Cüzdanı Çalmak Suç, Alınterini Gasp Etmek "Kabahat"!

Bir an ​gözünüzün önüne getirin ve düşünün: Ankara’nın o keskin sıcağı ve soğuğunda sırtlarında baretleri, ellerinde "Maaşımızı istiyoruz" yazılı pankartlarla direnen maden işçileri... Aylardır evine bir lokma ekmek götürememiş, yerin metrelerce altında ürettiği alın terinin karşılığını toplanıp başkente yürüyerek arayan insanlar. Karşılarında ise barikatlar, polis öfkesi ve devletin soğuk sessizliği.
​Peki, bu işçilerin aylardır parasını ödemeyen, onları açlığa mahkum eden o patronlar nerede? 

Muhtemelen lüks ofislerinde ya da sıcak evlerinde kahvelerini yudumluyorlar. Çünkü biliyorlar ki, Türkiye’de işçinin maaşını gasbetmek hapse girme sebebi değil.
Buna,' hırsızlık var ama ceza yok" demektir ve patronlar bu yüzden çok rahatlar.
​Şöyle bir düşünün: Yoldan geçerken birinin cüzdanını çalsanız, adınız hırsıza çıkar ve hemen kodesi boylarsınız. Suçu sabittir, cezası da ağırdır. Ama mesele patronun işçinin aylardır ödemediği maaşına el koyması, yani resmen emeğini çalması olduğunda, hukuk birdenbire bambaşka bir dille konuşmaya başlar.
​Türk Ceza Kanunu’na göre bu bir hırsızlık değil, "işçi-işveren arasındaki alacak-borç uyuşmazlığı"dır. 

Yani devlet der ki: "Ben buna karışmam, aranızda halledin." Patron devlete idari para cezası öder geçer. O ceza da enflasyon karşısında erir gider, şirket karlarının yanında devede kulak kalır.
​Aslında sistem, patrona açıkça şunu söylüyor: "İşçinin maaşını ödeme, o parayı git başka yerde işlet; mahkemeler yıllar sürer, zaten en fazla küçük bir para cezası ödersin." Sermaye sahibi için bu müthiş bir kâr kapısıdır. İşçi için ise her gün biraz daha derinleşen bir sefalet çukurudur.
​Peki bu durumda devlet kimin yanında?
​Ankara’da o madenciler günlerce hak ararken, iktidarın ve ilgili kurumların tavrı da işin acı bir başka boyutu. Bakanlıklar araya girer, "çözeceğiz" denir ama patronlar o sözleri çiğnemekten çekinmez. Çünkü arkalarında bu çarpık yasal düzenin konforu var.
​İşçi hakkını aramak için sokağa çıktığında tazyikli suyla, polis mangalarıyla karşılaşır; ama o işçinin cebindeki üç kuruşu alanlar elini kolunu sallayarak gezmeye devam eder. Bu tablo ise adaletin, hukukun kimden yana olduğunu apaçık ortaya koyuyor.
​Madencinin baretini yere vurduğu ses, aslında sadece bir patronun vicdansızlığına değil; emeği değil sermayeyi koruyan bu bozuk düzene karşı atılmış bir çığlıktır. Ve o çığlık, vicdan sahibi herkesin kulaklarında çınlamaya devam ediyor.

Şimdi herkes kendine sorsun: Emeğin gasp edilmesi TCK'da doğrudan hırsızlık suçu sayılarak hapis cezasına bağlanmadığı sürece, bu vicdansızlıkların önüne geçilebilir mi?"




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!