İcra Dairelerindeki Patlama, Türkiye'nin Borç Yükünü Gözler Önüne Serdi!
Avrupa ülkeleri sosyal devlet mekanizmalarıyla vatandaşını korurken, Türkiye'de iktidarın sebep olduğu hayat pahalılığı her evi bir icra ocağına çevirdi. Halkın cebindeki umut, faiz ve borç sarmalında tüketildi.
Bir ülkede icra dosyalarının sayısı çığ gibi büyüyorsa, orada sadece adli sistemin tıkanmasından bahsetmek safdillik olur. O dosyalar; ekonomik düzenin, gelir dağılımının ve en önemlisi sosyal devlet anlayışının nasıl dikiş tutmadığının en somut, en acı kanıtıdır. Bugün ne yazık ki borçla nefes alan, yarınını göremeyen bir toplum modeline mahkum edildik.
Peki, bu sarmala nasıl sürüklendik?
Cevap uzağımızda değil; bizzat son yıllarda yaşanan ekonomi politikalarının, mutfaktaki yangının ve akıl tutulmalarının tam ortasında duruyor.
Öncelikle, yüksek enflasyon alım gücünü bıçak gibi kesti. Sabit gelirli çalışanlar, asgari ücretliler ve ömürlerini bu ülkeye vermiş emekliler; sadece mutfak masrafını, faturayı, kirayı ödeyebilmek için mecburen borçlanmak zorunda bırakıldı. İnsanlar lüksün peşinde koştukları için değil, hayatta kalabilmek için kredi kartından kredi kartına koştu.
Bunun üstüne, "faiz sebep, enflasyon sonuç" ezberiyle atılan adımlar Türk Lirası'nın değerini yerle bir etti. Hayat pahalılığı, faturası her defasında dar gelirlinin omuzuna yıkılan devasa bir yüke dönüştü. Bankaların ve finans kuruluşlarının, vatandaşın ödeme gücünü hiçe sayarak pompaladığı denetimsiz kredi ve kart politikaları da bu yangına benzin döktü. Kontrolsüzce şişirilen bireysel borçlar, kriz anında patlamaya hazır birer saatli bombaya çevrildi.
Avrupa Konseyi'nin (CEPEJ) verilerine baktığımızda, tablo daha da acı bir boyuta evriliyor. Gelişmiş batı ülkelerinde güçlü sosyal destek mekanizmaları ve hızlı tüketici iflası süreçleriyle borçlular korunurken, Türkiye’de icra daireleri adeta birer tahsilat makinesine, vatandaşın yakasına yapışan soğuk birer mekanizmaya dönüştürüldü.
Bugün milyonlarca dosyanın sorumluluğu, bu tablonun müsebbibi olan siyasi iradenin omuzlarındadır. Kürsülerden çizilen pembe tablolarla, açlık sınırı altında yaşam mücadelesi veren milyonların kapısına dayanan icra kağıtları ne yazık ki aynı ülkeye ait olamaz.
Gerçeklikle bağını koparan bu iklim, sadece bugünü değil, gençlerin geleceğini de karartıyor.
Türkiye bu borç sarmalından ancak akılcı, adil ve sosyal devlet odaklı köklü bir zihniyet değişimiyle çıkabilir.
Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e ve ülkeyi yönetenlere duyurulur: İnsanları borç batağına mahkum edip ardından "kemer sıkın" demek bir çözüm değil; olsa olsa yangına körükle gitmektir!
Yorumlar
Yorum Gönder