Antik Roma’da Bir Ekonomi Mucizesi: Şımarıklıkla Mücadele, Pazarda Ezik Üzüm, Hamamda Yüzde 10 Zam!

Şöyle bir etrafınıza bakın; Roma İmparatorluğu, kelimenin tam anlamıyla bir "mucizeler diyarı". Düşünün ki, İskenderiye Kütüphanesi’ndeki bilginlerin bile laboratuvar ortamında imkansız göreceği şeyler bu coğrafyada gerçeğe dönüşüyor. Mesela Arşimet’in bile formülünü bulamadığı, ödüllük bir ekonomik teorimiz var: Ayda sadece 10 bin veya 12 bin 500 gümüş denarius ile 30 gün boyunca Akdeniz sıcağında hayatta kalabilmek.
Hani eskiden fakir fukara edebiyatı yapılır, "Kuru ekmek ve zeytin hesabı" falan anlatılırdı ya; artık o hesaplar bile gladyatörlük lüksüne kaçıyor. 
İmparatorluğun emektar 17 milyon azatlı kölesi ve emekli lejyoneri, adeta birer Stoacı filozof gibi "nefis terbiyesi"nin zirvesini yaşıyor. Mutfakta amforaların içinde aş yerine gurur kaynıyor, ev kiraları ve vergiler Jüpiter’e açılan ödünç dualarla kapatılıyor. Tabii dışarıdan bakıldığında bu durum barbar kavimlerin ya da Kartaca kalıntılarının bir oyunu gibi görünebilir ama aslı öyle değil. Bu, tamamen biyolojik bir evrim süreci! Filozoflar, bizim emekli lejyonerin mide duvarının çelikten, metabolizmasının ise zeytin yaprağı gibi fotosentezle çalışacak şekilde tasarlandığını henüz kanıtlayamadı ama 17 milyonluk dev kitle bunun canlı kanıtı.
Peki ya madalyonun diğer yüzü? 
Hani şu gecesini gündüzüne katarak, sırtlarındaki ağır "Roma sevgisi" küfesinin altında ezile ezile (!) belleri bükülen saygıdeğer senatörlerimiz, konsüllerimiz ve yüksek preatorlarımız var ya... İşte asıl dram burada başlıyor. İnsan Forum Meydanı'ndaki hallerini görünce üzülmemek, gözyaşı dökmemek elde değil.
Düşünüp de ağlayın. Altlarında dört atlı lüks savaş arabaları, devlet arazileri üzerinde yükselen devasa villaları, "çift maaş" hatta "üç farklı eyaletten huzur hakkı" almak zorunda kalan o fedakâr bürokratlar... Adamlar adeta halkla beraber üzülmekten bir deri bir kemik kalmış durumdalar. Tabii, enflasyon canavarı Roma pazarlarına da uğruyor neticede. Ayda sadece birkaç yüz bin gümüş denariusluk maaşla geçinmeye çalışmak, agorada incirin tazesini seçerken insanı ne kadar zorlar, tahmin edebiliyor musunuz?
Adamlar adeta birer ekonomik şehit! Bir senatör kürsüye çıkıp Emekli lejyonerimizi enflasyona ezdirmeyeceğiz!” diye gürlerken, muhtemelen üzerindeki ipek toganın kıvrımlarından ya da Ankara’nın (pardon, Roma’nın) serin kulis hamamlarına gelen yüzde 10 hamam vergisi zammından ne kadar etkileneceğini hesaplıyordur. Hak vermek lazım; çok paranın derdi de büyük olur. Hangi Mısır işi altın yüzüğü takacağına karar vermek, hangi eyalet valiliğinden gelen ganimeti önce harcayacağını düşünmek ciddi bir mental yorgunluk. 
Sizce de öyle değil mi? 
Yüce Sezar’ın ve Senato’nun bu konudaki vizyonunu da takdir etmek gerek. 
Neden mi? 
Çünkü otorite, emeklisini ve taş kırma işçisini lüksün ve şımarıklığın o zehirli bataklığından koruyor! Çok para insanı bozar, borca sokar, Roma hamamlarında sefahate sürükler. Saray bürokratları ve aristokratlar bu fedakarlığı göğüsleyerek bütün o "kötü, nefse ağır gelen" altınları kendileri topluyorlar ki halkımız dünya malına ve para hırsına kapılıp Hades’in yer altı dünyasında ruhunu yakmasın. 
Ne büyük bir lütuf değil mi?
17 milyonluk koca bir ordu, pazar tezgahlarının ardındaki çürük engizleri ve ezik üzümleri toplarken; Palatinus Tepesi’nin serin salonlarında oturan o muktedir beyinler, Acaba bu ayki tasarruf tedbirleri çerçevesinde emekliye 500 gümüş daha versek şımarıp gladyatör dövüşlerine ön sıradan bilet alırlar mı?” diye kara kara düşünüyorlar.

Ortada bir kriz falan yok arkadaşlar. Tersine, muazzam bir adalet var. Biri "gönül" zenginliğiyle (çünkü başka zenginlik kalmadı) 30 günü tek somun ekmekle devirirken, diğeri vatan borcu niyetine üç eyalet maaşıyla sırtındaki yükü taşıyor. Ne diyelim; Jüpiter devletimize zeval vermesin, bu devasa fedakarlık yükünü taşıyan vekillerimizin kollarındaki güneş saatlerinin zembereğini bozmasın!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu