Kalkınma Yalanı, Kuraklık Gerçeği: Geleceği Hangi Siyanür Temizleyecek?
Türkiye’de gündem o kadar hızlı değişiyor ki... Siyasi kavgalar, zam haberleri, sosyal medyada dönen tartışmalar derken en temel meselemizi, yani üzerinde yaşadığımız doğayı unutuyoruz.
Oysa hayatımızı sürdürmemizi sağlayan doğa, göz göre göre geri dönülmez bir yıkıma sürükleniyor.
Son yıllarda izlenen çevre ve madencilik politikalarına baktığımızda, "kalkınma" ya da "ekonomi" denilerek doğanın kolayca gözden çıkarıldığını görüyoruz. Erzincan İliç’te yaşanan felaketi anımsayın. Yıllardır yapılan uyarılara kulak tıkamanın, denetimsizliğin ve "ne olursa olsun kazanalım" anlayışının bedelini çok ağır ödedik. Bu yaşananlar basit bir kaza değil; tedbirsizliğin acı bir sonucuydu.
Yine Akbelen’de kömür uğruna kesilen asırlık ağaçları, zeytinliğine ve toprağına sahip çıkmaya çalışan köylülerin feryadını unutmak mümkün mü?
Kuraklığın kapımıza dayandığı, bir damla suyun bile kıymete bindiği bu günlerde ormanları yok etmek, aslında kendi geleceğimizi susuz bırakmak değil de nedir?
Ne yazık ki ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporları artık bir formaliteden ibaret hale geldi. Yasalarda yapılan değişikliklerle ormanlar, zeytinlikler ve su havzaları madenlere ya da inşaat projelerine çok kolay açılabiliyor. Kazdağları’ndan Karadeniz’in güzelim vadilerine kadar her yerde aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Kısa vadeli kârlar uğruna binlerce yıllık doğa feda ediliyor.
Artık doğaya sadece kazanç sağlanacak bir kaynak gözüyle bakmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. İklim krizini her geçen gün daha yakından hissederken; doğayı gerçekten koruyan, tarafsız denetimler yapan ve şirketlerin kârını değil halkın ve doğanın geleceğini düşünen politikalara ihtiyacımız var. Çünkü toprağımızı ve suyumuzu korumak bir lüks değil, çocuklarımıza karşı en büyük sorumluluğumuzdur!
Yorumlar
Yorum Gönder