Kayıtlar

Yazı: Cengiz Aldemir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yerel Seçimdeki 'Protesto' Genel Seçimde 'Veto'ya mı Dönüşüyor?

Resim
​Türkiye siyaseti Haziran 2026 itibarıyla, 2023 yerel seçimleri’nin yarattığı "yeni normal" içerisinde şekilleniyor. İktidar bloğu (AKP-MHP) için temel mesele artık bir "seçim yönetmek" değil, "seçmenle kopan bağı yeniden kurmak" haline gelmiş durumda. ​2023 yılındaki yerel seçim sonuçları, Türkiye'de iktidar aleyhine bir "taban kayması" yaşandığını tescilledi. Bu durum, muhalefetin sadece belirli bölgelerde değil, Anadolu'nun genelinde de iktidar alternatifi olduğunu gösterdi. ​Cumhur İttifakı, ekonomik kriz ve alım gücü kaybı nedeniyle "sadık seçmen" profilini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Yerel seçimlerde iktidara karşı kullanılan "protesto oyları", genel seçimde de bir "yönetim değişikliği talebine" evrilmiş durumda. Seçmen, refah artışı görmediği sürece yerel seçimdeki bu kararlı duruşunu genel seçime de taşıma eğiliminde. ​ ​Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin getirdiği %50+1 zor...

Sandığın Yeni Efendisi Gençler Siyasetin Yeni Standartlarını Belirliyor!

Resim
​Türkiye, son yirmi yılda ideolojik bir kuşatmanın hem kurumsal hem de zihinsel etkilerini derinden hissetti. Devletin temel taşlarını yerinden oynatan bu süreç, sadece bir yönetim biçimi değil, bir 'zihniyet erozyonu' olarak karşımızda duruyor. Bu ideolojik tıkanıklıktan çıkışın reçetesi ise liyakat ve aklın yeniden tesisiyle ve değişimi talep eden genç kuşakların rasyonel bilgi temelli duruşunda saklı. Siyasal İslam’ın Türkiye’de yarattığı "ideolojik erozyon", sadece söylem düzeyinde kalmamış; devletin işleyişine, eğitimden ekonomiye kadar pek çok alana sirayet etmiştir. ​Modern devletlerde kamu kurumları, sınav ve tecrübe ile işler. Ancak siyasal İslamcı anlayışın baskın olduğu dönemlerde, bürokrasideki yükseliş kriterleri değişmiştir. Özellikle son yirmi yılda, üniversite rektörlerinden hastane yöneticilerine kadar liyakat yerine "parti aidiyeti" veya "cemaat yakınlığı" ön plana çıkmıştır. Bu durum, kurumların işleyiş kapasitesini d...

Doğa ve Halkla İnatlaşılmaz. Meydanlarda ve Yaylalarda "Biz İzin Vermezsek Olmaz"Sesleri!

Resim
​Ordu’nun eşsiz doğa harikası Perşembe Yaylası’nda yaşananlar, sadece bir coğrafyanın talana karşı korunması değil; aynı zamanda Türkiye’nin kronikleşmiş kutuplaşmış siyasi ikliminde, "ortak paydada buluşmanın" nasıl mümkün olduğunun en somut, en canlı kanıtı oldu. ​Yaylanın o kıvrım kıvrım mendereslerine, yeşiline ve geleceğine sahip çıkan halkın kararlı duruşu, sadece şirket yöneticilerine geri adım attırmakla kalmadı; Ankara’daki karar vericilere de "saha gerçekliğinin" ne olduğunu hatırlatan tarihi bir ders verdi. ​Perşembe Yaylası’ndaki süreç, yıllardır süregelen siyasi ayrışmaları bir kalemde silip atan, "yaşam hakkı" temelinde yükselen devasa bir toplumsal mutabakat yarattı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in mitinglerinde kendi tabiriyle 'eylemler'inde ortaya çıkan tablo, aslında Türkiye’nin aradığı reçeteyi sunuyor. Bir yanda çevre duyarlılığını ve emperyalizme karşı mücadele eden Türkiye İşçi Partili (TİP) gençler, diğer yanda ya...

Rantınız Batsın, Zeytinimiz Kalsın!

Resim
​Binlerce yıldır Akdeniz havzasının bereket sembolü, barışın ve ölümsüzlüğün simgesi olan zeytin ağacı, bugün Türkiye’de derin bir tartışmanın merkezinde yer alıyor. Kamuoyunda sıkça "zeytin düşmanlığı" olarak ifade edilen bu durum; aslında doğaya karşı bir nefretten ziyade, zeytinlik arazilerin yüksek ekonomik değerinin tetiklediği karmaşık bir rant ve sanayileşme çatışmasını yansıtıyor. Peki ​zeytinlikler neden hedefte? ​Zeytin ağaçlarına yönelik bu "düşmanca" yaklaşımların temelinde, bu ağaçların bulunduğu arazilerin sahip olduğu stratejik konum ve ekonomik potansiyel yatıyor. Zeytinliklerin çoğu, özellikle Ege Bölgesi'nde denize yakın, ulaşımı kolay ve "değerli" bölgelerde yer alıyor. Bu alanların turizm, konut veya sanayi tesisleri için "kullanılabilir" hale getirilmesi, büyük bir ekonomik kazanç beklentisini beraberinde getiriyor. Yine, zeytinlik alanların altındaki yer altı kaynakları (özellikle kömür madenleri)...

​İnsan Olmanın Duruşu ve Eğilmeyen Başların Sessiz Sözleşmesi!

Resim
Dostluk, insanın kendine seçtiği en kutlu kardeşlik bağıdır; tıpkı Ekrem İmamoğlu ile Özgür Özel’in siyasetin tozlu ve yorucu yollarında birbirlerine omuz vererek kurdukları o sarsılmaz bağ gibi.  Kan bağının ötesinde, ortak bir idealin çatısı altında ruhların birbirini tanıması ve aynı hizaya gelmesiyle şekillenen bu kardeşlik, dünyanın sırtını döndüğü zor zamanlarda birbirine sarsılmadan destek olmanın en somut örneğidir. ​İnsan onuru, bir başkasının önünde eğilmeyecek kadar kıymetli, hayatın fırtınalarına karşı dik durmayı gerektiren bir pusuladır. Bugün İmamoğlu’nun toplumsal beklentilerin ve büyük sorumlulukların ağırlığı altında sergilediği vakur tavır, Özgür Özel’in ise omuzlarındaki yükle siyasi arenada gösterdiği kararlılık; tam da bu onurlu duruşun yansımasıdır.  Onurlu bir lider için dik duruş, sadece bir tavır değil, bir varoluş biçimidir; ne haksızlığa boyun eğer ne de menfaat karşısında ruhunu satar. Eğilmeden, bükülmeden, toplumun adalet arayışına sa...

Sadece Paramız Değil, Geleceğimiz de Eriyor!!

Resim
​Bugünlerde Türkiye’yi konuşmak demek; döviz kurunu, market etiketlerini ya da siyasetin bitmek bilmeyen polemiklerini tartışmaktan ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bir toplumun gerçek sağlığı, sadece ekonomik göstergelerle ya da siyasi manevralarla ölçülemez. Asıl tehlike, manşetlere taşınmayan, akşam haberlerinde grafiklerle anlatılamayan o sessiz ve derinden gelen "yapısal aşınma"da gizli. ​Türkiye, son yıllarda sadece finansal bir sınav vermiyor; aynı zamanda bir "nitelik ve güven" sınavından geçiyor. ​Her köşe başına açılan üniversitelerimiz var ama "yetişmiş insan" açığımız tarihin en yüksek seviyesinde. Diplomalar çoğalırken, o diplomanın karşılığı olan liyakat ve kurumsal hafıza birer birer siliniyor. Gençlerimiz sadece daha iyi bir maaş için değil, adalet duygusuna ve emeğinin karşılık bulacağına dair inançlarını kaybettikleri için "başka kıyılara" bakıyor. Bu bir beyin göçünden öte; bu ülkenin "gri maddesin...

"Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz” Demişlerdi; Devlet “Hiçbiriniz” Dedi

Resim
6 Mayıs sabahı Türkiye’nin hafızasında yeniden kanayan bir yara olarak beliriyor. Tam 54 yıl önce, şafağın en karanlık vaktinde darağacına gönderilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, bedenleriyle birlikte bir dönemin umutlarını da astılar. Ancak onların ölümü, aynı zamanda dönemin faşist devlet anlayışının en çıplak yüzünü ortaya koydu. Muhalif gençleri “vatan haini” ilan edip idam sehpasıyla susturma, düşünceyi ve örgütlenmeyi boğma refleksi, " Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz” diyen ülkenin aydınlık yüzlü devrimci gençlerini faşist devlet yönetimi idam etti. Bu da Türkiye tarihinde utanç ve yüz karası bir dönem olarak yerini aldı. 6 Mayıs 1972… Ankara Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevi’nin avlusunda yankılanan son adımlar, yalnızca üç gencin sonu değildi. Askeri darbe döneminin yarattığı faşizan iklimde, “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” suçlamasıyla verilen idam kararları, yargı bağımsızlığından ziyade siyasi intikamın aracı haline getirilmişti.  Henüz yirm...

Yargıya Güven Dipte: Hukuki Öngörülebilirlik Eksikliği Yatırımları Caydırıyor!

Resim
Türkiye, Dünya Adalet Endeksi’nde 118. sıraya düştü: Uzmanlar, "noter makamı" haline gelen yargı sisteminin ve uygulanmayan AYM kararlarının bir sistem krizine dönüştüğü konusunda uyarıyor. Adalet, bir ülkenin en önemli güvencesidir. Ne yazık ki Türkiye’de hukuki öngörülebilirlik her geçen gün azalıyor. Aynı olaylarda farklı kararlar veriliyor, uygulamalar siyasi duruma göre değişiyor. Yargıya güven azaldıkça yatırımlar kaçıyor, işsizlik artıyor ve sosyal barış bozuluyor. Toplum kutuplaştıkça kurumlar yıpranıyor, vatandaşlar adalete olan inancını kaybediyor. Hukukun üstünlüğü, hepimizin ortak geleceğidir. Bağımsız, tarafsız ve öngörülebilir bir adalet sistemi için yapısal reformlar artık kaçınılmaz hale geldi. Çünkü adaletsizlik herkesi yoksullaştırır. Dünya Adalet Projesi (WJP) 2025 RaporuWJP’nin 2025 raporuna göre Türkiye, 143 ülke arasında 118. sıraya düştü. Hukukun Üstünlüğü sıralamasında artık gelişmiş ülkelerle değil, ciddi siyasi ve hukuki sorunlar yaşayan ...

Emeğin Manifestosu: Birlik Olmadan Mücadele, Mücadele Olmadan Zafer Olmaz!

Resim
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı (Emek ve Dayanışma Günü), insanlık tarihinin en köklü mücadelelerinden birinin simgesi olarak emeğin onuru, birlik, dayanışma ve adalet arayışının evrensel manifestosudur. Aynı zamanda endüstri devriminin karanlık gölgesinde ezilen işçilerin, “Biz insanız, makine değiliz” diye haykırışının yankılandığı bir gündür. Kan ve Barutla Yazılan Bir Hak Mücadelesi Her şey 1886 yılının baharında, Amerika Birleşik Devletleri’nde başladı. Sanayi Devrimi’nin zirvesinde işçiler, günde 12-16 saatlik insanlık dışı çalışma sürelerine, düşük ücretlere ve tehlikeli koşullara mahkûm edilmişti. Chicago merkezli olmak üzere ülke çapında yaklaşık 300.000 ila 500.000 işçi, 1 Mayıs 1886’da “Sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat de canımız ne isterse” sloganıyla genel greve çıktı. Bu, sıradan bir grev değildi; insan onurunun sınırıydı. Louisville’de siyah ve beyaz işçilerin omuz omuza yürümesi, ırk ayrımcılığının duvarlarını bile geçici olarak yıkan ta...

Egemenliğin ve Geleceğin Bayramı 23 Nisan: Karanlık Zihniyetlere Karşı Aydınlık Bir Manifestodur!

Resim
Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Ankara’da Birinci Meclis’in kapıları açıldığında sadece bir bina inşa edilmedi; bir halkın kaderi sarayların karanlık dehlizlerinden çıkarılıp milletin avuçlarına bırakıldı. kulislerden.blogspot.com olarak bugün, 23 Nisan’ın sadece bandolar ve törenlerden ibaret olmadığını, aksine tebaadan millete geçişin en sert ve en net hamlesi olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. ​Egemenliğin Tapusu Millete Tescillendi ​1920’de İstanbul’da irade felç olmuş, saltanat işgalcilerle pazarlık masasına oturmuşken; Anadolu’nun kalbinde "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sesleri yükseliyordu. Bu, Türk tarihinin gördüğü en büyük siyasi operasyondu. Egemenlik, asırlardır süregelen "tek adam" ve "hilafet" pençesinden sökülüp alındı. Atatürk’ün bu günü çocuklara emanet etmesi ise rastgele bir tercih değil; kurulan bu modern yapının bekasını, henüz zihinleri kirletilmemiş nesillere sigortalamaktı. ​Perde Arkasında...

Sıradan Hırsız Camdan, Siyasi Hırsız Sandıktan Girer!

Resim
Sürekli hırsızlık ve yolsuzluk gibi haberlere maruz kalmak toplumda bir "duyarsızlaşma" ve "kabullenme" eşiği yaratıyor. Hırsızlığın sıradanlaştığı yerde, soygun bir yaşam biçimi haline geliyor. Konu hırsızlık olunca hırsızların biri kilitleri kırarak mülkünüze el koyar, diğeri ise o kilitlerin anahtarını bizzat sizden alır. Modern çağın en büyük illüzyonu; cüzdanınızın boşalmasına rıza gösterip, bu mülksüzleştirme projesini "istikrar" diye alkışlamanızdır. ​Sıradan bir hırsız amatördür; somut bir nesneyi, örneğin telefonunuzu veya kiranızı çalar. Bu, doğrudan bir kayıptır ve telafisi hukuk düzeni içinde aranır. Ancak iktidar koltuğuna oturan "profesyonel" figürler, çalma işlemini sistemli bir estetik operasyona dönüştürür. Onlar sadece parayı değil; zamanı, liyakati ve bir gencin "Yurt dışına mı gitsem?" ikilemi arasındaki o masum gülümsemesini çalarlar. ​Buradaki en büyük trajedi, mülksüzleştirme sürecinin "kamu hiz...

Petrol İçin Her Şeyi Yakan Emperyalizm ve Yerli Satılıkları!

Resim
"Kan kokusu almış bir köpekbalığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir" diyen  İrlandalı Yazar George Bernard Shaw ' ın bu cümlesi, farklı bir açıdan bakıldığında bir teşhis değil, resmi bir ölüm ilanıdır aslında.  Yüz yıldır dünyanın dört bir yanına aynı vahşi açlıkla saldıran, fakat bu defa utanma duygusunu tamamen terk etmiş bir sistemin itirafnamesidir. Washington’ın Oval Ofis’inde oturan adam, artık ne demokrasi maskesi takıyor ne de “özgürlük getiriyoruz” yalanını mırıldanıyor. Artık açıkça konuşuyorlar: “Bizim ulusal çıkarlarımız”, “enerji güvenliği”, “stratejik kaynakların korunması”. Hepsinin ortak tercümesi tek kelime, PETROL. Ya da daha geniş çerçevede KAYNAK. Kimin toprağında, kimin denizinde, kimin dağının altında ne varsa, “bizim” olmalı. Nokta. Ve bu iğrenç açgözlülüğün peşine takılan kukla liderler ordusu…  Ah o zavallı, o midyeli, o satılık yüzler. Bir kısmı Londra’da, Paris’te, Brüksel’de yetişmiş, kravatları ipe...

"Türkiye Yüzyılı" Tabelasının Ardındaki Gerçek: Kurumsal İflas ve Sistemik Çöküş!

Resim
​İktidarın ekonomi ajandası, son yıllarda rasyonel bir kalkınma planından ziyade, belirli bir sermaye grubunu ayakta tutmaya yönelik bir "kaynak transferi" mekanizmasına dönüştüğü görülüyor. ​Şimdi sormak lazım, enflasyon bir tercih midir? Ekonomi uzmanlarına göre; bilimsel gerçeklerle inatlaşan faiz politikaları sonucu patlayan enflasyon, aslında halkın cebindeki paranın sessizce el değiştirmesi olarak ifade ediliyor. Dar gelirli "sabretmeye" davet edilirken, diğer taraftan kur korumalı mevduat ve düşük faizli kredilerle sermaye sınıfı ihya ediliyor.  TOKİ ve inşaat odaklı büyüme masalı, bugün milyonlarca insanı kendi ülkesinde "kiracı" bile olamayacak noktaya getirdi. İktidarın rant odaklı şehirleşme politikası, temel bir insan hakkı olan barınmayı, bir avuç yatırımcının kar kapısına kurban etti. ​Modern bir devletin ayakta kalmasını sağlayan "denetim ve denge" mekanizmaları, mevcut yönetim anlayışıyla birlikte neredeyse tamamen t...

Rakamların Ötesindeki Kriz: Vicdan ve Adalet

Resim
Bugünlerde Türkiye’nin ana gündemi, mutfaktaki yangın ve çarşı pazardaki etiketler. Ancak toplumun derinliklerinde, sadece rakamlarla açıklanamayacak kadar ağır bir erozyon yaşanıyor. Bizler enflasyon canavarıyla boğuşurken; uyuşturucu, çocuk hakları ihlalleri, eğitimdeki nitelik kaybı ve liyakat sorunu gibi "sosyal kanser" hücreleri sessizce yayılmaya devam ediyor. "​Ekonomik krizler gelir geçer" diyebilirsiniz. Ancak toplumsal ahlak ve vicdan zedelenirse, o enkazı kaldırmak nesiller sürer. Bugün uyuşturucu kullanım yaşının korkutucu boyutlara ulaştığı, okulların etrafındaki güvenliğin tartışılır hale geldiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Gençlerimizi sadece ekonomik darboğazdan değil, bu karanlık bağımlılık sarmalından da korumak zorundayız. ​Öte yandan, her gün bir yenisi eklenen çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddet vakaları, "cezasızlık algısı" ile birleştiğinde toplumdaki adalet duygusunu kökünden sarsıyor. Bir ülkede adalet ...

İktidarın "İç Cephe" Çelişkisi. Barış Çığlığı Altında Demokrasi Budaması!

Resim
Türkiye siyaseti, son dönemde iktidar kanadından yükselen "iç cepheyi güçlendirme" söylemleri ile ana muhalefet partisi (CHP) belediyelerine yönelik başlatılan hukuki süreçlerin yarattığı derin çelişkiyi tartışıyor. Toplumsal bütünleşme mesajlarının verildiği bir iklimde, seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması ve yargı kıskacına alınması, kamuoyunda "demokratik samimiyet sorgulamasına" neden oluyor. ​"Birlik" Söylemi Operasyonlara Çarpıyor ​Cumhur İttifakı’nın dış tehditlere karşı birleşme çağrısı yaptığı bir dönemde, Türkiye’nin en büyük yerel yönetim güçlerinden biri olan CHP’li belediyelere yönelik "şafak operasyonları" ve kayyum atamaları, siyasi analistler tarafından büyük bir tezat olarak değerlendiriliyor. Eleştirel kesimler, iktidarın tutumunu şu üç temel noktada hedef alıyor: ​Seçmen İradesi ve Milli İrade Çelişkisi : 31 Mart seçimlerinde halkın sandıkta ortaya koyduğu tercihin, idari ve adli kararlarla ...