Muhalif Belediyelere Yeni Kelepçe: Her Şirket İçin Saray Onayı!
Yerel yönetimlerin ekonomik özerkliğine darbe vuracağı gerekçesiyle tartışılan, belediye şirketlerinin kuruluşunu Cumhurbaşkanı onayına bağlayan yeni yasal düzenleme; muhalefet ve uzmanlar tarafından "yerel iradenin merkeze hapsolması" ve "demokratik vesayetin derinleşmesi" olarak nitelendiriliyor.
Son dönemde TBMM gündemine gelen “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 17. maddesi, tartışmalı bir düzenlemeyi içeriyor. Teklife göre, belediyeler ve bağlı kuruluşları ile bunların kurduğu şirketler, yeni şirket kurma, dolaylı veya bedelsiz şekilde şirket edinme, hisse alma ya da kooperatiflere ortak olma işlemlerini Cumhurbaşkanı onayı olmadan gerçekleştiremeyecek.
CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, düzenlemeyi “açıkça bir izin rejimi” olarak nitelendirerek, “Belediyelerin ekonomik iradesi merkeze bağlanıyor. Bu, sandıktan çıkan yerel iradenin Saray’a teslim edilmesi anlamına geliyor” diyerek tepki gösterdi. Kamu yönetimi uzmanları da bu değişikliği, yerel yönetimlerin ekonomik iradesinin merkezileştirilmesi olarak değerlendiriyor. Benzer eleştiriler, İYİ Parti ve diğer muhalif kesimlerden de yükseldi; düzenlemenin belediyelerin günlük hizmet üretimini yavaşlatacağı ve bürokratik engelleri artıracağı vurgulandı.
Hukuki ve Anayasal Boyut
Anayasa’nın 127. maddesi, mahalli idarelerin “karar organları yoluyla yönetilmesini” ve “yerel hizmetlerin gerektirdiği yetkilerle donatılmasını” öngörüyor. Belediyelerin şirket kurma ve iştirak faaliyetleri, uzun yıllardır 5393 sayılı Belediye Kanunu ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde yürütülüyor ve bu yetkiler, belediye meclislerinin denetiminde kullanılıyordu.
Yeni düzenleme ise bu yetkiyi, seçilmiş yerel organlardan yürütmenin en üst noktasına taşıyor.Uzmanlar, bunun idari vesayet mekanizmasını güçlendirdiğini belirtiyor. Özellikle muhalif partilerin kazandığı büyükşehir ve il belediyelerinde, altyapı projeleri, toplu taşıma yatırımları, sosyal hizmet şirketleri veya yenilenebilir enerji iştirakleri gibi girişimlerin fiilen Cumhurbaşkanı’nın takdirine bırakılması, hukuki belirsizlik yaratma potansiyeli taşıyor.
Kuzey Kore modeli
Onay süreci gecikirse veya siyasi gerekçelerle reddedilirse, vatandaşlara sunulan hizmetler doğrudan etkilenebilir.Eleştirmenler, konuyu “Kuzey Kore modeli”ne benzeterek abartılı bulduklarını ifade etmekle birlikte, asıl sorunun olağanüstü uygulamaların sıradanlaştırılması olduğunu dile getiriyor. Daha önce kayyum atamaları, ihale düzenlemeleri ve çeşitli idari denetimlerle yerel özerkliğin aşındırıldığını savunanlar, bu yeni adımın Meclis’in yasama iradesini de zayıflattığını söylüyor.
Torba kanun tekniğiyle getirilen böylesi köklü bir değişikliğin, “tapu ve site aidatları” gibi teknik gerekçeler arkasına gizlenerek tartışılmadan geçirilmesi, yasama kalitesini düşürüyor.
İktidarın Savunması ve Gerçeklik
İktidar tarafı, düzenlemeyi “hukuki boşlukların giderilmesi” ve “kamu kaynaklarının verimli kullanılması” olarak gerekçelendiriyor. Anayasa Mahkemesi’nin önceki iptalleri sonrası ortaya çıkan gri alanların doldurulduğu ifade ediliyor. Ancak eleştirmenler, mevcut denetim mekanizmalarının (Sayıştay denetimi, belediye meclisi onayı, idari yargı) yeterli olduğunu, yeni bir “izin rejimi”ne gerek bulunmadığını savunuyor. Uygulamada, özellikle farklı siyasi görüşteki belediyeler arasında ayrımcılık iddialarının artmasından endişe duyuluyor. Onay mekanizması, tarafsız ve şeffaf işletilmediği takdirde, yerel demokrasinin ruhuna aykırı bir araç haline gelebilir.
Tarihsel olarak, merkeziyetçi yaklaşımların verimliliği artırmak yerine bürokrasiyi şişirdiği ve sorumluluğu bulanıklaştırdığı pek çok örnek bulunuyor.
Meclis İtibarı ve Yerel Demokrasi
Bu düzenleme kulislerde, iktidarın son yıllarda yerel yönetimlere yönelik politikalarının bir devamı niteliğinde görülüyor ve "muhalif belediyelere yeni kelepçe, her şirket için saray onayı” şeklinde yorumlar yapılıyor.
Sandıkta verilen yetkinin idari yollarla sınırlanması, temsil ilkesini zedeliyor. Meclis’in torba kanunlarla böylesi kritik değişiklikleri rutin hale getirmesi, yasama organının itibarını da aşındırıyor.
Yerel yönetimler, Anayasa’da güvence altına alınmış özerklik çerçevesinde daha fazla yetki ve kaynakla donatılmadı gerektiğini vurgulayan uzmanlar, merkezin rolünün ise genel denetim ve standart belirleme ile sınırlı tutulması gerektiğini söylüyor. Aksi takdirde, vatandaşın günlük yaşamını doğrudan etkileyen hizmetlerde siyasi tıkanıklıkların kaçınılmaz hale geleceğini belirtiyor.
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu, güçlü merkez ile güçlü yerel yönetimlerin dengeli iş birliğine işaret eden uzmanlar; tek taraflı yetki kaydırmaları ve bu tür düzenlemelerin uzun vadede hem idari verimliliği hem de demokratik meşruiyeti zayıflatma riski taşıdığını ifade ederek, böyle bir düzenlemenin toplumsal barışa zarar vereceği uyarısında bulunuyor.
Yorumlar
Yorum Gönder