Devletin Anahtarını Teslim Edenler, Tapuyu Kimlere Devrediyor?
Siyasal İslamcı anlayışın demokrasiden, insan haklarından, bilimden, emekten ve bağımsız hukuktan neden korku duyduğunu anlamak için, meseleyi sadece yerel bir bağnazlık olarak görmemek gerekir. Bu zihniyeti besleyen ve büyüten temel dinamik, küresel odaklarla kurulan bağımlılık ilişkileridir. Dünden bugüne bu mekanizmanın en işlevsel araçları ise kamusal alanın dışına çıkarak devlet kadrolarına sızan tarikat ve cemaat yapılanmaları olmuştur.
Bunun en belirgin ve yakın tarihteki örneği, uzun yıllar boyunca eğitim ve diyalog söylemleriyle örgütlenip sonrasında devlet yapılanması içinde krizlere yol açan odaklardır. Kendilerini "hizmet" kavramıyla pazarlayan FETÖ'cü terör örgütü gibi bu ağların, ülkenin bağımsızlık ve liyakat ilkelerini yok eden yapılara dönüştüğü görülmüştür.
Devlet kadrolarının liyakat yerine belirli zümrelerin aidiyet ilişkilerine göre şekillendirilmesi, hukukun ve şeffaflığın tasfiye edilmesine yol açmıştır. Bağımsız bir yargı ve şeffaf bir yönetim anlayışı olsaydı, bu yapılaşmaların ve denetimsiz ilişkilerin erken aşamada deşifre olacaktı. Yaşanan büyük toplumsal sarsıntılar ve krizler, bu yapısal ortaklıkların ve siyasi tercihlerin kaçınılmaz sonuçları olarak ortaya çıkmıştır.
Belirli bir yapının tasfiye edilmesinin ardından, benzer cemaat ve vakıf görünümlü yapıların kamusal alanda yeniden alan bulması, devletin temel denetim mekanizmalarını zayıflatmakta ve kamu kaynaklarının farklı odaklara aktarılmasına zemin hazırlamaktadır.
Peki bu zihniyet neden bir güvensizlik ve kaygı halindedir?
Çünkü bu tarikat ve cemaat ağlarının kamusal kaynakları ve halkın ortak servetini yönlendirirken, arka planda belirli dış odakların çıkarlarıyla uyum içinde hareket ettiği gerçeği toplum tarafından daha net görülmektedir. Emperyalist ve küresel merkezler; güçlü, demokratik, laik, üreten ve bağımsız bir Türkiye yerine, toplumsal denetimin dini söylemlerle sağlandığı, sorgulamayan bir düzeni tercih etmektedir.
Çünkü denetlenen bir bütçe ve tarafsız bir yargı, kamusal fonların belirli vakıf ve cemaatlere aktarılmasını ve bu imtiyazlı ortaklıkları ortadan kaldırır.
Çünkü akılcı ve bilimsel eğitim yerine dogmatik modelleri dayatanlar, sorgulayan beyinlerin ve hak arayan bireylerin bu bağımlılık düzenini değiştirecek en büyük güç olduğunu bilirler.
Çünkü halkın alın terini rant ekonomisine ve ayrıcalıklı yapılara aktaranlar, emek kesiminin hak mücadelesinden ve adil paylaşım talebinden rahatsız olurlar.
Bu anlayışı temsil edenler ne zaman siyasi sıkışıklık yaşasalar en yüksek sesle milliyetçilik vurgusu yaparlar; ancak pratiklerine bakıldığında, stratejik ekonomik varlıkların küresel sermayeye devredilmesinde ve dış borç mekanizmalarına bağımlılıkta bir sakınca görülmemektedir.
Tarihsel süreçte bu tür yapıların büyük güç odakları tarafından dönemsel olarak desteklendiği, ancak çıkarlar çatıştığında veya kriz derinleştiğinde bu ortaklıkların çöküşle sonuçlandığı defalarca görülmüştür. Bugün yaşanan ekonomik ve toplumsal krizler de bu bağımlı ilişkiler ağının yarattığı çürümenin bir yansımasıdır.
Ne kadar güç kazanmış gibi görünürlerse görünsünler, kamu kaynaklarını ve toplumsal iradeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanan bu zihniyet tarihin her döneminde kaybetmiştir ve yine kaybedecektir.
Geçmişteki benzer örneklerde olduğu gibi, hukuku ve kamusal düzeni arkaya iterek kurulan bu tür ilişkilerin sonu kaçınılmaz bir tıkanmadır. Toplumsal kaynakları belirli maskeler altında kendi çıkarları için kullananlar, yarattıkları bu kriz ortamında gerilemeye mahkûmdurlar.
Geçici iktidar alanlarına ve dış desteklere güvenerek halkın iradesine ve haklarına müdahale etmeye çalışanlar, tarihin akışını asla tersine çeviremeyeceklerdir.
Hukuku çiğneyenler, kamusal hakları ve emekçinin payını göz ardı edenler dün kaybetmiştir, bugün direniyorlar ama yarın yine kaybedeceklerdir. Bu ülkenin aydınlık, laik, bağımsız ve adil yarınlarını kuracak olanlar; o korku duvarlarını ve dogmatik cendereleri aşacak olan yine bu halkın kendi özgür iradesi olacaktır!
Devletin anahtarını teslim edenler, sonunda tapuyu esas sahibi olan halka teslim etmek zorunda kalacaklardır diyelim ve tarihe bir not daha düşelim.
Yorumlar
Yorum Gönder