Hukuk Tarihinde Görülmemiş İntihar: YSK Kendi Mührünü Yok Saydı!

​Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı için verdiği "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) kararı siyaseti derinden sarstı. Ancak asıl büyük kırılma, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) bu karara karşı CHP’nin yaptığı itirazı sadece iki saat içinde reddetmesiyle yaşandı.
​Bu ret kararı, sadece CHP’yi büyük bir belirsizliğe sürüklemekle kalmadı; seçimlerin nihai hakemi olan YSK’nın kendi kurumsal ağırlığını ve meşruiyetini de tartışmaya açtı. İşte YSK'nın kendi varlık zeminini zedeleyen ve başta hukukçular, barolar ve birçok sivil toplum örgütü, o kararın temel nedenlerinden birincisinin, "Kendi Verdiği Mazbatayı Boşa Düşürdü" şeklinde.
Bu kesimlerin ortak açıklaması ise
​,"Siyasi partilerin tüm kongreleri YSK’nın ve il/ilçe seçim kurullarının denetiminde yapılır. Seçilen her yönetici, bu resmi kurulların verdiği mühürlü mazbatalarla görevine başlar.
​CHP’nin bugüne kadar yaptığı tüm kongreler ve aldığı mazbatalar bizzat YSK denetiminden geçmişti. YSK’nın "Benim kurullarımın verdiği mazbatalar geçerlidir" diyerek kendi kararına sahip çıkamaması, kendi attığı imzayı ve resmi mührünü boşa düşürmesi anlamına gelir. Kendi meşruiyetini savunamayan bir yüksek kurul, hukuki ağırlığına büyük bir darbe vurmuştur."
​Bir diğer eleştiri başlığı ise, "YSK Anayasal Yetkisini Devretti" şekilinde.
​"Anayasa’nın 79. maddesine göre seçim süreçlerinde, kongrelerde ve bunlara yapılacak itirazlarda son sözü söyleme yetkisi kesin olarak YSK’nındır.
​Ancak YSK’nın, bir adli mahkemenin (Bölge Adliye Mahkemesi) seçim süreçlerine müdahale eden bu kararı karşısında pasif kalması, Anayasa’dan aldığı "üstün" yetkiyi koruyamadığını gösteriyor. Seçim hukukunun adli yargının vesayetine bırakılması, gelecekte tüm siyasi partilerin kongrelerinin mahkeme kararlarıyla kilitlenmesine yol açabilecek tehlikeli bir kapı aralamıştır."
​Üçüncü başlık ise, '"Hukuki Güvenlik' İlkesi Zedelendi" şeklinde.
"​Hukuki güvenlik, kurumların devletin resmi organlarınca yapılan işlemlere güvenebilmesi demektir. Siyasi partiler, YSK gözetiminde kurultay yapar, tüzük değiştirir ve seçimlere hazırlanır.
​YSK’nın bu çekimser tutumu, Türkiye’deki tüm siyasi partileri öngörülemeyen bir hukuki zemine itmiştir. Bir adli mahkeme kararıyla ana muhalefet partisinin yıllar içindeki tüm tasarrufları "yok hükmünde" sayılabiliyorsa ve seçimlerin en üst kurulu buna seyirci kalıyorsa, ülkedeki hiçbir siyasi sürecin hukuki güvencesi kalmamış demektir."
Özetle YSK'nın verdiği bu karar siyaset kulislerinde, "YSK, CHP’nin itirazını reddederek sadece bir siyasi partiyi yalnız bırakmadı; aynı zamanda kendisini de siyasi süreçlerdeki "son sözü söyleyen tek otorite" konumundan çıkardı. Bu karar, seçimlerin ve kongrelerin kaderini YSK’dan alıp adliye koridorlarına devretmiş, kurulun Türk demokrasi tarihindeki kurumsal inandırıcılığına gölge düşürmüştür." yorumlarıyla YSK'nın eleştiri odağı olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!