17 Ağustos’un 27. Yılında Unutmadık, Affetmiyoruz: Fay Hatlarında Sönen Hayatlar, Koltuklarında Oturanlar!
1999’dan bugüne çeyrek asırdan fazla zaman geçti. Bu süre zarfında sadece Marmara değil; Van, Elazığ, İzmir ve en nihayetinde 6 Şubat 2023’te 11 ili kafese çeviren asrın felaketini yaşadık. Yüz binlerce insanımızı toprağa verdik.
Peki, bu ülkede ne değişti?
Görevdekiler değişti, koltuklardaki isimler değişti, fakat ihmal, rant ve liyakatsizlik değişmedi.
Deprem vergileri bütçe açıkları için birer "can simidi"ne dönüştürülürken, güvenli konutlar üretmek yerine rant projelerine, betonlaşmaya prim verildi.
İktidarı elinde bulunduranlar, her büyük felaketin ardından kameralar karşısına geçip aynı ezberi tekrarladı: "Kader planı..."
Hayır! İnsanların mezar odalarına dönüşen binalarda can vermesi bir kader değildir. Bilimi hiçe sayan, denetimsizliğe göz yuman, imar aflarıyla oy devşiren siyasi akıl tutulmasının ve rant düzeninin ta kendisidir.
Dünya haritasına baktığımızda yaşadığımız durumun çok daha acı bir gerçeği yüzümüze çarpıyor. Japonya gibi fay hatları üzerinde yer alan, Türkiye’den çok daha şiddetli sarsıntılarla sarsılan ülkelerde binalar sallanıyor ama insanlar ölmüyor.
Neden mi?
Çünkü o ülkeler bilim ve teknolojiyle hareket ediyor. Yapay zeka simülasyonları, zemin etütlerine sadık kalan mühendislik disiplinleri, tavizsiz yapı denetimleri uyguluyor.
Siyaseti rant kapısı olarak değil, kamu güvenliği olarak görüyor.
Deprem anında ve sonrasında ne yapılacağını anaokulundan itibaren toplumsal bir refleks haline getiriyor.
Bizde ise durum tam bir trajikomedi.
Bilim insanları yıllardır bağırıyor, raporlar sunuyor, fay hatlarındaki tehlikeleri gün gün, saat saat uyarıyor. Ancak iktidar sahipleri bilimi değil, müteahhitlerin çıkarlarını dinliyor. Bilim insanlarının sesini kısmak, "Korku yaymayın" demek marifet sayılıyor. Bilimden uzak, liyakatsiz kadrolarla yönetilen toplumlarda ise kaderimiz değişmiyor: Her deprem bir toplu katliama dönüşüyor.
Bugün, 17 Ağustos’un yıl dönümünde, sadece geçmişin acılarını tazelemekle kalmıyoruz; bu ülkeyi yönetenlerin hesap vermesi gereken bir utanç tablosuyla yüzleşiyoruz.
27 yıldır depremi konuşuyoruz ama depreme dirençli bir tek şehir kuramadık. Çocuklarımızın güvenle uyuyacağı yuvalar inşa etmek yerine, imar aflarıyla mahalleleri mezarlığa çevirenler bugün hala ekranlarda reformdan bahsediyor.
Dünya uzaya çıkıp yapay deprem simülasyonlarıyla şehirlerini korurken, bizim yöneticilerimiz hâlâ enkaz kaldırma başarısıyla övünüyor. Bilimi reddeden, teknolojiyi göz ardı eden, liyakati yok sayan bu zihniyet değişmedikçe, bu coğrafyada daha çok canımız yanacak.
Unutmayacağız! Gölcük’te, Yalova’da, Hatay’da, Kahramanmaraş’ta sönen her hayatın hesabını, koltuklarında oturup tedbir almayanlardan sormak bu ülkenin onurlu her yurttaşının ve gazetecisinin boynunun borcudur!
Yorumlar
Yorum Gönder