TÜİK Rakamları Yalan Söylüyor: Dernek Çok, Sivil Toplum Yok!
Fakat kendimize karşı dürüst olalım: Sayıların bu kadar kabarık, etkinin ise bir o kadar cüce olduğu başka kaç ülke var?
Çünkü bizde sivil toplum denince anlaşılan şeyle, dünyada demokrasinin çarklarını döndüren mekanizma aynı şey değil. İskandinavya’ya bakın; İsveç’te ya da Norveç’te sivil toplum, devletin açıklarını kapatan bir hayırseverlik kulübü değildir. Bireyin devlet karşısındaki zırhıdır. Devlet orada sivil yapıyı bir tehdit olarak değil, kararlarına çeki düzen veren bağımsız bir denetçi olarak görür. Almanya’da bir yasa tasarısı hazırlanırken çevre örgütlerinin, sendikaların masaya oturması lütuf değil, anayasal bir gelenektir. Amerika’da toplumsal bir dönüşüm yaşanacaksa, bu kütlevi devlet kararlarıyla değil, tabandan yükselen o "hak temelli" sivil ısrarla başarılır.
Bizde ise durum bambaşka bir hikâye anlatıyor.
Türkiye’de sivil toplum, doğduğu günden beri "kutsal devlet" algısının devasa gölgesinde büyümeye çalışıyor. Osmanlı’dan devraldığımız bürokratik miras, devleti toplumun üstünde "baba" olarak konumlandırırken, kamusal alanın tapusunu da tamamen merkeze vermişdurumda. Bu topraklarda devletten bağımsız olarak filizlenen her yapının üzerine uzunca bir süre "potansiyel tehdit" ya da "düzeni bozucu unsur" etiketi yapıştırıldı.
Sonuç mu?
Güvenlikçi politikaların ve bitmek bilmeyen kutuplaşmanın ortasında, hak arayan her sivil ses anında marjinalleştirildi. Bugün ortalama bir vatandaşın bir hak örgütüne üye olurken iki kez düşünmesi, tam da bu köklü tedirginliğin eseridir. Toplumsal güvenin dip yaptığı bir iklimde, yatay ve demokratik örgütlenmelerin yerini cemaat, hemşehri ya da biat odaklı dikey yapılar aldı.
İşin ekonomik boyutu ise krizi daha da derinleştiriyor. Finansal özerkliği olmayan bir sivil toplumdan bağımsız duruş bekleyemezsiniz. Türkiye'de bağış kültürü maalesef "hak arama" odaklı değil, "yardım dağıtma" odaklıdır. Bu durum STK’ları kamusal kaynaklara ya da iktidar odaklarına mahkûm ediyor. Kaynağı verene ses çıkaramayan yapılar zamanla iktidarların "arka bahçesi" veya politika uygulayıcısı haline gelirken; bağımsız kalmakta direnen az sayıda örgüt ise idari baskılar, bitmeyen denetimler ve finansal darboğazla boğuşuyor.Sivil toplum, iktidarların hayatını kolaylaştıran bir arka büro veya sadece bayramlarda erzak dağıtan bir yardım cemiyeti değildir. Sivil toplum; yurttaşın birey olduğunu hatırladığı, sesini iktidara duyurabildiği ve devleti şeffaflığa zorladığı yegâne alandır.
Devlete payanda kılınmış ya da koli dağıtmaya mahkûm edilmiş bir sivil toplum, demokrasi illüzyonundan başka bir şey üretmez. Rakamlarla süslenen dernek kütükleri, kurutulan sivil alanın ayıbını örtmeye yetmiyor. Türkiye artık karar vermeli. Yurttaşını gölgesinden korkan bir tebaa mı yapacak, yoksa devleti denetleyen hür bir güç mü? Çünkü gerçek bir demokrasi, devletin o boğucu gölgesini çektiği ve özgür sivil alanın güneşi gördüğü yerde filizlenir.
Yorumlar
Yorum Gönder