Sıradan Hırsız Camdan, Siyasi Hırsız Sandıktan Girer!

Sürekli hırsızlık ve yolsuzluk gibi haberlere maruz kalmak toplumda bir "duyarsızlaşma" ve "kabullenme" eşiği yaratıyor. Hırsızlığın sıradanlaştığı yerde, soygun bir yaşam biçimi haline geliyor. Konu hırsızlık olunca hırsızların biri kilitleri kırarak mülkünüze el koyar, diğeri ise o kilitlerin anahtarını bizzat sizden alır. Modern çağın en büyük illüzyonu; cüzdanınızın boşalmasına rıza gösterip, bu mülksüzleştirme projesini "istikrar" diye alkışlamanızdır.

​Sıradan bir hırsız amatördür; somut bir nesneyi, örneğin telefonunuzu veya kiranızı çalar. Bu, doğrudan bir kayıptır ve telafisi hukuk düzeni içinde aranır. Ancak iktidar koltuğuna oturan "profesyonel" figürler, çalma işlemini sistemli bir estetik operasyona dönüştürür. Onlar sadece parayı değil; zamanı, liyakati ve bir gencin "Yurt dışına mı gitsem?" ikilemi arasındaki o masum gülümsemesini çalarlar.

​Buradaki en büyük trajedi, mülksüzleştirme sürecinin "kamu hizmeti" ambalajıyla sunulmasıdır. Eğitim niteliksizleştirildiğinde aslında geleceğinizden bir "hizmet bedeli" kesilir. Sağlık sistemi bir labirente dönüştüğünde ise ömrünüzden "vergi" alınır. Tüm bunlar yaşanırken, kaybolan refahınız size "büyük vizyon" dekorlarıyla geri satılmaya çalışılır.

​Modern siyasetin en rafine soygun aracı enflasyondur. Bir iktidarın yanlış ekonomi politikaları sonucu paranın alım gücünün erimesi, teknik bir arıza değil, bilinçli bir servet transferidir. Kişi, bankadaki rakamın değişmediğini görerek teselli bulurken; o rakamın karşılığı olan ekmeğin küçüldüğünü fark ettiğinde iş işten geçmiş olur. Bu süreçte suçlu hiçbir zaman karar vericiler değildir; fatura daima hayali "dış güçlere" veya "stokçulara" kesilerek sorumluluktan kaçılır.

​Sıradan hırsız eylemini gerçekleştirdikten sonra izini kaybettirmeye çalışır; çünkü o, yasanın dışındadır. Oysa siyasi hırsız için sandık, sadece bir yetki belgesi değil, aynı zamanda geçmişteki tüm mülksüzleştirme hamlelerini temize çeken devasa bir "arınma" merkezidir.
​Buradaki en büyük illüzyon ise, her seçim, toplumun kendi yoksulluğuna vurduğu bir mühre dönüştürülür. İktidar, elindeki kamu gücüyle halkın cebinden aldığını yine halka "lütuf" gibi sunarken; sandıktan çıkan sonucu, yapılan tüm "profesyonel soygunların" ibrası olarak ilan eder. 

Böylece hırsızlık, suç olmaktan çıkarak "milli iradenin tecellisi" kılıfına bürünür. Kurban ise kendi rızasıyla imzaladığı bu yetki belgesi yüzünden, soyulduğunu fark etse bile itiraz edecek ahlaki zemini kaybeder.

Yani kendi soygununa sponsor olmak gibi bir şey.

​Eğer bir toplum, sadece parasının azalmasını değil de evlatlarının kuramadığı hayalleri dert etmeye başlarsa oyun bozulur. Çalınan sadece maddi değerler olsaydı telafisi mümkündü; ancak asıl mesele, ikamesi olmayan tek değerimizin, yani onurumuzun ve geleceğimizin sistemsel olarak buharlaştırılmasıdır.

Özetle, sıradan bir hırsızdan korunmak için kapıya kilit vurursunuz; ancak siyasi bir hırsızdan korunmak için önce aynaya bakıp "Ben bu soyguna neden imza attım?" diye sormanız gerekir. Çünkü en büyük soygun, hırsızın anahtarı bizzat ev sahibinden aldığı soygundur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!