Boş Tencere Güvenlik Söylemini Yuttu: Sokakta Yeni Bir Umut Doğuyor!

Son zamanlarda küresel siyasette kartlar yeniden dağıtılıyor; dünya adım adım "Netanyahu sonrası" Orta Doğu’yu, "Trump ve Putin" denklemini, Avrupa'da tırmanan yeni dengeleri konuşuyor. Almanya’sından İngiltere’sine kadar her ülke rüzgarın yönüne göre yelken tazeliyor. 
Peki dışarıda eksenler böylesine kayarken, içeride ne oluyor? 
Ekranlarda izlediğimiz tartışmaların ve sokaktaki havanın net bir şekilde ortaya koyduğu bir gerçek var. İktidarın yıllardır tıkır tıkır işleyen "güvenlik ve korku" siyaseti artık dikiş tutmuyor.  
​Sebep aslında son derece yalın ve insani. ​Bir ülkeyi yönetenlerin elinde vatandaşa sunabileceği somut bir refah artışı, düşen bir enflasyon ya da mutfağı rahatlatacak bir tablo kalmadığında, en kestirme yol her zaman güvenlik risklerini öne çıkarmak olmuştur. "İsrail bize saldıracak", "Jeopolitik tehlikedeyiz", "Ben gidersem devlet çöker" söylemleri tam da bu mantığın ürünü. Ancak bu defa hesap tutmuyor. Çünkü korku, mutfaktaki yangını söndürmüyor; geçim derdini unutturmaya yetmiyor.  
​Toplumsal psikolojide bilinen bir kural vardır. Bir insanı bir, bilemediniz iki kere korkutarak yönlendirebilirsiniz. Fakat bıçak kemiğe dayandığında, özellikle emekli ve işçi kesimi ekonomik olarak yaşam mücadelesinin en sert noktasında ayakta kalmaya çalışırken, korku eşiği kendiliğinden aşılır. Geçim sıkıntısının getirdiği somut yük, geleceğe dair soyut tehdit algılarını bastırır. Vatandaşın artık bu söylemlere "karnı tok", iktidarın inandırıcılığı kalmadı.  
​Tam da iktidarın tükenişe geçtiği ve korku siyasetinin duvara tosladığı bu noktada, siyasetin sahnesine taze bir soluk ve dinamizm geliyor. Muhalefetin geleneksel kalıplarının ötesine geçen Özgür Özel’in Yeni Parti hamlesi, toplumda karşılıksız kalan o "değişim" arayışına doğrudan hitap ediyor.
​Özel’in gittiği illerde, sıradan bir pazar ziyareti ya da esnaf buluşması olarak başlayan temaslar, kısa sürede çığ gibi büyüyen, binlerce insanın akın ettiği coşkulu mitinglere dönüşüyor. İnsanlar sadece derdini anlatmaya değil; dinlenildiğini hissetmeye, sıkılı el yerine kucaklaşan bir irade görmeye gidiyor. Sokaktaki bu samimi temas ve halkla kurulan doğrudan bağ, iktidarın oluşturmaya çalıştığı sis bombasını dağıtmaya yetiyor.  
​Özel’in kurduğu bu temas sadece eleştiriyle sınırlı kalmıyor; pazarda önlük takıp tezgaha geçtiğinde halka dokunan son derece somut ve doğrudan vaatlerle karşılık buluyor. En düşük emekli maaşını derhal en az bir asgari ücret seviyesine çıkarma, asgari ücretin alım gücünü eritmeyecek gerçekçi zam seviyelerini koruma, ev kadınlarına devlet güvenceli sigorta hakkı tanıma ve dar gelirli aile çocuklarına okullarda ücretsiz sıcak yemek imkanı sağlama... gibi adımlar, doğrudan mutfaktaki yangına çare olarak sunuluyor. Pazarcı esnafını korumaya yönelik büyük zincir marketlerin pazar günlerinde düzenlenmesi, tarım ve hayvancılıkta girdi maliyetlerini düşürerek gıda enflasyonunu kalıcı olarak indirme vaatleri, "sadece soyut vaat" dinlemekten yorulan vatandaşa hayatın tam içinden rasyonel bir reçete sunuyor.  
​Bu durumun geçici bir heyecan olmadığını kamuoyu araştırmaları da net bir şekilde doğruluyor. Son anketlerde yükselen oy oranları ve grafiklerdeki yukarı yönlü ivme, Özgür Özel liderliğindeki bu hareketin toplum nezdinde "Yeni Bir Umut" olarak konsolide olduğunu gösteriyor. İktidarın tükenmişliği ile halkın arayışı aynı noktada kesiştiğinde, siyasal denklem yeniden kuruluyor.  
​Gelinen noktada iktidarın önünde aşılması güç bir gerçeklik duvarı duruyor. Hakiki bir ekonomik toparlanma ve somut bir refah sağlanmadığı sürece, ne küresel kriz vurguları ne de "bize saldıracaklar" söylemi sokaktaki yangını soğutabilir. Çünkü hayat pahalılığı karşısında direnci tükenen ve korku duvarını yıkan halk için artık tek bir gerçek var. Korku söylemleriyle tükenen bir iktidar değil, pazarlardan meydanlara taşan ve anketlerde yükselen 'Yeni Bir Umut' diyelim ve tarihe bu notu da düşelim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!