Cihaza Değil Gönüle Dokunanlar!

​Günümüz dünyasında neredeyse her şey bir hız ve tüketim sarmalına kapılmış durumda. İlişkilerin menfaatler üzerinden ölçüldüğü, başarının sadece rakamlarla tartıldığı ve insanların birbirine birer araç gözüyle baktığı bir çağda yaşıyoruz. Ancak tüm bu karmaşanın ortasında, sessiz sedasız kendi değerleriyle var olan, dokundukları hayatlara anlam katan öyle insanlar var ki... Ben onlara "türü tükenmekte olan güzel insanlar" diyorum.

Cep telefonum aniden bozulduğunda başladı bu öykü. Günlük hayatın tüm akışı bir anda durmuş gibiydi. Ne yapacağımı düşünürken, durumdan haberdar olan değerli dostum Oğuz Sungur ve gönlümüzde her zaman müstesna bir yeri olan diş hekimi Muhlis Polat abim hemen devreye girdi.
​Muhlis Hoca’yı tanıyanlar çok iyi bilir; o sadece diş hekimliği yapmaz. Paradan önce insana değer veren, mesleğini bir gönül köprüsü gibi icra eden nadide bir kişiliktir. İşte bu yüzden onun kliniği sadece sağlık arayanlarla değil, sırf o güzel sohbetini paylaşmak, bir çayını içip samimiyetini hissetmek isteyen dostlarıyla dolup taşar.
​Muhlis Hoca ve Oğuz dostum, "Hiç uzaklara bakma, hemen karşı iş hanında Sefa Usta var, ona git" dediler. Meğer bu insanlar birbirini bu kadar tamamlayan iki güzel insanı Kızılay’ın göbeğinde, karşı karşıya duran iki iş hanında komşuymuş. Bir insanın, adeta bir adım ötesindeki komşusunu böyle içten ve tereddütsüz önermesi zaten her şeyi özetliyordu.
​Ankara’nın o hiç bitmeyen koşturmacası içinde, Muhlis Hoca’nın yanından çıkıp hemen karşıdaki Kök Çarşısı’na adım attım. Çeyrek asırdır aynı dükkânda hizmet veren Sefa Arslan ustanın mütevazı mekânına girdiğimde, zaman sanki bir anlığına yavaşladı. Telefonumu teslim ettiğimde izlemeye başladım Sefa Usta’yı. Dikkatini devre kartına odaklanışını, parmaklarının o hassas dokunuşlarını ve cihazı tekrar çalıştırıp teslim ederken yüzündeki o mahcup, alçakgönüllü tebessümü gördüm.
​O an anladım ki Sefa Usta için de mesele hiçbir zaman sadece bir cihazı tamir edip para kazanmak olmamıştı. O da tıpkı hemen karşı iş hanındaki komşusu Muhlis Hoca gibi paradan çok insan biriktiren, zamanla ilmek ilmek ördüğü o karşılıklı güvene dayalı sağlam insan ağına değer veren biriydi. Olmayacak işe sırf kazanç uğruna "olur" demeyen, dürüstlüğü her şeyin üstünde tutan bu duruş, günümüz dünyasında eşine az rastlanır bir zarafetti.
​Aralarında sadece bir cadde mesafe olan bu iki güzel insana bakarken, aslında aynı ortak felsefede buluştuklarını fark ettim.
​Geçici kazançları değil, kalıcı dostlukları seçiyorlar. Kısa vadeli çıkarlar uğruna uzun vadeli güveni asla zedelemiyorlar.
​Sermayelerini banka hesaplarında değil, biriktirdikleri insanların gönlünde saklıyorlar.
​İşlerini sadece bir gelir kapısı değil, bir saygı ve sorumluluk alanı olarak görüyorlar.
​Başarılarını bağıra bağıra değil, alçakgönüllü bir tebessüm ve işlerindeki özenle sergiliyorlar.
​Büyük binaların, dijital ekranların ve soğuk ilişkilerin kuşattığı dünyamızda bu insanların varlığı bizler için adeta birer vaha. Bize insan kalabilmenin, güven verebilmenin ve dost biriktirebilmenin hâlâ mümkün olduğunu hatırlatıyorlar.
​Bozulan cihazıma tekrar hayat veren Sefa Arslan’a yeteneği ve o unutulmaya yüz tutmuş hakiki esnaf duruşu için içtenlikle teşekkür ediyorum. Beni paradan çok insan biriktirmenin güzelliğini hayatlarıyla gösteren bu güzel insan halkasıyla buluşturan Muhlis Polat abime ve Oğuz Sungur dostuma da minnettarım.
​İyi ki hâlâ böyle güzel insanlar, böyle dürüst dostlarımız ve ustalarımız var.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!