketlerde vatandaşların %42’sinin dile...

​Seçmenin Mesajı Okunmadı mı? AKP’nin ‘Engelleme’ Stratejisi Ters Tepiyor!

Resim
Vatandaşın sırtındaki ekonomik yükü hafifletmek amacıyla CHP’li belediyeler tarafından hayata geçirilen "ucuz su" hamleleri, iktidar kanadından gelen "engelleme" duvarına çarpıyor. Ankara’da Mansur Yavaş’ın halkın bütçesini koruma çabasına karşı yürütülen muhalefet tarzı, AKP’nin yerel seçimlerdeki kan kaybının temel nedenlerinden biri olarak görülüyor. ​ ​Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik darboğazda vatandaşın en temel hakkı olan suya erişim, yerel yönetimler ile merkezi iktidar arasında bir turnusol kağıdı işlevi görüyor. Geçmişte CHP'li İzmir Dikili belediyesi örneğinde görülen "ücretsiz/ucuz su" modellerinin bir benzeri Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş tarafından gündeme getirildi. Ancak karşısında AKP grubunu ve Osman Gökçek gibi isimlerin sert muhalefetini buldu. ​İndirim Neden Engellenmek İsteniyor? Ankara’da su ücretlerinde yapılan ve dar gelirliyi korumayı hedefleyen indirim talepleri, belediye meclislerinde ç...

​​Dışlananların En Dışındakiler: Dom Toplumu Konteynerlere Hapsedildi!

Resim
Türkiye'de 6 Şubat depremlerinin ardından Malatya’da yaşam mücadelesi veren Dom toplulukları, barınmadan sağlığa kadar en temel kent haklarına erişimde yapısal engellerle karşılaşıyor. Roman Hafıza Çalışmaları Derneği'nin (Romani Godi) raporu, bu topluluğun kamu kayıtlarında dahi yer almadığını ve "kurumsal bir görünmezlik" içine itildiğini ortaya koyuyor.   ​Roman Hafıza Çalışmaları Derneği tarafından hazırlanan "Malatya'da Domların Kent Hakkına Erişim Raporu", deprem sonrası dönemde bölgedeki Dom topluluklarının yaşadığı derin eşitsizlikleri gün yüzüne çıkardı. Araştırma sonuçlarına göre, Malatya’daki Domlar ekonomik, sosyal ve kurumsal açıdan kentin çeperlerine itilmiş durumda.  Yok Sayılma Raporun en dikkat çekici bulgusu, kamu kurumlarının topluluğa yönelik yaklaşımı oldu. Bilgi edinme başvurusu yapılan 33 resmi kurumun 26’sı, kendi sorumluluk alanlarında hiç Roman veya Dom vatandaşın yaşamadığını iddia etti. Bu durum, toplul...

Acele Yasaya 'Şerhli' Fren: İnsan Hakları Komisyonu’nda Tansiyon Yüksek!

Resim
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesindeki alt komisyonlarda hazırlanan raporlar, iktidar ve muhalefet arasında sert tartışmalara neden oldu. Muhalefet partileri, hazırlanan taslaklara "sahadaki gerçekliği yansıtmadığı" gerekçesiyle kapsamlı şerhler düşerek hükümetin insan hakları karnesini sert bir dille eleştirdi. ​Komisyon çalışmalarında seslerini yükselten muhalefet temsilcileri, sunulan resmi raporların Türkiye’nin mevcut tablosunu gizlediğini ileri sürdü.  Eleştirilerin merkezinde iki temel başlık öne çıktı: ​Cezaevlerindeki Durum : Muhalefet vekilleri, cezaevlerinden gelen hak ihlali iddialarının raporlarda görmezden gelindiğini savundu. Özellikle hasta mahpusların durumu ve cezaevlerindeki fiziki koşulların uluslararası standartların altında olduğu vurgulandı. ​İfade Özgürlüğü : Son dönemdeki yargı kararlarının ifade özgürlüğünü kısıtladığını belirten muhalefet, yargının bağımsızlığına dair ciddi endişelerini rapor şerhlerine ekledi. ​" Et...

Konserden Tiyatroya Yasak Zinciri: AKP İktidarında Kültürde Daralan Özgürlük!

Resim
Hassasiyet” ve “milli manevi değerler” gerekçeleriyle artan konser iptalleri, tiyatro yasakları ve dijital denetimler, sanatın eleştirel ruhunu törpüleyerek oto-sansür duvarlarını yükseltirken, ifade özgürlüğünün sınırlarını giderek daraltıyor. Son yıllarda “hassasiyetler” ve “milli manevi değerler” kavramları, ucu açık bir denetim aracı haline gelerek sanatın temel taşı olan ifade özgürlüğünü giderek daha fazla tehdit eder duruma geldi. Konser iptalleri, tiyatro yasakları ve dijital platformlardaki yoğun denetimler, sanatçıları görünmez bir oto-sansür duvarı örmeye zorlamakta; eleştirel ve sorgulayıcı sanat anlayışı ise “hoşgörülebilir” sınırlar içinde muhafazakâr bir çerçeveye hapsolmakta.  Bu süreç, yalnızca bireysel sanatçıların kariyerlerini etkilemekle kalmamakta, toplumun kültürel çeşitliliğini ve demokratik tartışma zeminini de daraltıyor. Uzman raporları ve kamuoyuna yansıyan vakalar, bu eğilimin sistematik bir hal aldığını gösteriyor. Ö...

AKP’nin Enflasyon Faciası: Çiftçi Tarlada Ağlıyor, Halk Marketten Kaçıyor!

Resim
Türkiye, AKP’nin 23 yıllık iktidarında enflasyon canavarını yenemedi; aksine, bu canavar her geçen yıl daha da büyüdü. Resmi TÜİK verilerine göre Mart 2026’da yıllık enflasyon %30,9 seviyesinde açıklansa da bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) gerçek rakamı %56-63 bandında hesaplıyor. Halkın cebinde hissettiği enflasyon ise resmi rakamları ikiye katlıyor. Uzman ekonomistler ve köylülerin ortak tepkisi net: Sorunun kökeninde AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın heterodoks ekonomi politikaları yatıyor. Faiz lobisiyle mücadele iddiasıyla faizleri düşürmek, lirayı eritmek, tarımı çökertmek ve verileri manipüle etmek… Hepsi tek bir sonuç doğurdu: Kronik enflasyon ve halkın yoksullaşması.  Yanlış Para Politikası:  Erdoğan’ın “Faiz Sebep” Tezi Ekonomiyi Batırdı Ekonomist Mahfi Eğilmez, enflasyondaki sınırlı düşüşü “baz etkisi”ne bağlayarak sert eleştiriyor: “Beklenen düşüş gelmedi. 2025 sonunda %30,89 olan enflasyon şubatta yeniden %31,53’e çıktı. Petrol fiyatlarındak...

Yerel Seçimlerden İki Yıl Sonra: 85 Belediyede Seçmen İradesi Müdahaleyle Değiştirildi!!

Resim
TÜM-BEL SEN’in 2026 raporu acı tabloyu belgeledi. 31 Mart 2024’te halkın tercihiyle şekillenen belediyeler, iki yıl içinde kayyumlar, tutuklamalar ve siyasi transferlerle tanınmaz hale geldi. 8,8 milyondan fazla seçmenin iradesi 'idari işlemlerle' bypass edildi; yerel demokrasi fiilen askıya alındı. TÜM-BEL SEN’in verilerine göre: 30 belediyede seçilmiş belediye başkanları veya eş başkanlar doğrudan görevden alındı. Bu belediyeler arasında Van, Mardin gibi büyükşehirler de yer alıyor. 55 belediyede ise belediye meclis üyelerinin parti değiştirmesi veya meclis aritmetiğinin manipüle edilmesiyle yönetim fiilen başka partilere geçti. Bu 85 belediyede, 31 Mart 2024 seçimlerinde muhalefet adaylarının aldığı toplam oy 8 milyon 845 bin 767 olarak hesaplandı. Ortaya konulan rakam, Türkiye genelinde kullanılan geçerli oyların yaklaşık %20,5'ine karşılık geliyor. Başka bir ifadeyle, her 5 seçmenden birinin oyu bu müdahalelerle etkisiz hale getirilmiş oldu. Ayrıca raporda,...

BM'siz Bombalar, Uranyum Kalıntıları ve İç Savaşlar: NATO'nun Gerçek Yüzü!

Resim
Brüksel merkezli NATO, (North Atlantic Treaty Organization) ifadesinin kısaltmasıdır. Türkçesi Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü olan (NATO) ittifakı, 75 yılı aşkın süredir kendisini “savunma odaklı” bir örgüt olarak lanse etse de, soğuk savaş sonrası dönemde gerçekleştirdiği askeri müdahaleler, sivil ölümlerden başlayarak uzun vadeli bölgesel kaoslara kadar ağır bedeller ödetti. Kosovo’dan Libya’ya, Afganistan’dan Balkanlar’a uzanan bu “kötü örnekler”, NATO’nun BM onayı olmadan ya da yetkisini aşarak gerçekleştirdiği operasyonların, hedeflenen “insani yardım” yerine istikrarsızlık, ölüm ve göç dalgaları yarattığını gösteriyor. Kosova 1999 BM’siz Bombalama ve Uranyum Mirası 24 Mart 1999’da NATO, Yugoslavya’ya karşı 78 gün süren bir hava harekâtı başlattı. BM Güvenlik Konseyi onayı olmadan gerçekleştirilen bu operasyon, ittifakın “alan dışı” ilk büyük müdahalesiydi. Resmi rakamlara göre 489 ila 528 sivil öldü; Yugoslav kaynakları ise sivil ölümlerini binlerce olarak açıklıyor...

​Milletin Cebindeki "Kara Delik" Akaryakıt ve Doğalgaz Zamlarının Arkasındaki Skandal İddia!

Resim
​CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, Türkiye-Irak ham petrol boru hattı üzerinden gerçekleştirilen usulsüzlükleri ve bu yolsuzlukların faturasının doğrudan vatandaşın faturalarına nasıl yansıtıldığını çarpıcı rakamlarla ifşa etti. Türkiye, her geçen gün yeni bir zam dalgasıyla sarsılırken, CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’dan gündemi sarsacak bir açıklama geldi. CHP'li Yavuzyılmaz katıldığı bir televizyon programında, akaryakıt ve doğalgazdaki fahiş artışların sadece maliyetle açıklanamayacağını, iktidarın "yolsuzlukla açtığı hazine deliklerini" vatandaşın cebinden yamadığını iddia etti. ​"1 Milyar Dolar Buharlaştı" ​Yavuzyılmaz, Türkiye-Irak ham petrol boru hattı üzerinden, Irak Merkezi Hükümeti'nin izni olmaksızın yapılan bir ticareti gündeme taşıdı. İddiaya göre, bu ticaret kapsamında Jersey Adası’nda, BOTAŞ’a bağlı bir şirket görünümünde kurulan ancak AKP maharetiyle yönetilen bir paravan şirkete 2 milyar 101 milyon do...

​Meclis’te “İthalat Lobisi” Skandalı: “Tarım Bürokratları Yurt Dışında Şirket mi Kurdu?”

Resim
​TBMM Genel Kurulu’nda söz alan CHP Burdur Milletvekili İzzet Akbulut, Tarım ve Orman Bakanlığı bürokratları hakkında şoke eden bir iddiayı gündeme taşıdı. Akbulut, yerli üretici kan ağlarken bakanlık yetkililerinin yurt dışında kurdukları şirketler aracılığıyla ithalat rantı devşirdiklerini ileri sürdü. CHP'li Akbulut, kürsüden yaptığı konuşmada, Türkiye’deki tarımsal çöküşün perde arkasında “ticari faaliyet yürüten bürokratların” olduğunu iddia ederek iktidarı topa tuttu. ​“ Kendi Bürokratınız Kendi Çiftçinize Rakip Oldu” ​Konuşmasına, Türkiye’de tarım ve hayvancılığın bitme noktasına geldiğini vurgulayarak başlayan Akbulut, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndaki bazı üst düzey bürokratların görevlerini kötüye kullandığını savundu. Akbulut, " Tarım Bakanlığı bürokratlarının yurt dışında şirketleri olduğunu duyuyoruz. Bu bürokratlar, Türkiye’ye yapılacak ithalatın önünü açarak kendi kurdukları şirketler üzerinden rant sağlıyorlar " dedi. ​Yerli...

Sarayın Bürokratları İle İlgili Skandal İddialar!

Resim
​TBMM Genel Kurulu’nda söz alan CHP Kocaeli Milletvekili Mühip Kanko, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nda yaşandığını iddia ettiği usulsüzlükleri sert bir dille eleştirdi. Kanko; kamu araçlarının şahsi işlerde kullanılmasından, memurlara garsonluk yaptırılmasına kadar pek çok vahim iddiayı gündeme taşıdı. Devletin en kritik kurumlarından biri olan Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’ndaki iddiaları dile getiren Kanko, kurumda "israf ve kayırmacılığın" bir yönetim biçimi haline geldiğini savundu. ​" Devletin Aracıyla Düğün Konvoyu , Memura Garsonluk " Mühip Kanko, kurumdaki bazı yöneticilerin kamu kaynaklarını kendi şahsi çıkarları için fütursuzca kullandığını belirterek,  " Strateji ve Bütçe Başkanlığında kurulan israf ve kayırmacılık düzeni devlet ciddiyetini yerle bir etmiştir. Kamu araçlarının hafta sonları yöneticilerin şahsi işlerinde, düğün konvoylarında kullanıldığına dair ciddi duyumlar alıyoruz. Bu araçların yakıtı ...