Mum Yatsıya Kadar Yandı: Söz Bitiyor, Güven Tükeniyor!

Söylem ile eylem arasındaki mesafe, artık Türkiye siyasetinde yıllardır duyduğumuz o klasik "Dün dündür, bugün bugündür" lafını bile çoktan geride bıraktı. Bir iktidar kendi koyduğu ilkelere, daha dün savunduğu değerlere bu kadar sık ters düşerse, bir ülkenin ayakta kalmasını sağlayan en temel şey, yani toplumsal güven zedelenir. İnanın, bir yönetim öngörülebilirliğini ve inandırıcılığını kaybettiği an, arkasındaki o devasa kitlesel desteği de er ya da geç kaybetmeye mahkûmdur.

​Son yıllarda ekonomide yaşayıp gördüklerimiz, bu erimenin en net, en can yakan örneği oldu. Aylarca "Nas var, faiz sebep, enflasyon sonuçtur" diyerek düşük faiz kararında diretildi. Tabloya bakıp uyaran, "Yapmayın" diyen akademisyenler, ekonomistler bir kalemde eleştirildi. 
Peki sonra ne oldu? 
Bir günde "Rasyonel politikalara dönüyoruz" denilerek faizler tavan seviyelere çekildi. Şimdi mutfaktaki yangın, pazardaki etiketler ortadayken, tüm bu deneysel süreçlerin faturasının yine dönüp dolaşıp bizim cebimize kesilmesinin elbette sandıkta bir karşılığı olacaktır.

Dış politikadaki o ani dönüşler de ise insana ister istemez "Peki dün söyledikleriniz neydi?" dedirtiyor. Dün ekranlarda en sert kelimelerle eleştirilen, "Milli duruşumuz var, aynı masaya bile oturmayız" denilen ülke liderleri, bugün kırmızı halılarla karşılanıyor. Eyvallah, diplomasi esneklik ister, bunu herkes bilir. Ama düne kadar halka anlatılan o iddialı cümlelerin üzerine bir anda sünger çekilince, iktidara gönül vermiş en kemik tabanın bile güveninin sarsmış olduğunu yayınlanan anketlerde görüyoruz.
Aynı hayal kırıklığını gençlerimizin gözlerinde de görüyoruz. Seçim meydanlarında "Mülakatı tamamen kaldıracağız, liyakat neyse onu uygulayacağız" sözü verildiğinde binlerce genç umutlanmıştı. Ama KPSS sonrası yine aynı bildik usullerle karşılaştılar. Bir söz verilip tutulmadığında sadece o genci kaybetmiyorsunuz; gece gündüz evladının yolunu gözleyen ananın, babanın da adalete olan inancını kırıyorsunuz. Kendi gençliğini küstüren bir anlayışın gelecekte siyaseten var olması da mümkün değildir.
Aslında buradaki temel mesele bir iktidarın hata yapması ya da yol değiştirmesi değil. İnsan hata yapabilir, politikalar değişebilir. Asıl sorun; dün savunulan şeyin bugün tam tersi yapılırken hâlâ "Biz her zaman haklıydık, hiç yanılmadık" tavrının sürdürülmesidir. İnsanlar yüzsekse derece çark edenlerden bunu samimiyetle açıklayan bir olgunluk göremediğinde, bu durumu bir güç gösterisi olarak değil, doğrudan bir güvensizlik ve yetersizlik olarak görür.

​Güven dediğimiz şey yıllarca emek vererek, zorlukla inşa edilir ama çelişkiler üst üste geldikçe bir anda silinip gider. Tutarlılığını kaybetmiş bir yapının sırf gücü elinde tutarak ayakta kalması imkânsızdır. Tablo açık ve nettir. Sandık halkın önüne geldiğinde, seçmen bu biriken güvensizliğin hesabını sessizce ama çok net bir şekilde soracaktır! diyelim ve "Mum Yatsıya Kadar Yandı: Söz Bitiyor, Güven Tükeniyor!" başlığını da atarak yazımıza noktayı koyalım. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!