İdeolojiye Akan Milyarlar: Ekonomik Krizde Diyanet ve İletişim Başkanlığı!
Türkiye’nin ekonomik açıdan zor bir dönemden geçtiği, geniş kesimlerin enflasyon ve geçim sıkıntısıyla mücadele ettiği bir zamanda, bazı kamu kurumlarının kaynak kullanım biçimleri toplumda derin bir rahatsızlık yaratmaya devam ediyor. Bu kurumlar arasında Diyanet İşleri Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, büyüklükleri ve harcama kalıplarıyla özellikle dikkat çekiyor.
Bir yanda sabrı, kanaatkârlığı ve tevekkülü öğütleyen bir yapı; diğer yanda ise kamu kaynaklarını yoğun biçimde iletişim ve algı yönetimi için kullanan bir başka yapı…
Bu iki kurumun mali tablosu, kaynakların nasıl önceliklendirildiği ve adalet duygusunun nasıl etkilendiği konusunda önemli sorular doğuruyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı, yıllardır pek çok bakanlığın bütçesini geride bırakacak büyüklükte kaynaklara sahip. 2025 yılında yaklaşık 130 milyar TL’lik bir bütçeyle hareket eden ve personel sayısının 175 bine yaklaştığı belirtilen kurum, yıl sonunda bütçe yetersizliği gerekçesiyle ek kaynak talebinde bulunabiliyor. 2026 yılı için ise 174 milyar TL’yi aşan ödenek teklifleri gündeme geliyor. Milyonlarca insanın yoksulluk sınırı civarında yaşam mücadelesi verdiği bir ortamda, mal ve hizmet alımlarına ayrılan milyarlar, makam araçları tartışmaları ve yeni camii ile Kur’an kursu yatırımları, toplumsal vicdanda belirgin bir çelişki yaratıyor. Topluma şükür ve kanaat aşılamaya çalışan bir kurumun, kendi bütçesi söz konusu olduğunda sürekli büyüyen bir iştah sergilemesi, manevi değerlerin idari ve siyasi mekanizmaların hizmetine nasıl sunulduğu tartışmasını güçlendiriyor.
Büyüyen Devlet imkânlarının halkın refahından ziyade belirli bir merkezin güçlendirilmesi için nasıl seferber edildiğinin en somut örneklerinden biri de İletişim Başkanlığı. Kurulduğu günden bu yana yetki alanı ve bütçesi hızla genişleyen bu kurum, kendisine ayrılan ödenekleri çoğu zaman yıl ortasında tüketiyor ve ek ödeneklerle yoluna devam ediyor. 2018’de daha mütevazı bir birimken bugün milyarlarca liralık bütçeye ve geniş bir kadroya ulaşmış durumda. CİMER gibi vatandaşın talep ve şikâyetlerini ilettiği mekanizmaları da bünyesinde barındıran bu yapı, kaynaklarını kamusal bilgilendirmeden ziyade iktidarın imajını güçlendirmeye, eleştirel sesleri sınırlandırmaya yönelik faaliyetlere yönlendirdiği eleştirileriyle sıkça karşılaşıyor.
Ekonomik kriz günlerinde sosyal medya operasyonlarından uluslararası iletişim çalışmalarına aktarıldığı iddia edilen kaynaklar, “itibardan tasarruf edilmez” anlayışının günümüzdeki yansıması olarak görülüyor. Sonuç itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı ile İletişim Başkanlığı’nın harcama pratikleri, Türkiye’de yalnızca mali disiplin eksikliğini değil, aynı zamanda daha derin bir öncelikler ve adalet sorununu da gözler önüne seriyor. Eğitime, sağlığa, deprem dirençli kentlere ve sosyal yardımlara kaynak bulunamadığı gerekçesiyle kısıntılar yapılırken; dini faaliyetlere ve iletişim ağına milyarlarca liranın ayrılması, pek çok vatandaş için kabul edilemez bir durum oluşturuyor. Halkın zorluklarla ödediği vergilerin toplumsal kalkınma yerine ideolojik ve siyasi tahkimat araçlarına yönlendirilmesi, demokratik ve sosyal devlet ilkesinin zedelenmesi anlamına geliyor. Bu tablo, sadece “dudak uçuklatan” rakamlarla sınırlı değil; aynı zamanda umutların ve adalet duygusunun nasıl aşındığına dair samimi bir uyarı niteliği taşıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder