Beton Siyaseti ve Enkaz Altındaki Geleceğimiz!
Siyasi tercihlerle örülmüş, betona kurban edilmiş bir ihmaller zinciriyle yaşamak, bu coğrafyanın kaderi değildir. Her büyük sarsıntıda veya felakette ekranlara çıkıp "Asrın felaketi" tesellisine sığınanlar, o felaketin zeminini yıllar boyunca çıkardıkları imar aflarıyla, peşkeş çektikleri tarım havzalarıyla ve denetimsiz bıraktıkları kolonlarla nasıl hazırladıklarını unutturmaya çalışıyorlar.
Bugün günlük siyasetin sığ tartışmaları arasında kaybolup giden bir gerçek var. Ülkeyi yönetenler, rant odaklı kentleşme politikalarıyla sadece binalarını değil, geleceğini de enkaz altında bırakıyor.
Geçmişte "mülkiyet sorununu çözüyoruz, vatandaşımızı tapu sahibi yapıyoruz" maslahatıyla çıkarılan o meşhur imar barışları, aslında bir oy avcılığı ve kısa vadeli bütçe yama operasyonundan başka bir şey değildir. Mühendislik hizmeti almamış, projesine aykırı, çürük ne kadar yapı varsa hepsine devlet eliyle resmi kaşe basıldı. Uzmanlar, meslek odaları, bilim insanları "Yapmayın, etmeyin, bu binalar insanlara mezar olacak" diye yırtındıkça, iktidar kanadından gelen tek ses kasaya giren paranın ve sandıktan çıkacak oyun sevinciydi.
O gün o imzaları atanlar, bugün o enkazların altında can verenlerin vebalini hangi vicdanla açıklıyorlar?
Olay sadece depremle de sınırlı değil. İklim krizinin kapımıza dayandığı, kuraklığın tarımı vurduğu bir dönemde bile akılcı bir stratejiden mahrumuz. Kırsaldan metropollere yaşanacak olası göç dalgaları, su havzalarının yok edilmesi ve betonlaşmış mega kentlerin bu baskıyı kaldıramayacak olması büyük bir toplumsal patlamanın habercisidir. Ancak Ankara’da hâlâ "kaç metrekare daha beton dökebiliriz?" hesabı yapılıyor.
Tarım toprakları imara açılıyor, derelerin yatakları daraltılıyor, sonra da sağanak yağmurda ya da en ufak sarsıntıda doğa bize faturayı kesiyor.
Şehircilik; oy kaygısıyla müteahhitleri zenginleştirme sanatı değil, bilimin, hukukun ve akılcı planlamanın egemen olduğu bir hayatta kalma mühendisliğidir. Zemin etütlerini hiçe sayarak, meslek odalarının dışlandığı, her şeyin tek bir kişinin iki dudağı arasına veya kısa vadeli rant hesaplarına bağlandığı bir düzenle bu gemi yürümez.
Yöneticilere buradan sesleniyorum:
Artık sandık başındaki hesapları bir kenara bırakın. Bu ülkenin insanına can güvenliği ve insanca yaşanacak kentler sunmak zorundasınız. Çünkü kaybedecek ne bir canımız ne de ertelenecek tek bir günümüz kaldı!
Yorumlar
Yorum Gönder