İnsan Olmanın Duruşu ve Eğilmeyen Başların Sessiz Sözleşmesi!
Dostluk, insanın kendine seçtiği en kutlu kardeşlik bağıdır; tıpkı Ekrem İmamoğlu ile Özgür Özel’in siyasetin tozlu ve yorucu yollarında birbirlerine omuz vererek kurdukları o sarsılmaz bağ gibi.
Kan bağının ötesinde, ortak bir idealin çatısı altında ruhların birbirini tanıması ve aynı hizaya gelmesiyle şekillenen bu kardeşlik, dünyanın sırtını döndüğü zor zamanlarda birbirine sarsılmadan destek olmanın en somut örneğidir.
İnsan onuru, bir başkasının önünde eğilmeyecek kadar kıymetli, hayatın fırtınalarına karşı dik durmayı gerektiren bir pusuladır. Bugün İmamoğlu’nun toplumsal beklentilerin ve büyük sorumlulukların ağırlığı altında sergilediği vakur tavır, Özgür Özel’in ise omuzlarındaki yükle siyasi arenada gösterdiği kararlılık; tam da bu onurlu duruşun yansımasıdır.
Onurlu bir lider için dik duruş, sadece bir tavır değil, bir varoluş biçimidir; ne haksızlığa boyun eğer ne de menfaat karşısında ruhunu satar. Eğilmeden, bükülmeden, toplumun adalet arayışına sadık kalarak yürüyebilmek; fırtınanın ortasında bile köklerine tutunmuş bir çınar gibi vakur kalabilmektir.
Duygular, bu mücadelenin gerçek rengidir. Bir yol arkadaşının omzuna düşen yükü paylaşmak, kritik anlardaki o sessiz dayanışma veya birbirlerinin başarılarına duyulan içten kıvanç; bu dostluğun vicdani temelidir. Sadece strateji ve mantıktan ibaret olmayan, merhametle ve ortak bir memleket sevdasıyla yoğrulmuş bu irade, onları sadece birer siyasetçi değil, aynı zamanda birbirinin yoldaşı kılar.
Gerçek kardeşlik, birbirinin kusurunu örtmek değil, o kusuru bir sınav bilip birbirini daha ileriye taşımaktır.
İmamoğlu ve Özel örneğinde olduğu gibi, yola beraber çıkmanın ötesinde, yolun çetin virajlarında birbirinin gözlerinin içine baktığında o ilk günkü dürüstlüğü ve temizliği görebilmektir maharet.
Ne var ki siyaset arenası, her zaman bu kadar vefalı değildir. Bazıları, omuz omuza yola çıktığı, beraber ter döktüğü, sofrasını paylaştığı arkadaşlarını basamak yaparak yükselirken, birer birer onları yok etmeyi, harcamayı bir maharet sanır. Onlar için dostluk bir değer değil, tüketilmesi gereken bir araçtır; vicdan ise güç hırsının gölgesinde kalmış bir enkazdan ibarettir.
Oysa unutulmamalıdır ki, başkalarının omzuna basarak yükselenlerin inşa ettiği yapılar, ilk fırtınada yıkılmaya mahkûmdur.
Dünyanın tüm fırtınalarına karşı başı dik, gönlü ferah olanlar; ancak kendi onurunu koruduğu ve yol arkadaşının elini sımsıkı tuttuğu ölçüde bu tarihte iz bırakabilirler. İnsanca yaşamanın ve siyasetin özündeki o yüce gayenin sırrı; eğilmeyen bir baş, incinmeyen bir yürek ve uğrunda her zorluğa göğüs gerebileceğin o sarsılmaz dostluktur diyelim ve Nazım Hikmet'in, "İnsan, inandığı değerler uğruna eğilmiyorsa, o insan yenilmemiş demektir." sözünü unutmamak ve unutturmamamız gerektiğini düşünüyorum.
Tüm canlıların yaşam hakkına saygı duyduğumuz, paylaşmanın sadece sofralarda değil, kalplerde çoğaldığı bir bayram olsun.
Yorumlar
Yorum Gönder