Cihaz Alman Malı, Kafa Orta Çağ. Tarikatların Büyük İkiyüzlülüğü!
Bugün Türkiye’nin sokaklarına baktığımızda en keskin tezatla burun burunayız. Bir tarafta çağın en ileri teknolojileri, son model akıllı telefonlar, lüks Batı menşeli otomobiller, dijital altyapılar; diğer tarafta ise zihnini asırlar öncesinin dogmalarına teslim etmiş yapılar. Elinde son teknoloji ürünü akıllı cihazla dolaşan bireylerin, karar mekanizmalarını ve iradelerini tarikat ve cemaat ağlarına devretmesi, ülkenin on yıllardır yaşadığı en büyük kimlik krizini ortaya koyuyor.
Bu tablo ise, modern teknolojinin nimetleriyle Orta Çağ zihniyetinin harmanlandığı büyük bir ikiyüzlülük değil de nedir?
Cihazlar Batı teknolojisinin ürünü olabilir, ancak o ekranlardan beslenen zihniyet insanlığı aydınlanmadan uzaklaştıran bir karanlığa hizmet ediyor. Tarikat ve cemaat yapıları, manevi değerleri birer sömürü aracına dönüştürerek bireyin sorgulama yeteneğini köreltiyor. Kendi iradesini bir "şeyhe" veya "lider"e devreden bu düzen, modern dünyada çağ dışı bir bağımlılık ağı kuruyor.
Daha da vahimi, bu yapının yıllardır siyasi iktidarlar tarafından beslenmesi ve devletin kılcal damarlarına kadar yerleştirilmesidir.
Özellikle AKP iktidarı döneminde "muhafazakarlık" söylemi kalkan yapılarak bu oluşumlara benzeri görülmemiş alanlar açıldığını hepimiz görüyoruz. Liyakatin yerini cemaat sadakati almış, devlet kadroları mülakat kisvesi altında bu yapıların mensuplarına peşkeş çekilmeye devam ediliyor.
Geçmişte "Ne istediler de vermedik?" noktasından 15 Temmuz hain darbe girişimine uzanan o acı süreç, bu ülkenin gördüğü en büyük uyarıydı. Ne yazık ki bu darbe girişiminden dahi tam anlamıyla ders çıkarılmadığına bir kez daha şahit oluyoruz. Bir yapı tasfiye edilirken, yerini başka cemaatler ve tarikatlar alıyor. Sağlık Bakanlığı'ndan Milli Eğitim'e, adliyelerden Türk Silahlı Kuvvetleri'ne kadar pek çok kritik kurum hâlâ bu gayri resmi pazarlıkların gölgesinde olduğu iddiaları ülke gündeminden düşmüyor.
Türkiye'nin yakın tarihi, bu zihniyetin yarattığı yıkımlarla dolu. Devletin en hassas mekanizmalarını ele geçirerek 15 Temmuz kanlı darbe girişimine imza atan FETÖ, bu tehlikenin en somut ve yıkıcı örneği olarak hala hafızalarımızda. Ancak tehlike sadece FETÖ ile sınırlı kalmadığını bir kez daha gördük.
Bugün de benzer yapılar farklı kisveler altında faaliyetlerini sürdürüyor. Örneğin, uzun süredir yapısal yapılanmaları, yurt süreçleri ve ekonomik etki alanlarıyla tartışma konusu olan Süleymancılar gibi cemaatler, kamusal alanda ve eğitim düzeninde varlığını koruyor. Öte yandan, dini söylemleri siyasi bir tahakküm aracı haline getiren, toplumsal huzuru ve laik hukuk düzenini hedef alan eylemleriyle bilinen İslamcı Furkan Vakfı ve onun başkanı Alparslan Kuytul’un yaşadığı hukuki süreçler ve tutuklanmalar, bu radikal damarın toplumsal barış için nasıl bir tehdit oluşturduğunu açıkça gözler önüne seriyor.
Bir grubun gidip yerine bir diğerinin gelmesi meseleyi çözmemekte; aksine sistemin kendisini yeniden üretmesine yol açıyor. Vakıf ve dernek adı altında kurulan devasa holdingler, vergi muafiyetleriyle ödüllendirilmekte ve ekonomik krizin ezdiği milyonlar faturalarını ödeyemezken bu yapılar lüks içinde yaşamaya devam ediyor. Yoksul ailelerin çocuklarını yurt kisvesi altında bu ağlara mahkum eden ve buralardaki istismar iddialarını örtbas eden düzen, bu ikiyüzlülüğün ta kendisidir.
Mesele basit bir inanç hürriyeti meselesi değil, anayasası laiklik olan bir cumhuriyetin göz göre göre Orta Çağ kalıntısı yapılara teslim edilmesi değil de nedir?
Türkiye'nin artık bu akıl tutulmasına tahammülü kalmamıştır. Çağdaş dünyada onurlu bir yer edinmek istiyorsak, en son teknolojiyi kullanıp zihnini dogmalara hapseden bu ikiyüzlülüğe devletin artık net ve tavizsiz bir duruşla son vermesi şarttır.
Ülkenin huzura kavuşması, sadakate dayalı cemaat düzeninin terk edilerek hukukun ve liyakatin egemen kılınmasına bağlıdır diyelim ve noktayı koyalım.
Yorumlar
Yorum Gönder