"Türkiye Yüzyılı" Tabelasının Ardındaki Gerçek: Kurumsal İflas ve Sistemik Çöküş!
Şimdi sormak lazım, enflasyon bir tercih midir?
Ekonomi uzmanlarına göre; bilimsel gerçeklerle inatlaşan faiz politikaları sonucu patlayan enflasyon, aslında halkın cebindeki paranın sessizce el değiştirmesi olarak ifade ediliyor. Dar gelirli "sabretmeye" davet edilirken, diğer taraftan kur korumalı mevduat ve düşük faizli kredilerle sermaye sınıfı ihya ediliyor.
TOKİ ve inşaat odaklı büyüme masalı, bugün milyonlarca insanı kendi ülkesinde "kiracı" bile olamayacak noktaya getirdi. İktidarın rant odaklı şehirleşme politikası, temel bir insan hakkı olan barınmayı, bir avuç yatırımcının kar kapısına kurban etti.
Modern bir devletin ayakta kalmasını sağlayan "denetim ve denge" mekanizmaları, mevcut yönetim anlayışıyla birlikte neredeyse tamamen tasfiye edildi. Devlet kadrolarının, sınav puanlarına veya tecrübeye göre değil; siyasi aidiyete göre doldurulması, devletin "akıl" yürütme yetisini elinden almıştır. En kritik bakanlıklardan yerel yönetimlere kadar uzanan bu "aile ve eş-dost" ağları, liyakatli gençlerin ülkeden kaçışının baş sorumlusudur.
Hukukun, iktidarın rakiplerini tasfiye ettiği bir sopa haline gelmesi, sadece muhalefeti değil, ülkenin "gelecek güvenliğini" de yok etmiştir. Hukukun olmadığı yerde yatırım durur, yaratıcılık ölür ve toplumda "haklı olanın değil, güçlü olanın" borusu öter ki, bugün ülkede yaşanan da budur.
İktidarın sürdürülebilirliği, toplumu kutuplaştırmak ve ortak bir "gelecek hayali" kurmasını engellemek üzerine kurgulanmıştır. "Giderlerse gitsinler" yaklaşımı, bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felakettir. En iyi doktorların, mühendislerin ve sanatçıların terk ettiği bir Türkiye, iktidarın vasatlığa olan tutkusunun bir bedelidir.
Göç politikalarındaki belirsizlik ve kontrolsüzlük, toplumsal dokuyu geri dönülemez şekilde hırpalamaktadır. Bu durum, iktidarın stratejik bir hatası değil, kısa vadeli siyasi manevralar uğruna ülkenin uzun vadeli güvenliğini riske atmasıdır.
Türkiye’nin bugün yaşadığı kriz; sadece bir bakanın değişmesiyle veya geçici paketlerle çözülebilecek bir "yol kazası" değildir. Bu, 20 yıllık bir zihniyetin yapısal iflasıdır. İktidarın çözümü yine aynı yöntemlerde (daha fazla borç, daha fazla rant, daha fazla baskı) araması, sorunun kendisinin çözüm olamayacağının en büyük kanıtıdır.
Türkiye'nin ihtiyacı olan; devletin bir şahsın veya grubun malı olmaktan çıkarılıp, anayasasının 2. maddesinde vurgulandığı gibi; toplumun huzuru, insan haklarına saygılı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olmasıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder