Sadece Paramız Değil, Geleceğimiz de Eriyor!!

​Bugünlerde Türkiye’yi konuşmak demek; döviz kurunu, market etiketlerini ya da siyasetin bitmek bilmeyen polemiklerini tartışmaktan ibaret olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak bir toplumun gerçek sağlığı, sadece ekonomik göstergelerle ya da siyasi manevralarla ölçülemez. Asıl tehlike, manşetlere taşınmayan, akşam haberlerinde grafiklerle anlatılamayan o sessiz ve derinden gelen "yapısal aşınma"da gizli.

​Türkiye, son yıllarda sadece finansal bir sınav vermiyor; aynı zamanda bir "nitelik ve güven" sınavından geçiyor.
​Her köşe başına açılan üniversitelerimiz var ama "yetişmiş insan" açığımız tarihin en yüksek seviyesinde. Diplomalar çoğalırken, o diplomanın karşılığı olan liyakat ve kurumsal hafıza birer birer siliniyor. Gençlerimiz sadece daha iyi bir maaş için değil, adalet duygusuna ve emeğinin karşılık bulacağına dair inançlarını kaybettikleri için "başka kıyılara" bakıyor. Bu bir beyin göçünden öte; bu ülkenin "gri maddesinin", yani düşünsel motorunun boşalmasıdır.
Kırsaldan kopan bir neslin beton yığınları arasına sıkışması sadece bir şehirleşme sorunu değildir. Estetikten mahrum, birbirine güvenmeyen, ortak yaşam kültürünü kaybetmiş bir toplumun doğum sancıları olarak önümüze çıkıyor. Trafikteki öfkeden, sosyal medyadaki linç kültürüne kadar her yerde karşımıza çıkan o "toplumsal cinnet" hali, aslında ruh sağlığımızı koruyacak mekanizmaların ne kadar yıprandığını gösteriyor.
​Daha da kritik olanı ise güven endeksimizdeki korkutucu düşüştür. Birbirine güvenmeyen insanların kurduğu bir ticaret sistemi hantallaşır; birbirine güvenmeyen insanların yaşadığı bir mahallede huzur olmaz. Biz bugün sadece cebimizdeki parayı değil, komşumuza olan selamımızı, kurumlara olan inancımızı ve toprağa olan bağlılığımızı da kaybediyoruz.
​Eğer bu sessiz erozyonu durdurmazsak; ekonomi bir gün düzelse bile, o ekonomiyi ayakta tutacak ahlaki ve entelektüel zemini bulamayabiliriz. 

Türkiye’nin asıl meselesi, rakamları düzeltmekten ziyade, "insan"ı ve "sistemi" yeniden liyakat, estetik ve güven temelinde inşa etmekten geçiyor. Çünkü bir vatan, soğuk betonlar ya da uçsuz bucakasız asfaltlar üzerinde değil; ancak birbirinin hukukuna inanan, özgürce üreten ve adaletin gölgesinde nefes alan insanların omuzlarında yükselir. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!