Doğa ve Halkla İnatlaşılmaz. Meydanlarda ve Yaylalarda "Biz İzin Vermezsek Olmaz"Sesleri!
Ordu’nun eşsiz doğa harikası Perşembe Yaylası’nda yaşananlar, sadece bir coğrafyanın talana karşı korunması değil; aynı zamanda Türkiye’nin kronikleşmiş kutuplaşmış siyasi ikliminde, "ortak paydada buluşmanın" nasıl mümkün olduğunun en somut, en canlı kanıtı oldu.
Yaylanın o kıvrım kıvrım mendereslerine, yeşiline ve geleceğine sahip çıkan halkın kararlı duruşu, sadece şirket yöneticilerine geri adım attırmakla kalmadı; Ankara’daki karar vericilere de "saha gerçekliğinin" ne olduğunu hatırlatan tarihi bir ders verdi.
Perşembe Yaylası’ndaki süreç, yıllardır süregelen siyasi ayrışmaları bir kalemde silip atan, "yaşam hakkı" temelinde yükselen devasa bir toplumsal mutabakat yarattı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in mitinglerinde kendi tabiriyle 'eylemler'inde ortaya çıkan tablo, aslında Türkiye’nin aradığı reçeteyi sunuyor. Bir yanda çevre duyarlılığını ve emperyalizme karşı mücadele eden Türkiye İşçi Partili (TİP) gençler, diğer yanda yapılanlara isyan eden MHP’li gençler...
Yıllardır birbirine farklı ideolojik pencerelerden bakan yüzbinler, bu kez "doğa sevgisi","kadim topraklara sadakat", yapılan haksızlıklara hukuksuzluklara tepki bilinciyle yan yana geldi. Miting alanlarında birbirine karışan sesler şunu haykırıyordu: Vatandaş, siyasi rozetinden bağımsız olarak, yaşam alanına, müdahale edildiğinde yekvücut olabiliyor.
Bu tablo, şüphesiz Ankara’daki karar vericiler ve iktidar kanadı için de okunması gereken net bir mesaj içeriyor. "Ben yaptım oldu" anlayışıyla yürütülen projelerin, siyaset mühendisliğinin artık toplumun tüm katmanlarını ortak bir "itiraz odağı" etrafında birleştirdiği görülüyor.
Perşembe Yaylası örneği gösterdi ki; yerel halkın hassasiyetleri görmezden gelindiğinde, ideolojilerin ötesinde bir "halk direnişi" kendiliğinden filizleniyor. Şirketlerin ve destekçilerinin geri adım atması, toplumun denetim mekanizması doğru işletildiğinde, hiçbir gücün halkın iradesinden üstün olmadığını bir kez daha kanıtladı.
Perşembe Yaylası’ndaki bu zafer, sadece bir yaylayı kurtarmakla kalmadı; halka "hak arama" cesaretini yeniden aşıladı. Vatandaş, kendisini doğrudan ilgilendiren yanlış kararlarda, ideolojik ön yargılarını bir kenara bırakıp komşusuyla el ele verdiğinde, Türkiye’nin yönetim anlayışında ciddi bir değişim yaşanması kaçınılmazdır.
Eğer bu dayanışma kültürü; eğitimden ekonomiye, çevre haklarından adalet arayışına kadar her alana yayılırsa ki öyle görünüyor, "yanlış kararların" maliyeti yönetenler için artık sürdürülebilir olmaktan çıkar.
Perşembe Yaylası, kutuplaşmanın panzehirinin yine halkın kendi vicdanında ve birliğinde olduğunu gösterdi. MHP’li genci ile TİP’li gencini aynı pankartın altına getiren bu omuz omuza duruş, Türkiye’nin demokratik geleceği için en büyük umut kaynağını oluşturuyor.
Artık herkes bilmeli ki, doğanın dengesine ve halkın haklı taleplerine karşı durulmaz. Çünkü gücün kaynağı, halkın ortak iradesidir; bu irade karşısında hiçbir inat uzun süre varlığını koruyamaz!
Yorumlar
Yorum Gönder