​Tasarruf Kime Var, Faiz Kime Çalışıyor?

Çarşıda, pazarda, sokakta vatandaşa 'biraz daha sabır, kemer sıkıyoruz' diyenlerin Ankara'daki hesap masasına baktığınızda manzara bambaşka. Geçen gün bir arkadaşımın bürosunda, çok eskiden tanıdığım bir ekonomi profesörüyle karşılaşma fırsatı buldum. Hocayla yaptığımız sohbette verdiği rakamlar ve bilgiler ışığında, Türkiye ekonomisinde doğru giden hiçbir şeyin olmadığını vurgulaması, bu yazıyı kaleme almamın nedeni oldu.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek her fırsatta güçlenen harcama disipliniyle mali alan sağlandığını ifade ediyor ve gelir politikalarındaki etkinlikten bahsediyor. Bu konuyu ele alırken, bu söylemlerin gerçek hayattaki karşılığının ne olduğunu sormak istiyorum.
 
Açıklanan 2026 yılı ocak-temmuz dönemi bütçe gerçekleşmeleri, bu sözlerin dar gelirlinin sırtına yüklenen ağır birer yüke dönüştüğünü utanç verici rakamlarla gözler önüne seriyor.
​Gelin ekonomi profesörü hocamın verdiği tablonun diline birlikte kulak verelim.
​Yılın ilk 7 ayında genel bütçeli idarelerin harcaması 10 trilyon lirayı aştı. Bunun tam 4 trilyon 917 milyar lirası, yani genel bütçeden harcanan her 100 liranın yaklaşık 48 lirası doğrudan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kasasından çıktı. Yıllık bütçe ödeneğinin yüzde 55'inden fazlası daha yılın ortasında eritildi. İşin can alıcı noktası ise şu: Haziran ayında 577 milyar lira olan aylık Hazine harcaması, temmuz ayında yüzde 50'ye yakın bir patlama yaparak 866 milyar liraya fırladı.

Hani nerede o dillerden düşmeyen tasarruf tedbirleri? 
​Merkezi yönetim bütçesi ilk 7 ayda 1 trilyon 320 milyar lira açık verirken, faiz giderleri geçen yıla göre yüzde 43'ten fazla artarak 1 trilyon 791 milyar liraya ulaştı. Yılın henüz yedinci ayındayız ama yıllık faiz ödeneğinin yüzde 65'i çoktan harcanmış durumda. Vatandaşın, dar gelirlinin dişinden tırnağından artırarak ödediği vergilerden oluşan 7 trilyon 854 milyar liralık vergi gelirinin neredeyse çeyreği yani toplanan her 100 liralık verginin 23 lirası doğrudan faize gidiyor. Rakamları alta alta yazınca utanç tablosu daha da netleşiyor. Türkiye’de faiz ödemelerinin ilk 7 aylık günlük ortalaması yaklaşık 8,4 milyar lira. Saatlik 352 milyon lira, dakikalık ise tam 5,9 milyon lira faize akıyor.
​Peki, bu devasa çark kimin için dönüyor?
​Sayın Şimşek’in "gelir politikalarında artan etkinlik" dediği şey, aslına bakarsanız vatandaştan daha agresif bir şekilde vergi toplamak ve dar gelirlinin cebine el atmaktan başka bir şey değil. Kamuda tasarruf denince akla hemen emekçinin servisi, vatandaşın kamu hizmeti, tarımsal destekler, çiftçinin emeği ve sosyal yardımlar geliyor. Ama ne hikmetse Hazine harcamalarındaki bu astronomik artışta ve faiz ödemelerinde o "kemer" bir türlü sıkılmıyor.
​Açıkça ortadadır ki; Türkiye’nin meselesi kasasında para olmaması, yani kaynak yokluğu değildir. Mesele tamamen bir tercih meselesidir. Emekliye, işçiye, esnafa ve asgari ücretliye gelince "bütçede para yok, sabredin" diyenler, sıra faize ve borca geldiğinde tüm kapıları sonuna kadar açmaktadır. Uygulanan bu program bütçeyi düzeltmiyor; aksine her geçen gün memleketi, dar gelirliyi, çalışanı ve üreteni küçültüyor.
Sormak lazım: Bu adaletsiz düzen daha ne kadar sürecek? 
Daha dün bütçesini eleştirdiğimiz Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan İletişim Başkanlığı’na kadar pek çok kamu kurumunda yönetim kurullarının imza attığı lüks ve israf harcamaları kulak ardı edilirken, kemer sıkmak her seferinde neden sadece gariban halka farz kılınıyor?



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!