Bilimin Sesi Kısılıyor, Göller Kuruyor: Unutmayın ki Petrolün Alternatifi Vardır Ama Suyun Yoktur!
Türkiye, "su zengini" olduğu yönündeki eski ve tehlikeli bir mite sığınarak, tarihinin en büyük ekolojik krizlerinden birine doğru sürükleniyor. Bilimsel veriler ve kuruyan göller, AKP iktidarının mevcut çevre politikalarının "günü kurtarma" ötesine geçemediğini, su yönetiminde stratejik bir akıl tutulması yaşandığını açıkça ortaya koyuyor.
İşte Türkiye’nin su karnesindeki kırıklar ve iktidarın görmezden geldiği çarpıcı gerçekler:
"Göl Marmara" Örneği
Uzmanlar, AKP iktidarının su yönetimindeki başarısızlığının en somut ve trajik örneği olarak, Manisa’daki Göl Marmara örneğini veriyor ve bunun bir ekosistemin idam fermanı olarak değerlendiriyor. Bir zamanlar "kuş cenneti" olan ve binlerce balıkçının geçim kaynağı olan göl, yanlış sulama projeleri ve suyun yanlış yönetimi yüzünden tamamen kurudu.
Ekoloji uzmanları, göl kururken seyirci kalan yönetimin, şimdi o alanı tarıma açma peşinde olduğunu, bu su kaynağını korumak yerine onu yok oluşa terk etmenin bir itirafı olduğunu belirterek eleştiriyor.
Betonlaşan Havzalar ve "Kanal İstanbul" İnadı
İstanbul gibi dünya metropolleri susuzluktan kırılırken, mevcut su havzalarını (Sazlıdere gibi) yok edecek projelere milyarlarca lira harcanması, rasyonel bir yönetim anlayışıyla bağdaşmıyor.
Bilim insanları, betonun su sızdırmadığını, aksine yeraltı sularını besleyen toprak örtüsünü yok ettiğini anlamak için daha kaç barajın dip seviyeyi görmesi gerektiğini yüksek sesle dile getiriyor.
Tarımda "Vahşi Sulama" ve Obruk Felaketi
Konya Ovası, Türkiye’nin tahıl ambarı olmaktan çıkıp bir "obruk tarlasına" dönüşmüş durumda. İktidarın bölgedeki yoğun su isteyen bitki desenini (mısır, şeker pancarı vb.) teşvik etmesi, yeraltı sularının kaçak kuyularla yağmalanmasına kapı aralıyor.
Bu konuda çarpıcı örnek ise, yeraltı suları çekildikçe yerin altı boşalıyor ve devasa obruklar köyleri tehdit ediyor. Bu, doğanın "artık yeter" deme şekli olarak ifade ediliyor.
Liyakat mi, İnşaat mı?
Su yönetimi neden ekologlar ve hidroloji uzmanları tarafından değil de, sadece inşaat odaklı bir mantıkla yürütülüyor?
Su Kanunu Nerede?
Yıllardır dillerden düşmeyen ancak bir türlü hayata geçmeyen "Su Kanunu" neden hala rafta?
Suyun ticari bir meta değil, bir yaşam hakkı olduğu gerçeği ne zaman kabul edilecek?
Şehir şebekelerindeki suyun %40’ı evlere ulaşmadan borularda kaybolurken, neden yeni barajlar yapmak tek çözüm olarak sunuluyor?
Bir Medeniyetin Geleceği Kuruyor
Su sorunu, sadece "yağmurun yağmaması" ile açıklanabilecek bir doğa olayı değildir. Türkiye'nin yaşadığı bu durum bu, bir yönetim krizi olduğunu apaçık ortaya koyuyor. Bugün iktidarın attığı her plansız adım, yarın çocuklarımızın içeceği bir bardak sudan çalınıyor.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; çılgın projeler değil, suyun her damlasını kutsal sayan, bilimsel tabanlı ve partiler üstü bir Ulusal Su Stratejisi’dir. Aksi takdirde, tarih bizi "suyunu yönetemediği için kuraklığa mahkum olan bir nesil" olarak yazacaktır.
Unutmayın ki petrolün alternatifi vardır ama suyun yoktur.
Yorumlar
Yorum Gönder