Kayıtlar

Ağustos, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Adalet Bakanlığı Meclis İradesini Hiçe Mi Sayıyor?

Resim
ÖZEL HABER ​20. Dönem Sivas Milletvekili Mahmut Işık, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu bulunan Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner'i ziyaret etme talebinin Adalet Bakanlığı yetkililerince gerekçesiz reddedilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına dilekçe sunarak şikayette bulundu. Işık, ​Kulislerden.blogspot.com'da paylaştığı dilekçesinde TBMM İçtüzüğü’nün eski milletvekillerinin haklarını düzenleyen 167’nci maddesine dikkat çekti. Işık, yasaya göre eski milletvekillerinin; yasama, ödenek ve yolluk, Genel Kurul ile parti grup toplantılarına katılma hakları haricinde mevcut Meclis üyeleriyle aynı hak ve yetkilere sahip olduğunu vurguladı. ​" Hak İhlali Meclis İradesine Aykırılık Taşımaktadır" ​Adalet Bakanlığına 28 Ağustos 2026 tarihinde Hüseyin Can Güner’i ziyaret etmek amacıyla başvuruda bulunduğunu belirten Mahmut Işık, bu talebin mazeret gösterilmeksizin reddedildiğini ifade etti. Yaşanan durumu...

Adaletin Çekildiği Yerde İktidar Ayakta Kalır mı?

Resim
Farkında mısınız bilmiyorum; ama sandıkla gelen helalleşme ve değişim çağrıları yerini her geçen gün daha sert bir yönetim anlayışına bırakıyor. Seçmen iradesinin sandıkta yarattığı meşruiyet tablosu, siyasetin doğal akışı içerisinde iktidarları daha kucaklayıcı ya da öz eleştirel bir noktaya çekmesi beklenirken, Türkiye tam aksi bir eksene kayıyor.   ​ Özellikle genel ve yerel seçim süreçlerinin ardından meşruiyet ile oy oranlarının aşınmaya başladığı dönemlerde, iktidar bloklarının toplumu uzlaşı ve refah üreterek konsolide etme yeteneği zayıfladığında, geriye tek bir enstrüman kalır: Gücü daha görünür, daha keskin ve idari aygıtlar üzerinden daha baskıcı kılmak. ​ Son dönemde tanıklık ettiğimiz tablo tam olarak budur. Toplumun geniş kesimlerine, eleştirel ses çıkaran odaklara, muhalif siyasetçilere, iş insanlarına, akademisyenlere, öğrencilere ve sanatçılara yönelik artan baskılar, hukukun üstünlüğü ilkesinden giderek uzaklaşıldığını gösteriyor. Yargı kararların...

Cihaza Değil Gönüle Dokunanlar!

Resim
​Günümüz dünyasında neredeyse her şey bir hız ve tüketim sarmalına kapılmış durumda. İlişkilerin menfaatler üzerinden ölçüldüğü, başarının sadece rakamlarla tartıldığı ve insanların birbirine birer araç gözüyle baktığı bir çağda yaşıyoruz. Ancak tüm bu karmaşanın ortasında, sessiz sedasız kendi değerleriyle var olan, dokundukları hayatlara anlam katan öyle insanlar var ki... Ben onlara "türü tükenmekte olan güzel insanlar" diyorum. Cep telefonum aniden bozulduğunda başladı bu öykü. Günlük hayatın tüm akışı bir anda durmuş gibiydi. Ne yapacağımı düşünürken, durumdan haberdar olan değerli dostum Oğuz Sungur ve gönlümüzde her zaman müstesna bir yeri olan diş hekimi Muhlis Polat abim hemen devreye girdi. ​Muhlis Hoca’yı tanıyanlar çok iyi bilir; o sadece diş hekimliği yapmaz. Paradan önce insana değer veren, mesleğini bir gönül köprüsü gibi icra eden nadide bir kişiliktir. İşte bu yüzden onun kliniği sadece sağlık arayanlarla değil, sırf o güzel sohbetini paylaşmak, b...

Devletin Anahtarını Teslim Edenler, Tapuyu Kimlere Devrediyor?

Resim
​Siyasal İslamcı anlayışın demokrasiden, insan haklarından, bilimden, emekten ve bağımsız hukuktan neden korku duyduğunu anlamak için, meseleyi sadece yerel bir bağnazlık olarak görmemek gerekir. Bu zihniyeti besleyen ve büyüten temel dinamik, küresel odaklarla kurulan bağımlılık ilişkileridir. Dünden bugüne bu mekanizmanın en işlevsel araçları ise kamusal alanın dışına çıkarak devlet kadrolarına sızan tarikat ve cemaat yapılanmaları olmuştur. ​Bunun en belirgin ve yakın tarihteki örneği, uzun yıllar boyunca eğitim ve diyalog söylemleriyle örgütlenip sonrasında devlet yapılanması içinde krizlere yol açan odaklardır. Kendilerini "hizmet" kavramıyla pazarlayan FETÖ'cü terör örgütü gibi bu ağların, ülkenin bağımsızlık ve liyakat ilkelerini yok eden yapılara dönüştüğü görülmüştür. ​Devlet kadrolarının liyakat yerine belirli zümrelerin aidiyet ilişkilerine göre şekillendirilmesi, hukukun ve şeffaflığın tasfiye edilmesine yol açmıştır. Bağımsız bir yargı ve şeffaf b...

Anayasa ve Evrensel Hukuku "Tanımıyorum" Refleksi Hukuki Güvenliği Bitiriyor!

Resim
​Devlet yönetiminde liyakat demek, sadece işi ehline vermek değil; kurumların kuruluş felsefesine, evrensel normlara ve hukukun bağlayıcı ilkelerine sadakatle bağlı kalacağı anlamına gelir. Liyakatin zayıfladığı, unvanların ve makamların anayasal sınırların önüne geçtiği dönemlerde ise en büyük sarsıntı şüphesiz adalet mekanizmasında yaşanır. Çünkü adalet, bir devletin omurgasıdır; bu omurga eğildiğinde, toplumsal hayatın her alanında bir çürüme baş gösterir. ​Bu durumun en düşündürücü örneklerini, siyasi iradenin anayasal kurumları ve uluslararası kararları açıkça hedef alan söylemlerinde görüyoruz. Daha önce partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Anayasa Mahkemesi kararları için sarf ettiği " Ben Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum" sözleri, benzer bir refleksle MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, anayasal bir organ olan yüksek mahkemeyi hede...

SGK'nın Yeni Emeklilere Gönderdiği Mesaj Tepki ve Şaşkınlık Yarattı!

Resim
Demokratik hukuk devletlerinin en temel yapı taşı, kamusal kurumların ve makamların tüm vatandaşlara eşit mesafede durmasıdır. "Devlet tarafsızlığı" ilkesi, vatandaş ile devlet arasındaki bağın hiçbir siyasi aidiyetin ve parti kimliğinin gölgesinde kalmamasını güvence altına alır. ​Ancak son dönemde emekli olan vatandaşlara resmi kurumlardan gönderilen tebrik mesajları, bu hassas dengenin ve idari geleneklerin ne kadar zorlandığını bir kez daha gözler önüne seriyor. ​Düşünün ki, bir vatandaş on yıllarca çalışmış, vergisini ödemiş ve sonunda emeklilik hakkını elde etmiş. Devletin bu süreçte vatandaşı hatırlaması, tebrik etmesi ve bir "hayırlı olsun" demesi sosyal devlet olmanın gereğidir. Bu noktaya kadar her şey toplumsal barış ve aidiyet duygusu açısından oldukça kıymetlidir. Problem ise bu kamusal tebriğin, kurumsal bir devlet diliyle değil, doğrudan siyasi bir aktörün ve partili bir liderin kişisel söylemleriyle harmanlanarak gönderilmesinde o...

İcra Dairelerindeki Patlama, Türkiye'nin Borç Yükünü Gözler Önüne Serdi!

Resim
Avrupa ülkeleri sosyal devlet mekanizmalarıyla vatandaşını korurken, Türkiye'de iktidarın sebep olduğu hayat pahalılığı her evi bir icra ocağına çevirdi. Halkın cebindeki umut, faiz ve borç sarmalında tüketildi.  Bir ülkede icra dosyalarının sayısı çığ gibi büyüyorsa, orada sadece adli sistemin tıkanmasından bahsetmek safdillik olur. O dosyalar; ekonomik düzenin, gelir dağılımının ve en önemlisi sosyal devlet anlayışının nasıl dikiş tutmadığının en somut, en acı kanıtıdır. Bugün ne yazık ki borçla nefes alan, yarınını göremeyen bir toplum modeline mahkum edildik. ​Peki, bu sarmala nasıl sürüklendik? Cevap uzağımızda değil; bizzat son yıllarda yaşanan ekonomi politikalarının, mutfaktaki yangının ve akıl tutulmalarının tam ortasında duruyor. ​Öncelikle, yüksek enflasyon alım gücünü bıçak gibi kesti. Sabit gelirli çalışanlar, asgari ücretliler ve ömürlerini bu ülkeye vermiş emekliler; sadece mutfak masrafını, faturayı, kirayı ödeyebilmek için mecburen borçlanmak zorunda bı...

Kapı Orada" Denen Hekimler Avrupa'ya Yerleşti; Biz Şimdi Randevuyu Dijital Falda Arıyoruz!

Resim
Hani bir zamanlar tarihe pasaport mühürleriyle kazınan o veciz cümle vardı: "Giderlerse gitsinler!" O günlerden bugünlere, sağlık politikalarımızda öyle muazzam evrilmeler yaşandı ki, artık ne hastanelerdeki randevu kuyrukları bitiyor ne de kürsülerden yapılan açıklamaların esnekliği. ​İktidarın o dönemki " Yerlerine kalfa yetiştiririz " vizyonu, ekonomik kalkınma modelimize yeni bir soluk getirmişti. Düşünsenize, onca yıl devlet bütçesinden okuttuğumuz hekimlere masraf yapıp, tam meyvesini alacakken " Kapı orada " diyerek uluslararası bir beyin göçü projesine imza atmak her babayiğidin harcı değildir. Mahallemizdeki manav Hulusi efendi bile bu ticari dehaya bakıp " Biz malı böyle ucuza kapatsak iflas ederdik, helal olsun" diye şapka çıkarıyor. Zaman aktı, rüzgar tersine döndü. Sağlık yönetiminin Meclis kürsüsünden dile getirdiği raporlara bakılırsa, meğer bizim hekimler o tarihi çağrıyı yanlış anlamış! Gidenler turistik geziye çık...

Kadın Cinayetlerindeki Siyasi Sorumluluk Gizlenemez!

Resim
​Türkiye’de kadın cinayetleri artık münferit birer adli vaka olmaktan çıktı. Günlük haber bültenlerine yansıyan her acı olay, bu tablonun arkasında sistematik bir politikasızlığın ve derin bir cezasızlık kültürünün yattığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Kadını bir birey olarak değil, yalnızca "ailenin bir parçası" şeklinde konumlandıran anlayış, koruyucu mekanizmaları kağıt üstünde bırakırken; yargı süreçleri faillere adeta ödül gibi kararlarla dolup taşıyor. ​Şiddetle mücadelenin en büyük yapısal engeli, yasaların etkin uygulanmaması ve siyasi iradenin korumacı refleksini kaybetmesidir. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı vazgeçilmesi, bu konudaki en büyük kırılma noktası olmuştu. Bugün hayati öneme sahip 6284 sayılı Kanun, çeşitli çevrelerin hedef tahtasında olduğu görülüyor. ​ Uygulamada karşılaşılan tablo ise oldukça vahim:  Karakola sığınan kadınlara, kolluk kuvvetleri tarafından "Yuvanı yıkma, biraz sabret, pişmandır" denilerek ölümüne g...

Cüzdanı Çalmak Suç, Alınterini Gasp Etmek "Kabahat"!

Resim
Bir an ​gözünüzün önüne getirin ve düşünün: Ankara’nın o keskin sıcağı ve soğuğunda sırtlarında baretleri, ellerinde "Maaşımızı istiyoruz" yazılı pankartlarla direnen maden işçileri... Aylardır evine bir lokma ekmek götürememiş, yerin metrelerce altında ürettiği alın terinin karşılığını toplanıp başkente yürüyerek arayan insanlar. Karşılarında ise barikatlar, polis öfkesi ve devletin soğuk sessizliği. ​Peki, bu işçilerin aylardır parasını ödemeyen, onları açlığa mahkum eden o patronlar nerede?  Muhtemelen lüks ofislerinde ya da sıcak evlerinde kahvelerini yudumluyorlar. Çünkü biliyorlar ki, Türkiye’de işçinin maaşını gasbetmek hapse girme sebebi değil. Buna,' hırsızlık var ama ceza yok" demektir ve patronlar bu yüzden çok rahatlar. ​Şöyle bir düşünün: Yoldan geçerken birinin cüzdanını çalsanız, adınız hırsıza çıkar ve hemen kodesi boylarsınız. Suçu sabittir, cezası da ağırdır. Ama mesele patronun işçinin aylardır ödemediği maaşına el koyması, yani resm...

Beton Siyaseti ve Enkaz Altındaki Geleceğimiz!

Resim
Siyasi tercihlerle örülmüş, betona kurban edilmiş bir ihmaller zinciriyle yaşamak, bu coğrafyanın kaderi değildir. Her büyük sarsıntıda veya felakette ekranlara çıkıp "Asrın felaketi" tesellisine sığınanlar, o felaketin zeminini yıllar boyunca çıkardıkları imar aflarıyla, peşkeş çektikleri tarım havzalarıyla ve denetimsiz bıraktıkları kolonlarla nasıl hazırladıklarını unutturmaya çalışıyorlar. ​Bugün günlük siyasetin sığ tartışmaları arasında kaybolup giden bir gerçek var. Ülkeyi yönetenler, rant odaklı kentleşme politikalarıyla sadece binalarını değil, geleceğini de enkaz altında bırakıyor. ​Geçmişte "mülkiyet sorununu çözüyoruz, vatandaşımızı tapu sahibi yapıyoruz" maslahatıyla çıkarılan o meşhur imar barışları, aslında bir oy avcılığı ve kısa vadeli bütçe yama operasyonundan başka bir şey değildir. Mühendislik hizmeti almamış, projesine aykırı, çürük ne kadar yapı varsa hepsine devlet eliyle resmi kaşe basıldı. Uzmanlar, meslek odaları, bilim ...

Cihaz Alman Malı, Kafa Orta Çağ. Tarikatların Büyük İkiyüzlülüğü!

Resim
​Bugün Türkiye’nin sokaklarına baktığımızda en keskin tezatla burun burunayız. Bir tarafta çağın en ileri teknolojileri, son model akıllı telefonlar, lüks Batı menşeli otomobiller, dijital altyapılar; diğer tarafta ise zihnini asırlar öncesinin dogmalarına teslim etmiş yapılar. Elinde son teknoloji ürünü akıllı cihazla dolaşan bireylerin, karar mekanizmalarını ve iradelerini tarikat ve cemaat ağlarına devretmesi, ülkenin on yıllardır yaşadığı en büyük kimlik krizini ortaya koyuyor. ​Bu tablo ise, modern teknolojinin nimetleriyle Orta Çağ zihniyetinin harmanlandığı büyük bir ikiyüzlülük değil de nedir? ​Cihazlar Batı teknolojisinin ürünü olabilir, ancak o ekranlardan beslenen zihniyet insanlığı aydınlanmadan uzaklaştıran bir karanlığa hizmet ediyor. Tarikat ve cemaat yapıları, manevi değerleri birer sömürü aracına dönüştürerek bireyin sorgulama yeteneğini köreltiyor. Kendi iradesini bir "şeyhe" veya "lider"e devreden bu düzen, modern dünyada çağ dışı bir ...

​Tasarruf Kime Var, Faiz Kime Çalışıyor?

Resim
Çarşıda, pazarda, sokakta vatandaşa 'biraz daha sabır, kemer sıkıyoruz' diyenlerin Ankara'daki hesap masasına baktığınızda manzara bambaşka. Geçen gün bir arkadaşımın bürosunda, çok eskiden tanıdığım bir ekonomi profesörüyle karşılaşma fırsatı buldum. Hocayla yaptığımız sohbette verdiği rakamlar ve bilgiler ışığında, Türkiye ekonomisinde doğru giden hiçbir şeyin olmadığını vurgulaması, bu yazıyı kaleme almamın nedeni oldu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek her fırsatta güçlenen harcama disipliniyle mali alan sağlandığını ifade ediyor ve gelir politikalarındaki etkinlikten bahsediyor. Bu konuyu ele alırken, bu söylemlerin gerçek hayattaki karşılığının ne olduğunu sormak istiyorum.   Açıklanan 2026 yılı ocak-temmuz dönemi bütçe gerçekleşmeleri, bu sözlerin dar gelirlinin sırtına yüklenen ağır birer yüke dönüştüğünü utanç verici rakamlarla gözler önüne seriyor. ​Gelin ekonomi profesörü hocamın verdiği tablonun diline birlikte kulak verelim. ​Yılın ilk 7 ayında ...

İdeolojiye Akan Milyarlar: Ekonomik Krizde Diyanet ve İletişim Başkanlığı!

Resim
Türkiye’nin ekonomik açıdan zor bir dönemden geçtiği, geniş kesimlerin enflasyon ve geçim sıkıntısıyla mücadele ettiği bir zamanda, bazı kamu kurumlarının kaynak kullanım biçimleri toplumda derin bir rahatsızlık yaratmaya devam ediyor. Bu kurumlar arasında Diyanet İşleri Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, büyüklükleri ve harcama kalıplarıyla özellikle dikkat çekiyor.  Bir yanda sabrı, kanaatkârlığı ve tevekkülü öğütleyen bir yapı; diğer yanda ise kamu kaynaklarını yoğun biçimde iletişim ve algı yönetimi için kullanan bir başka yapı…  Bu iki kurumun mali tablosu, kaynakların nasıl önceliklendirildiği ve adalet duygusunun nasıl etkilendiği konusunda önemli sorular doğuruyor.  Diyanet İşleri Başkanlığı, yıllardır pek çok bakanlığın bütçesini geride bırakacak büyüklükte kaynaklara sahip. 2025 yılında yaklaşık 130 milyar TL’lik bir bütçeyle hareket eden ve personel sayısının 175 bine yaklaştığı belirtilen kurum, yıl sonunda bütçe yetersizliği gere...

17 Ağustos’un 27. Yılında Unutmadık, Affetmiyoruz: Fay Hatlarında Sönen Hayatlar, Koltuklarında Oturanlar!

Resim
Takvimler 17 Ağustos 1999’u gösterdiğinde, gece yarısı saatler 03.02’yi vurduğunda bu ülkenin kalbi kırıldı. Marmara’nın karanlığa gömüldüğü o 45 saniyede binlerce insan enkaz altında can verdi, on binlercesi sakat kaldı, milyonlarca insanın hayatı karardı. O gün bir gazeteci olarak Gölcük ve Yalova’nın sokaklarında, moloz yığınlarının arasında, elleriyle betonları kazıyan insanların feryatlarını dünyaya duyurabilmek için o anları kamera objektifimle kaydederek tanıklık ettim. Kokan enkazları, çaresizce beklenen yardımları, "Devlet nerede?" çığlıklarını bu hafıza silmedi. ​Aradan geçen 27 koca yıl... Zaman acıları hafifletiyor gibi görünse de, o gün enkaz başında verilen sözler, ekranlardan salya sümük yapılan "Bir daha asla" açıklamaları ne yazık ki yalan oldu. ​1999’dan bugüne çeyrek asırdan fazla zaman geçti. Bu süre zarfında sadece Marmara değil; Van, Elazığ, İzmir ve en nihayetinde 6 Şubat 2023’te 11 ili kafese çeviren asrın felaketini yaşadık. Yü...

Bakan Tekin STK dediği Tarikat ve Benzer Yapılarla İşbirliğine Devam Edecek mi?

Resim
Türkiye’nin geleceğini şekillendiren en temel ve kritik alan eğitimdir. Anayasa’nın amir hükümlerine göre bu sistemin laik, bilimsel, akılcı ve kamusal esaslara dayanması zorunludur. Ancak 25 yıllık AKP iktidarında eğitim süreçlerinin tarikat ve cemaat gibi dogmatik yapılara açılması, toplumsal aklı, eleştirel düşünceyi ve ülkenin yarınlarını doğrudan riske atıyor.​Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Meclis kürsüsünde sarf ettiği, “Sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla protokol yapmaya devam edeceğiz” sözleri, bu riskin ve iktidarın liyakattan uzak politikalarındaki ısrarının açık bir itirafıdır. Modern eğitim bilimleri açısından kabul edilemez olan bu yaklaşım, kamusal eğitimin laik ve rasyonel temelini zedelemektedir.​ Eğitim bilimlerinin temel amacı ise bireye eleştirel düşünme becerisi kazandırmak, analitik zekâyı geliştirmek ve pozitif bilimler ışığında akılcı bireyler yetiştirmektir. Tarikat ve cemaat yapılanmaları ise akıl ve bilimi geri plana itere...

Avrupa Yaşatıyor, Türkiye Öldürüyor: Çeyrek Asırlık Düzenin İşçi Bilançosu!

Resim
​AKP iktidarı 25 yılı geride bırakırken övündüğü mega projeler, devasa binalar ve "büyüme" rakamlarının, arkasında saklanan derin bir insanlık dramıyla anılıyor. Avrupa ülkeleri iş kazalarını sıfırlamak için sıkı denetimler ve önleyici politikalar hayata geçirirken, çeyrek asırdır ülkeyi yöneten AKP iktidarının tercihleri Türkiye’yi iş cinayetlerinde dünyanın en tehlikeli ülkelerinden biri haline getirdi. Rakamların Suçüstü Yaptığı Tablo ​İki coğrafya arasındaki zihniyet ve yönetim farkı, resmi istatistiklere açıkça yansımakta. ​Avrupa Standardı 450 milyon nüfuslu 27 Avrupa ülkesinin tamamında bir yılda yaşanan toplam ölümlü iş kazası sayısı 3.300 civarındadır. Yüz bin çalışan başına düşen ölüm oranı ise ortalama 1.63’tür. Hollanda, Almanya ve İsveç gibi ülkelerde bu oran 1'in altında. ​AKP Türkiye’si Nüfusu ve kayıtlı istihdamı çok daha az olmasına rağmen Türkiye’deki bilanço dehşet verici. İSİG Meclisi’nin verilerine göre, yalnızca 2026’nın ilk 7 ayında en a...

Yoksulluk Bilimden Kopuşumuzun Bedelidir. Aydınlık Bir Gelecek İse Bizim Ellerimizde!

Resim
​Bir ülkenin kaderini belirleyen tek bir terazi vardır ve o da akıl ve bilimdir. Eğer toplumu bu terazide tartmaz, kararları dogmalara, liyakatsizliğe ve günübirlik hesaplara teslim ederseniz; geriye kalan tek şey yoksulluk, çaresizlik ve derin bir beyin göçü olur. ​Bugün Türkiye, işte tam bu kesişim kümesinde, iki büyük dünyanın sıkıştığı bir mengenede nefes almaya çalışıyor. Bir tarafta Cumhuriyet’in kurduğu fabrikalar, laboratuvarlar, aydınlık yüzlü gençler ve modern yaşam arzusu; diğer tarafta ise yirmi yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten AKP iktidarının yarattığı o karanlık, dogmatik ve liyakatsiz kapan. ​Peki, AKP iktidarı döneminde bu makas nasıl bu kadar açıldı? Gelin bunu birkaç somut örnekle masaya yatıralım. ​Bir ülkenin geleceğini çalmak istiyorsanız, önce eğitim sistemini yap boz tahtasına çevirmeniz yeterlidir. AKP iktidarı tam olarak bunu yaptı. Okullarda bilimsel eğitimin temeli olan evrim teorisi müfredattan çıkarılırken, yerine dogmatik ve teolojik referansl...

Ankara Emlak Sektörünün Başarılı İsmi Tolga Taşçı'nın Her Objesinde Bir Hikaye Yatıyor

Resim
Ankara’nın tanınmış emlakçılarından Tolga Taşçı’nın çalışma masasında, masumiyetin ve geleneksel inançların güzel bir yansıması duruyor. Cam bir şişenin içinde toplanmış, renkli ve büyüleyici nazarlıklar… Bu minik objeler, sadece birer süs değil, aynı zamanda 15 yıllık bir hatırayı da taşıyor. ​Tolga Taşçı’nın hikayesi, 15 yıl önce başlamış. O dönemlerde, çevresindeki kadınların, doğum günlerinden sünnet düğünlerine kadar özel günlerde gözlerini nazardan korumak için taktığı nazarlıklar, Taşçı’nın dikkatini çekmiş. Gördüğü bu nazarlıkların güzelliği ve anlamları, onu etkilemiş ve onları toplamaya başlamış. ​Zamanla, Taşçı’nın koleksiyonu onlarca nazar boncuğuyla dolmuş. Her biri, farklı bir özel günün ve farklı bir kişinin hatırasını taşıyan bu boncuklar, Taşçı’nın çalışma masasında renkli bir mozaik oluşturmuş. ​Tolga Taşçı, bu nazarlıkları sadece birer hatıra olarak görmüyor, aynı zamanda Türk kültürünün önemli bir parçası olan nazar inancının bir ifadesi olar...

Fezleke Siyaseti ve Kan Kaybeden İktidarın Çırpınışı!

Resim
Ankara kulislerinde son günlerde ellerde dolaşan o meşhur fezlekeler, Türk siyasetindeki sıkışmışlığın açık bir resmini çiziyor. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve arkadaşlarını hedef alan, TCK'nın rüşvet maddelerini kurultay ve yerel seçim dinamiklerine yamaya çalışan o metinler; hukuki bir belgeden çok, sahada eriyen bir iktidarın reflekslerini ele veriyor. ​Peki, bu fezlekeler bize gerçekten ne söylüyor? ​Bugün iktidar, tarihin en büyük destek kaybıyla ve derin bir ekonomik darboğazla karşı karşıya. Sokaktaki rüzgarın tamamen tersine döndüğü bu iklimde ellerinde kalan en tehlikeli, bir o kadar da aciz manivela yargıyı siyasallaştırmak ve gündemi yapay dosyalarla abluka altına almak. ​Özgür Özel hakkında "zincirleme suç" kisvesiyle sunulan iddialar hukuki ciddiyetten uzak bir çaba olarak görülüyor. Siyasi partilerin genel başkanlarının tüzükten doğan tasarruflarını, parti içi dayanışma ve kampanya bütçesi harcamalarını "rüşvet" gibi ağır bir su...

Yeraltını Aydınlatanlar Yeryüzünde Adalet Arıyor!

Resim
​Bu ülkenin yer altını aydınlatanlar, bugün Ankara’nın asfaltında karanlığa mahkûm ediliyor. Yerin yüzlerce metre altında güneş görmeden ekmek parası kazanan madenciler, aylardır ödenmeyen maaşlarını alabilmek için başkentin yollarında. Karşılarında ise patronları koruyan polis kalkanları var. ​Türkiye’nin dört bir yanından "Açız, evimize ekmek götüremiyoruz" diye ses yükselten madenciler bir çok kez gözaltına alındı ve direndikçe alınmaya devam ediyor. Holdinglere, oluk oluk teşvik alıp işçinin alın terini cebine indiren patronlara tek bir yasak işletmeyenler; söz konusu hakkını arayan madenciler olunca başkenti barikatlarla dolduruyor. Sermayeye konfor, hakkını arayan emekçiye ise polis gözaltısı reva görülüyor. ​Hani nerede o kameralar karşısına geçip büyük laflar edenler? Bakanlar, yetkililer, "İşçinin yanındayız, süreç takip ediliyor" diye verdikleri sözleri ne çabuk unuttular? ​İşçiye gelince "bütçe yok", "şirket zor durumda" ma...

Yarını Kurtarma Çabası: Çeyrek Asırlık İktidarın "Anayasa" Oyunu!

Resim
​Türkiye’de siyaset sahnesi, yaklaşık çeyrek asırdır aynı senaryoyu, aynı başlıklar ve değişmeyen vaatlerle izlemeye devam ediyor. Sık sık kürsülerden "sivil anayasa", "demokrasi", "hak ve özgürlükler" vurgusu yapılırken, geride kalan 24 yıllık iktidar tecrübesi bize tek bir acı gerçeği fısıldıyor: Sorun ne metin eksikliği ne de vizyon yoksunluğudur; sorun, bizzat iktidarın anayasa ve hukukla kurduğu araçsal ilişkidir.   ​Bugün hâlâ "Türkiye'nin evrensel değerleri içeren yeni bir anayasaya ihtiyacı var" deniyorsa, dönüp sormak gerekir: Çeyrek asırdır ülkeyi yönetenler, bu evrensel değerleri tesis etmek için ellerindeki sınırsız iktidar gücünü neden tam tersi yönde kullandılar? ​Evrensel hukuk teorisinde anayasanın varlık nedeni çok basittir. Yani siyasal iktidarın sınırlarını çizmek ve bireyi devlete karşı korumak. Modern demokrasilerde anayasa, iktidarın eline verilmiş bir kılıç değil, o kılıcın keskinliğini denetleyen bir kalkan...

​Sis Perdesi Dağılırken Özgür Özel’in Konuşması Bize Ne Söylüyor?

Resim
TBMM’nin o yüksek tavanlı koridorlarında, kulislerinde, genel kurul salonundaki o hararetli dakikalarda yıllarımı geçirdim. Bir parlamento muhabiri olarak o kürsüden ne nutuklar dinledim, ne anlık öfke krizlerine, ne büyük iddialarla başlayıp saman alevi gibi sönen ne çıkışlara tanıklık ettim, inanın sayısını ben bile unuttum. ​Ankara siyasetinin tozu toprağı bana tek bir şey öğrettiyse, o da şudur: Siyasetin tansiyonu fırladığında, sis perdesi ortalığı kapladığında yapılan en büyük hata; telaşla, öfkeyle karar vermek ve hemen kestirme yargılara varmaktır. Bu yol uzun, zorlu ve oldukça engebeli. Ve tam da bu yüzden; tüm demokratların, aklı başında olan, bu ülkenin yarınlarına kaygı duyan herkesin birbirine her zamankinden çok ihtiyacı var. ​Son zamanlarda nereye baksak bir "tarihin doğru tarafında durmak" lafıdır gidiyor. Herkes kendi durduğu yeri tarihin nirengi noktası ilan etme yarışında. Oysa yıllarca o Meclis koridorlarında tarihin canlı akışını izlemiş biri ...

TÜİK Rakamları Yalan Söylüyor: Dernek Çok, Sivil Toplum Yok!

Resim
Geçenlerde bir raporun sayfalarını karıştırırken gözüm V-Dem yani Varieties of Democracy (Demokrasi Çeşitleri) ’nin sivil toplum katılım verilerine takıldı. Türkiye, her zamanki gibi tablonun heves kırmaktan başka işe yaramayan alt sıralarına demir atmıştı. Oysa TÜİK verilerine, dernek kütüklerine baksanız memlekette adı "sivil" olan yapıdan geçilmiyor; yüz binlerce dernek, binlerce vakıf var. ​Fakat kendimize karşı dürüst olalım: Sayıların bu kadar kabarık, etkinin ise bir o kadar cüce olduğu başka kaç ülke var? ​Çünkü bizde sivil toplum denince anlaşılan şeyle, dünyada demokrasinin çarklarını döndüren mekanizma aynı şey değil. İskandinavya’ya bakın; İsveç’te ya da Norveç’te sivil toplum, devletin açıklarını kapatan bir hayırseverlik kulübü değildir. Bireyin devlet karşısındaki zırhıdır. Devlet orada sivil yapıyı bir tehdit olarak değil, kararlarına çeki düzen veren bağımsız bir denetçi olarak görür. Almanya’da bir yasa tasarısı hazırlanırken çevre örgütlerinin...

Antik Roma’da Bir Ekonomi Mucizesi: Şımarıklıkla Mücadele, Pazarda Ezik Üzüm, Hamamda Yüzde 10 Zam!

Resim
Şöyle bir etrafınıza bakın; Roma İmparatorluğu, kelimenin tam anlamıyla bir "mucizeler diyarı". Düşünün ki, İskenderiye Kütüphanesi’ndeki bilginlerin bile laboratuvar ortamında imkansız göreceği şeyler bu coğrafyada gerçeğe dönüşüyor. Mesela Arşimet’in bile formülünü bulamadığı, ödüllük bir ekonomik teorimiz var: Ayda sadece 10 bin veya 12 bin 500 gümüş denarius ile 30 gün boyunca Akdeniz sıcağında hayatta kalabilmek. Hani eskiden fakir fukara edebiyatı yapılır, "Kuru ekmek ve zeytin hesabı" falan anlatılırdı ya; artık o hesaplar bile gladyatörlük lüksüne kaçıyor.  İmparatorluğun emektar 17 milyon azatlı kölesi ve emekli lejyoneri , adeta birer Stoacı filozof gibi "nefis terbiyesi"nin zirvesini yaşıyor. Mutfakta amforaların içinde aş yerine gurur kaynıyor, ev kiraları ve vergiler Jüpiter’e açılan ödünç dualarla kapatılıyor. Tabii dışarıdan bakıldığında bu durum barbar kavimlerin ya da Kartaca kalıntılarının bir oyunu gibi görünebilir ama aslı ...