Önlük Var, Yemek Yok: Bakanlık Şekille, Aileler Geçimle Uğraşıyor!

Eylül geldiğinde içimizi tatlı bir telaş kaplardı eskiden. Yeni defterlerin o kendine has kokusu, silgilerin yumuşaklığı, yeni bir önlük ya da formanın getirdiği heyecan… Okul zili çaldığında, çocukluğumuzun en şenlikli anı başlardı.
​Şimdi o ziller yine çalıyor. Ama bu defa çocuklarımızın neşesi için değil, anne babaların çaresizliği için çalıyor sanki. Her okul zili, milyonlarca evin salonunda ağır bir sessizlikle, tutulan bir nefesle çınlıyor: "Biz bu yükün altından nasıl kalkacağız?"
​Bugün Türkiye’de bir çocuğun okuması, hayallerine koşması değil; bir ailenin belinin bükülmesi demek. Eğitim-İş’in açıkladığı rakamlar soğuk birer istatistik gibi duruyor kağıtta. "Lise öğrencisinin kırtasiye ve giyim masrafı 26 bin lirayı buldu" deniyor. Oysa o rakamın arkasında; evladına yeni bir ayakkabı alırken içi cız eden babalar, beslenme çantasına koyacak bir parça peyniri kara kara düşünen anneler var. Üstelik Anayasa'da parasız olduğu belirtilen devlet okullarında, "bağış" adı altında velilerin karşısına dikilen kanunsuz okul kayıt parası baskısı da cabası; aileler daha siftah yapmadan, usulsüz istenen bu ücretlerle ilk darbeyi yiyor. Bir asgari ücret, daha çocuk okul kapısından içeri ilk adımını atmadan eriyip bitiyor.
​Gözlerinizi kapatın ve bir anlığına o küçük yüreklerin yerine koyun kendinizi. Okul kantininin önünde duran, arkadaşlarının yediği tosta bakıp başını öne eğen, bir ayran alırken bile cebindeki bozuk paraları utana sıkıla sayan bir çocuğun mahcubiyetini hangi vicdan kaldırabilir? Bir tost, bir ayran, bir su... Ayda neredeyse 3 bin lira. Soruyorum size: Bir çocuğun okulda karnını doyurabilmesi ne zamandan beri bu ülkede bir lüks, bir imtiyaz haline geldi?
​Tam da halkın, velilerin, çocukların çığlığı göğü inletirken; peki ülkenin Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin neyle meşgul?
​Yangın mutfakta, yangın okul çantalarında, yangın kayıt bürolarında ve kantin tezgahlarında ama Sayın Bakan’ın tek derdi öğretmenlerin giyeceği önlükler, kılık kıyafet kılavuzları! Memlekette milyonlarca çocuk okula aç gidiyor, veliler zorunlu bağış adı altındaki kayıt paraları ve kredi kartı borçlarıyla eziliyor, okullarda bir öğün ücretsiz yemek talepleri sümen altı ediliyor; Bakanlık ise işi gücü bırakmış, öğretmenlere önlük diktirmekle, kumaş standardı belirlemekle uğraşıyor. Eğitimin devasa yapısal sorunları, derinleşen yoksulluk ve fırsat eşitsizliği orta yerde dururken, akla ve mantığa sığmayan bu şekilcilik ısrarı tam anlamıyla bir vizyonsuzluk örneğidir.
​İçimiz yanarak soruyoruz: Sayın Tekin, öğretmen önlüğü tasarlamak çocukların karnını doyuruyor mu? Kılık kıyafet genelde yoksulluğu teğet mi geçiyor?
​Sosyal devlet olmak; süslü kılavuzlar yayımlamak veya öğretmen odalarına kumaş ölçüsü göndermek değil, o küçük çocukların beslenme çantası boş kalmasın, veliler kapıda kayıt parasıyla harçlanmasın diye gövdeni taşın altına koymaktır. Bir çocuğun yoksulluğu onun utancı değil, onu bu yokluğa mahkûm edenlerin ve asıl sorunları görmezden gelen idarecilerin ayıbıdır.
​Bu ülkenin evlatları;
​Okulda tek bir öğün sıcak yemeğe,
​Sırtına giyeceği bir monta, elinde tutacağı bir kaleme,
​Hiçbir "kayıt parası" engeline takılmadan, okuluna başı dik ve karnı tok gitmeye hakkı var.
​Lütfen duyun artık bu evlerin içindeki sessiz çığlığı. Yoksulluk bu çocukların kaderi olmasın. Şekilciliği, önlüğü, kılık kıyafeti bir kenara bırakın da eğitimin gerçek can yangınına bakın. Okul zilleri borç kaygısıyla değil, neşeyle çalsın. Çünkü bir çocuğun çocukluğunu ve hayallerini çaldığınızda, bu ülkenin geleceğini çalmış olursunuz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!