Yoksulluk Bilimden Kopuşumuzun Bedelidir. Aydınlık Bir Gelecek İse Bizim Ellerimizde!

​Bir ülkenin kaderini belirleyen tek bir terazi vardır ve o da akıl ve bilimdir. Eğer toplumu bu terazide tartmaz, kararları dogmalara, liyakatsizliğe ve günübirlik hesaplara teslim ederseniz; geriye kalan tek şey yoksulluk, çaresizlik ve derin bir beyin göçü olur.
​Bugün Türkiye, işte tam bu kesişim kümesinde, iki büyük dünyanın sıkıştığı bir mengenede nefes almaya çalışıyor. Bir tarafta Cumhuriyet’in kurduğu fabrikalar, laboratuvarlar, aydınlık yüzlü gençler ve modern yaşam arzusu; diğer tarafta ise yirmi yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten AKP iktidarının yarattığı o karanlık, dogmatik ve liyakatsiz kapan.
​Peki, AKP iktidarı döneminde bu makas nasıl bu kadar açıldı? Gelin bunu birkaç somut örnekle masaya yatıralım.

​Bir ülkenin geleceğini çalmak istiyorsanız, önce eğitim sistemini yap boz tahtasına çevirmeniz yeterlidir. AKP iktidarı tam olarak bunu yaptı. Okullarda bilimsel eğitimin temeli olan evrim teorisi müfredattan çıkarılırken, yerine dogmatik ve teolojik referanslar ağırlık kazandı. Çocuklarımıza problem çözme, analitik düşünme ve sorgulama becerisi kazandırmak yerine, ezberci ve biat kültürü dayatıldı.
Yine her yıl değişen sınav sistemleri, gençlerin hayallerini altüst etti. Liyakatin yerini "mülakat" denen kayırmaca sistemi aldı. Sonuç mu? 
Kendi ülkesinde geleceğinden umudunu kesen pırıl pırıl beyinler, soluğu Almanya’da, Kanada’da, Amerika’da alıyor.
​Ekonomi, akılla ve veriyle yönetilir; dua ile ya da "nas var" gibi dogmatik söylemlerle değil.
İktidarın yanlış para politikaları, faisiz ekonomi denemeleri ve akıl dışı ısrarları sonucunda Türk Lirası pul oldu. Market rafları her gün el yakarken, temel gıdaya erişmek lüks haline geldi.
Ekonomik krizin üstünü örtemeyen iktidar sahipleri, sık sık millete "sabretmeyi", "şükretmeyi" ve yoksulluğu adeta manevi bir mertebe gibi sunan nutuklar atmaya başladı. Vatandaş ekonomik sıkıntılarla boğuşurken, bir avuç imtiyazlı kesimin lüks ve şatafat içinde yaşaması, adalet duygusunu ve toplumsal huzuru kökünden sarstı.

​Devlet kurumları, kişilerin ya da partilerin arka bahçesi değil, milletin ortak aklıdır. Ancak AKP döneminde liyakat tamamen çöpe atıldı. Merkez Bankası’ndan TÜİK’e, üniversitelerden yargıya kadar her kurum tek bir merkeze bağlandı. TÜİK’in açıkladığı güven vermeyen enflasyon rakamlarıyla milyonlarca çalışanın, emeklinin maaşı eritildi; gerçekler kağıt üzerinde gizlenmeye çalışıldı.
6 Şubat depremlerinde yaşanan büyük yıkım ve koordinasyonsuzluk, bilimin ve hazırlığın yerini alan liyakatsiz kadroların ülkeye maliyetini canımızla, kanımızla ödememize neden oldu. Deprem değil, denetimsizlik ve akıl dışılık öldürdü.
Bugün Türkiye, iki farklı yolun ucunda duruyor.
​Birici yol; yasaların evrensel hukukla şekillendiği, eğitimin bilime dayandığı, liyakatin baş tacı edildiği aydınlık ve zengin bir Türkiye yoludur. 
Diğer yol ise; hukukun ayaklar altına alındığı, yoksulluğun kutsandığı, gençlerin göç etmek zorunda kaldığı dogmatik bir kapan yoludur.
​Tarih bize açıkça göstermiştir ki; Akılla ve bilimle kavga eden hiçbir toplum ileri gidememiştir.

Karanlık bir kaderimiz yok; bu sadece bir tercih ve o tercihi değiştirecek güç bizim elimizde!
​Sandık önümüzde duruyor. Ya dogmaların bataklığında kaybolmaya devam edeceğiz ya da aklın, bilimin ve liyakatin ışığıyla o aydınlık yarınları yeniden kuracağız. Unutmayın; bu gidişata "dur" demek de, ülkenin makus talihini tersine çevirmek de yalnız ve ancak bizim ellerimizde!



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!