Kapı Orada" Denen Hekimler Avrupa'ya Yerleşti; Biz Şimdi Randevuyu Dijital Falda Arıyoruz!

Hani bir zamanlar tarihe pasaport mühürleriyle kazınan o veciz cümle vardı: "Giderlerse gitsinler!" O günlerden bugünlere, sağlık politikalarımızda öyle muazzam evrilmeler yaşandı ki, artık ne hastanelerdeki randevu kuyrukları bitiyor ne de kürsülerden yapılan açıklamaların esnekliği.
​İktidarın o dönemki "Yerlerine kalfa yetiştiririz" vizyonu, ekonomik kalkınma modelimize yeni bir soluk getirmişti. Düşünsenize, onca yıl devlet bütçesinden okuttuğumuz hekimlere masraf yapıp, tam meyvesini alacakken "Kapı orada" diyerek uluslararası bir beyin göçü projesine imza atmak her babayiğidin harcı değildir. Mahallemizdeki manav Hulusi efendi bile bu ticari dehaya bakıp "Biz malı böyle ucuza kapatsak iflas ederdik, helal olsun" diye şapka çıkarıyor.

Zaman aktı, rüzgar tersine döndü. Sağlık yönetiminin Meclis kürsüsünden dile getirdiği raporlara bakılırsa, meğer bizim hekimler o tarihi çağrıyı yanlış anlamış! Gidenler turistik geziye çıkar gibi Almanya’ya gidip, Alman hastalarına üç beş reçete yazıp hemen döneceklerini sanmışlar. Hatta hükümet yetkilileri öyle optimist tablolar çiziyor ki, insanın sorası geliyor. Heidelberg kliniklerinde Türk kahvesi demlenirken, bizim MHRS sistemi niye hala üç ay sonrasına gün veriyor?

​Eee hani bir ara "Giderlerse gitsinler" diyenler, sonradan hüzne gark olup hekimler geri dönsün diye kamu spotları patlatmıştı? Politika dediğin tam da böyle esnek bir sanat dalı işte. Sabah "Kapı orada" dersin, akşam "Ne olursun dön, aciller kilitlendi" diye nostaljik filmler çekersin!

​Almanya’ya yerleşen genç bir cerrah arkadaşımızla geçenlerde dertleştik. Adamdaki konforu görmeniz lazım; hastanede hastaya bağırıp çağıran kimse yok, bıçak parası polemiği yok, "Üç dakikada bir hasta bakacaksın" diyen o meşhur performans sisteminin de olmadığını belirterek, 

Dostum burada Almanlar o kadar sakin ki, ameliyat esnasında arka fonda Mozart dinliyorlar. Ankara’daki acil servis nöbetlerimi hatırlayınca, burası bana 5 yıldızlı tatil köyü gibi geldi. Bir de bakıyorum ki, Ankara’dan bizimle ilgili hala 'Zaten gidenlerin sayısı iki elin parmağını geçmez, hepsi koşa koşa dönecek' açıklamaları yapılıyor...” diyerek Avrupa'ya giden ve görüştüğü meslektaşlarından da çarpıcı örnekler verdi.

Türkiye'den vereceğimiz en çarpıcı örnek  ise ülkenin en parlak beyinleri pasaport kuyruğunda ring seferi yaparken, geride kalanlar olarak bizler eczane raflarında ilaç arama turnuvaları düzenliyoruz.

​Bugün gelinen noktada; bir yanda "Giderlerse gitsinler" diyerek fırtına ekenler, diğer yanda biçtikleri fırtınayı "Tersine beyin göçü başladı" diye makyajlamaya çalışan bir bürokrasi var. Hukuki sınırları zorlamadan, tamamen bu trajikomik tabloyu eleştirmek gerekirse; mesele kimin gidip kimin kaldığı değil, kalanların bu muazzam istatistik oyunları arasında muayene sırası beklerken yaşadığı sabır testidir.

​Sevgili idarecilerimize küçük ve neşeli bir tavsiye: Doktorları geri getirmek istiyorsanız kamu spotu yetmez; Alman hastanelerindeki o insani çalışma saatlerini ve şiddetsiz çalışma ortamını bu ülkeye transfer etmeniz gerekir. Yoksa o "İyi Hal Belgeleri"yle gidenler Frankfurt meydanlarında kahve yudumlamaya devam eder, biz de randevu bulabilmek için dijital ekranlara bakakalırız.

Neyse... Sağlığınız yerinde olsun; çünkü neşterin izi bültende değil, o çok övülen sağlık sisteminin ortasında, boş kalan muayene odalarından yankılanan "Bugün doktorumuz yok" sesinde saklıdır! diyelim ve noktayı koyalım.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!