'Tom'bala Diplomasisi: Kendi Ülkesini Ateşe Atan, Türkiye’ye Demokrasi Dersi Veremez!
Türkiye, diplomaside eşine az rastlanır bir "çelişkiler yumağı" ile karşı karşıya. Trump’ın Ankara’daki sesi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, sadece bir diplomat değil, aynı zamanda kökleri Lübnan’a uzanan bir "ABD'ye göç eden Hristiyan Maruni" asıllı Amerikan vatandaşı. Ancak Barrack’ın son dönemdeki performansı, ne diplomatik nezaketle ne de etik değerlerle bağdaşıyor.
Kendi Köklerine Sırt Dönen Barack'ın "İsrail Sessizliği"
Tom Barrack, Lübnan asıllı bir aileden gelmesine rağmen, İsrail’in Lübnan’ın egemenliğini hiçe sayan saldırıları karşısında sergilediği tutumla tarihin ironik sayfalarına adını yazdırıyor. İsrail’in "Ebedi Karanlık Operasyonu" gibi sivil yerleşimleri hedef alan harekatları hakkında "bu idiyoter bir savaş" diyerek durumu basitleştiren Barrack, asıl sorumluyu işaret etmekten kaçınıyor.
Kendi ana vatanı ateş altındayken, Washington’ın silah yardımlarını ve İsrail’in "kırmızı çizgisi olmadığını" vurgulayan açıklamaları, Barrack’ın kimliğini "güç odaklı bir pragmatizme" kurban ettiğinin en açık kanıtı.
Barrack, Lübnan’ın silahsızlanmasını bir "ekonomik rüşvet" paketiyle sunarken, İsrail’in saldırganlığını "haklı güvenlik endişesi" ambalajına sarmaktan geri durmuyor.
"Milli Görüş"ten "Washington Sessizliği"ne Evrilen AKP
Haberin en çarpıcı kısmını ise Ankara’nın bu tablo karşısındaki tepkisizliği oluşturuyor. İslam dünyasının hamiliğine soyunan, her fırsatta "Lübnan’ın yanındayız" mesajları veren AKP iktidarı, Tom Barrack’ın bu iki yüzlü tutumu karşısında adeta "tombala" çekmişçesine sessiz.
Barrack’ın "Ortadoğu’da güçlü rejimler en iyi sistemdir" diyerek demokrasiyi ve insan haklarını bir kenara iten açıklamaları, iktidar kanadında adeta zımni bir onay buluyor.
Barrack, bölgeyi bir satranç tahtası, insanları ise feda edilebilir piyonlar olarak görürken; Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal eden "sömürge valisi" edasındaki tavırlarına Dışişleri’nden tek bir "nota" dahi verilmiyor.
Hukuki olarak "ifade özgürlüğü" ve "diplomatik analiz" sınırları içinde kalan bu durum, diplomasi çevrelerinde siyasi etik açısından tam bir fiyasko olarak değerlendiriliyor. Tom Barrack, Trump’ın "güç yoluyla barış" doktrinini Ankara’da uygularken, Türkiye’nin demokratik kurumlarını ve anayasal değerlerini aklınca küçümsüyor. İktidarın ise "ekonomik baskı" veya "Trump ile kişisel dostluk" uğruna bu aşağılayıcı dile karşı dik duramaması, Türkiye’nin dış politikadaki prestijini sarsmaya devam ediyor.
Tom Barrack, kendi köklerine (Lübnan) yabancılaştığı gibi, Ankara’ya da evrensel hukukun değil, otoriter popülizmin elçisi olarak görevlendirildiği apaçık ortada.
Bu "demokrasi düşmanı" söylemlere ses çıkarmayan AKP iktidarı ise sadece kendi iddialarıyla çelişmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin onurlu dış politika geleneğini de Washington’un insafına terk ettiği algısını güçlendiriyor.
Yorumlar
Yorum Gönder