Bir Hastane Fiyatına Üç Hastane: Geleceğimiz İpotek Altında!

Baştan söylemeliyim ki devleti yönetenlerin asıl vizyonu, topladığı vergileri nereye ve kimin için harcandığında belli olur. 
Son açıklanan rakamlara baktığımızda, vatandaşın payına sürekli kemer sıkmak düşerken, bir avuç müteahhidin payına ise tıkır tıkır işleyen döviz garantileri düşüyor.
​Devletin kendi imkanlarıyla yıllar önce yaptığı köprü ve otoyolları düşünün... 
Geliri her geçen gün artan bu kamu malları için "Yıllık 300 milyon dolar bakım masrafı var" denilerek satılma planları yapılıyor. 
Ama Yap-İşlet-Devret adı altında özel şirketlere yaptırılan şehir hastanelerine gelince işin rengi değişiyor. O satılmak istenen köprülerin bir yıllık bakım masrafı kadar para, sadece 35 günde 18 şehir hastanesini işleten şirketlerin hesabına "kira ve hizmet bedeli" olarak yatırılıyor.
​Rakamlar gerçekten korkunç. 2026’nın ilk 8 ayında 18 şehir hastanesine ödenen para 2 milyar 100 milyon doları, yani 100 milyar liranın üzerini buldu. Günlük 8,5 milyon dolardan fazla bir para demek bu. Sadece geçen yıla göre yaşanan artış bile 500 milyon dolar. Bir hastane ya da bir köprü fiyatına üç tanesinin Parasının ödendiği, ucu bucağı olmayan bu sözleşmeler önümüzdeki 15 yıl boyunca bütçeyi yutmaya devam edecek.
​Peki işin diğer tarafında kim var? 
Asgari ücretle geçinmeye çalışanlar, açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren emekliler ve her gün zamlarla uyanan 86 milyon vatandaş. İnsanca bir yaşam için maaş artışı istendiğinde "Bütçede para yok" deniyor. Ama döviz garantili köprü, otoyol, havalimanı ve şehir hastanesi müteahhitlerine gelince hazinenin kapıları sonuna kadar açılıyor.
​Buradaki mesele kaynak yokluğu değil, tamamen  iktidarın bir tercihidir.
Halkın alın teriyle ödediği vergilerin birkaç şirkete garanti gelir yapıldığı bu sistem değişmedikçe, yük ne yazık ki yine her gün biraz daha ezilen vatandaşın sırtında kalmaya devam edecek.
Kısacası karşımızda bir yönetim krizinden ziyade, açık bir tercih adaletsizliği var.
Kemer sıkması istenen halk artık çok iyi biliyor ki; mesele para olmaması değil, paranın halktan esirgenip bir avuç yandaşa peşkeş çekilmesidir.
Ancak unutulmamalıdır ki; vatandaşına müşteri, müteahhidine vaat garantörü muamelesi yapan hiçbir iktidar, yarattığı bu kara deliğin altında kalmaktan kaçamaz. Sandık geldiğinde o faturayı kesecek olan da yine bütçesi yağmalanan 86 milyon olacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!