Memleketin Altını Oyan Sessiz Tehlike: Denetimsizlik!

​Şöyle arkamıza yaslanıp son yıllarda bu ülkede canımızı yakan, ciğerimizi dağlayan, "Artık bu kadar da olmaz" dedirten olaylar zincirine bir göz atalım.
​Depremlerde kâğıt gibi yıkılan binalar, maden ocaklarının derinliklerinde gencecik yaşta toprağa verilen işçiler, Kıbrıs Girne'de denetimsizlik yüzünden yaşanan gemi kazası, gıda ürünlerinde karşılaştığımız mide bulandırıcı tağşişler, kamu imtiyazlarıyla büyüyen devasa projelerin arkasındaki kapalı kapılar... Tümü farklı kulvarlarda gibi görünse de hepsinin göbeğinde sistemli bir denetimsizlik kültürü olduğunu görüyoruz.
​Bugün partili cumhurbaşkanlığı sisteminin en çok eleştirildiği, geçer not alamadığı, halkın canına ve cebine doğrudan temas eden en büyük zafiyeti tam olarak bu noktada birikiyor.
​Devleti yönetme sorumluluğunu üstlenen irade, kontrol mekanizmalarını çalıştırmak, bağımsız kurumların sesine kulak vermek yerine denetimi adeta bir "pürüz", işleyişi yavaşlatan bir "bürokrasi engeli" gibi görme kolaycılığına kaçtığı görülüyor.
​Bakın, imar aflarıyla kuralsızlığı meşrulaştırıp yapı denetimini kağıt üstünde bir prosese dönüştürürseniz, faturayı ilk sarsıntıda yine insanımız öder. Madenlerde, fabrikalarda, şantiyelerde ve denizlerde güvenlik teftişlerini sıkılaştırmak ve yaptırımları caydırıcı kılmak yerine üretim ve rant baskısını öne alırsanız, o ihmaller çarkı bir gün mutlaka bir facia doğurur. Mesele sadece can güvenliği de değil; tüyü bitmemiş yetimin hakkının olduğu kamu ihalelerinden Sayıştay raporlarına kadar uzanan o şeffaflık zırhı delindiğinde, kamusal vicdan ağır yaralar alır. Sayıştay’ın tespit ettiği usulsüzlükler, Meclis çatısı altında ya da yargı koridorlarında hak ettiği karşılığı bulamıyorsa, orada "sistem çalışıyor" diyebilir misiniz?
​Kamu hizmetine alımlarda yeteneği ve emeği mülakatla yok saymak, bağımsız denetim kurumlarının elini kolunu bağlamak bu ülkeye hiçbir şey kazandırmaz.
​Denetim, iktidarın veya bürokrasinin düşmanı değil; aksine halkın hakkını, hukukunu ve bizzat devletin ciddiyetini koruyan en temel kalkandır.
​"Biz yaptık oldu" anlayışıyla denetimden kaçınmak, kurumsal aklı pasifize etmek belki iktidara anlık bir konfor sağlayabilir. Ancak günün sonunda ortaya çıkan o devasa kurumsal boşluğun faturasını ne yazık ki her defasında bu ülkenin sıradan insanı; canıyla, malıyla ve geleceğe olan inancıyla ödemek zorunda kalıyor.
​Denetimin kasten göz ardı edildiği her yerde kurumsallık içten içe çürür; kurumsal aklın yok edildiği bir düzende ise insanca, güven içinde yaşamak hayal olur. Geriye sadece tesadüfen hayatta kalan, eceliyle ölmeyi piyango sayan çaresiz bir kitle kalır. Soru açık ve net: Bu ülkenin insanı, her sabah hayatta kalma şansına şükrettiği böyle bir sürüklenişi gerçekten hak ediyor mu?




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!