Geleceği İptal Edilen Ülke: "Yetiştirdiğimiz Evlatlara Yer Açamadık!"
Ahmet Bey, cerrahlığının yirminci yılında ameliyathanenin kapısını son kez kapattı. Yıllarca şifa dağıttığı hastaneden ayrılırken arkasında bıraktığı şey sadece ameliyat önlüğü değil; gençlik hayalleri, genç meslektaşlarına aktarmayı umduğu tecrübeleri ve çocukluğunun geçtiği bu topraklardı. Aynı gün, bir savunma sanayii şirketinde çalışan genç mühendis Zeynep de istifa dilekçesini insan kaynaklarına veriyordu.
İkisini de aynı karara götüren yol bir günde örülmedi. Üstelik bu hikaye artık sadece haberlerde okuduğumuz soyut bir gelişme de değil; hemen her gün kendi çevremizde, yanı başımızda birebir şahit olduğumuz somut bir gerçek.
Benim de bizzat tanıdığım, yıllarını eğitime vermiş yetkin doktorlar, parlak projelere imza atan mühendis dostlarım birer birer valizlerini topladı. Sosyal medyaya girdiğimde, yakın tanıdıklarımın havaalanından paylaştığı vedalaşma fotoğraflarını görmek artık gündelik bir rutin haline geldi. Yurt dışına yerleştiğini bildiren her paylaşım, bu ülkenin geleceğinden kopan bir parça gibi içimizi acıtıyor.
Doçent Doktor Ahmet Bey, üniversite hastanesinde liyakatin yerini çoktan sadakat yarışına bıraktığını gördüğünde kırıldı önce. Alanında dünya çapında yayınlar yaparken, sırf birilerinin yakını diye göreve getirilen kişilerin emirleri altında çalışmak zorunda kalmak ağrına gitti. Gece nöbetlerinde uğradığı mobbingler, mesleğinin yerle bir edilen itibarı ve "Giderlerse gitsinler" diye kestirip atılan o soğuk cümle, bardağı taşıran son damla oldu.
Zeynep ise hayatının en verimli çağındaydı. Ancak gecesini gündüzüne katıp dirsek çürüttüğü projenin tepesine torpilli yöneticiler atandıkça, ne emeğinin bir anlamı kaldı ne de geleceğe dair umudu. Ay sonunu getirmekte zorlandığı maaşı bir yana, düşündüğünü özgürce söyleyemediği, akşamları sokakta yürürken bile güvende hissetmediği bir ülkede gençliğini tüketmek istemedi.
İktidarın "bizden olan" ve "olmayan" diye ülkeyi bölen, eğitimi niteliksizleştiren ve liyakati rafa kaldırarak liyakatsiz kadrolaşmayı getiren politikaları; yetişmiş insan kaynağını adeta sınır dışına sürükleyen devasa bir çark yarattı.
Asıl olan ise bu gidişin birikimli yıkımıdır. Ahmet Bey gittiğinde, onun tecrübesinden beslenecek asistan doktorlar hocasız kaldı. Yine Zeynep mühendis gittiğinde, onun geliştireceği teknolojiyi öğrenecek stajyer mühendisler rehbersiz kaldı. Bir kurumun hafızası, bir ülkenin birikimi teker teker bavullara girip havaalanlarının yolunu tuttu. Yakınlarımızın paylaştığı o veda kareleri, aslında kurumsal hafızamızın silinişinin de bir belgesidir.
Bugün Türkiye'de eriyen şey sadece istatistiklerden ibaret rakamlar değil. Yetişmesi için bu milletin vergileriyle yıllarca yatırım yapılan doktorlar, mühendisler, akademisyenler gittikçe; geride vizyonsuzlaştırılmış üniversiteler, içi boşaltılmış kurumlar ve yarınsız bırakılmış bir gençlik kalıyor.
Akla, bilime ve emeğe değer verilmedikçe bu gidiş durmayacak. Unutmayalım ki yakınlarımızın havaalanından yaptığı her veda paylaşımı, ne yazık ki bu ülkenin kendi geleceğine dair bir vedasıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder