Çözüm Ortada Ama İktidar Seyrediyor, Tarım Can Veriyor!

​Son zamanlarda hallerden, tarlalardan gelen görüntülere bakıp da içinin cız etmediği tek bir gün var mı? 
Bir tarafta binbir emekle, gecesini gündüzüne katarak yetiştirdiği domatesi, karpuzu, narenciyesi dalında, tarlada kalan, "Maliyetini bile karşılamıyor" diyerek ürününü dereye döken ya da traktörle ezen üretici… Diğer tarafta ise akşam pazarına gidip iki kilo sebze alırken üç kere düşünen, marketteki etiketleri görünce gözlerine inanamayan tüketici.
Tarlada 2-3 liraya alıcı bulamayan ürün, şehirdeki market rafına gelene kadar nasıl oluyor da 40-50 liraya fırlıyor? Araya hangi "gizli el" giriyor da hem üreteni batırıyor hem tüketiciyi açlığa mahkûm ediyor?
​Gelin, süslü istatistikleri ve kravatlı açıklamaları bir kenara bırakıp bu tablonun arkasındaki yalın gerçekleri ortaya koyalım.
​Mesele sadece "aracılar çok kazanıyor" kolaycılığıyla açıklanamaz. Sorunun özü, iktidarın yıllardır süregelen plansızlık ve yanlış tarım politikalarıdır.
​Bugün bir çiftçi tarlaya inip traktörün kontağını çevirdiği anda kaybetmeye başlıyor. Mazotun, gübrenin, ilacın ve tohumun fiyatı son birkaç yılda katlanarak arttı. Çiftçi borçla, harçla ekim yapıyor. Sezon sonu geldiğinde ise elindeki ürünü maliyetinin bile altına satmak zorunda kalıyor. Satamazsa ne mi oluyor? Ürün tarlada çürüyor; çünkü toplamak için tutacağı işçinin yevmiyesi, ürünün satış gelirinden daha pahalıya geliyor!
​Aynı anlarda büyük şehirdeki vatandaş, manav tezgahının önünde durup "Acaba bu hafta domatesi yarım kilo mu alsam?" diye hesabını yapıyor. Tarladaki bolluk, nedense hiçbir zaman mutfaktaki berekete dönüşmüyor.
​Bu kriz gökten zembille inmedi. Yıllardır adım adım yapılan stratejik hataların, göz yumulan sistem bozukluklarının bir sonucu.
Türkiye’de maalesef neyin, nerede, ne kadar ekileceğine dair işleyen bir planlama mekanizması yok. Bir yıl patates para edince ertesi yıl herkes patates ekiyor; bu kez arz fazlasından ürün elde kalıyor ve fiyatlar çakılıyor. Devletin üreticiye "Sen şu kadar ek, gerisini ben alım garantisiyle destekleyeceğim" diyerek yön vermesi gerekirken, çiftçi her sezon bir kumar oynamak zorunda bırakılıyor.
Ne zaman bir üründe fiyat artışı yaşansa, iktidarın ilk refleksi gümrük vergilerini sıfırlayıp ithalatın önünü açmak oluyor. 
"Samanı bile ithal eder hale geldik" sözü bir espri değil, bu yanlışın özetidir. Bu politkalarla yabancı çiftçiyi subvanse edip ihya ederken, kendi yerli üreticimizi küstürdük. İthalat kısa vadede fiyatı baskılar gibi görünse de uzun vadede üretimi bitirdi.
Çiftçiye verilen destekler hem yetersiz hem de zamanında ödenmiyor. Gübre ve mazot desteği, artan enflasyonun yanında adeta devede kulak kalıyor. Çiftçi üretimden çekildikçe tarım arazileri boşalıyor, ekim alanları her yıl biraz daha küçülüyor.
Lojistik, nakliye, depolama ve hal aracıları arasındaki devasa kâr marjlarına etkili bir müdahale yapılamıyor. Market zincirlerinin piyasa üzerindeki baskısı kırılamıyor. Üretici kooperatifleri güçlendirilip tarladan sofraya doğrudan bir tedarik zinciri kurulamadı. Sonuçta rantı aracılar yedi, faturayı halk ödedi.
​Tarım bir ülkenin beka meselesidir. Bir ülkenin fabrikaları durursa ekonomi sarsılır; ama tarımı çökerse o ülke aç kalır.
​Bizler yıllardır "Türkiye kendi kendine yeten 7 ülkeden biridir" masalıyla büyüdük. Oysa bugün geldiğimiz noktada, verimli topraklarımızın ortasında gıda krizini tartışıyoruz. Çiftçiyi toprağa küstürürseniz, gençleri köyde tutamazsanız, yarın paranız olsa bile satın alacak gıda bulamazsınız.
​Aslında çözüm çok net. İthalat sevdasından vazgeçilip yerli üreticiyi baş tacı etmeliyiz. Mazottan ve gübreden ağır vergileri kaldırmalı, üretici kooperatiflerini doğrudan market raflarıyla buluşturmak ve planlı tarıma derhal geçmeliyiz.
​Aksi takdirde, tarlada ezip bıraktığımız sadece domates ya da karpuz değil; bu ülkenin geleceği ve bağımsızlığı olacaktır!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!