Bakanlık Değil Geçiş Güzergahı. Hafıza Silindi Liyakat Can verdi!
MEB koltuğundaki her değişim, beraberinde getirdiği 'sistem sıfırlama' pratiğiyle öğrenci ve velileri öngörülemez bir belirsizliğe mahkûm edildi. Akademik özgürlüklerin ve liyakatin gerilediği bu süreçte, eğitim sistemi bir kalkınma kaldıracı olmaktan çıkmış; siyasi iradenin toplumsal mühendislik deneyleri için kullandığı bir laboratuvar haline geldi.
Türkiye’nin geleceğini şekillendiren en kritik kurum olan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), son 22 yılda adeta bir "geçiş güzergâhına" dönüştü. AKP iktidarları boyunca tam 9 farklı ismin yönettiği bakanlık, her dönem değişen müfredat ve sınav sistemleriyle milyonlarca öğrenciyi ve veliyi belirsizliğe sürükledi. İstatistikler, eğitim politikalarının uzun vadeli bir devlet planlamasından ziyade, kişisel tercihlere ve kısa vadeli denemelere dayalı yürütüldüğünü ortaya koyuyor.
Sistemsizliğin Sistemi
Erkan Mumcu ile başlayan ve günümüzde Yusuf Tekin ile devam eden süreçte; Hüseyin Çelik’ten Ziya Selçuk’a kadar her isim, bir öncekinin mirasını "yetersiz" bularak yeni bir modelle kamuoyunun karşısına çıktı. Ancak bu "yeni" modellerin her biri, eğitim kalitesini yukarı taşımak yerine, sistemi daha karmaşık ve öngörülemez bir hale getirdi.
LGS, OKS, SBS, TEOG gibi isimlerle sürekli kabuk değiştiren sınav sistemleri, çocukların pedagojik gelişiminden ziyade "eleme" odaklı bir yarışın kurbanı olmasına neden oldu. Bakan değiştikçe değişen sınav formatları, ailelerin eğitim bütçelerini sarsarken; eğitimdeki nitelik kaybı uluslararası PISA raporlarına da doğrudan yansıdı.
"Reform" Adı Altında Gelen Geriye Gidiş
Eğitim Analizleri, MEB’deki bu isim trafiğinin sadece bir yönetim tercihi değil, iktidarın eğitim politikalarındaki "deneme-yanılma" yönteminin bir tezahürü olduğunu gösteriyor. Bir bakanın başlattığı dijitalleşme hamlesi, bir sonraki dönemde yerini müfredatın ideolojik içeriklerle ağırlaştırılmasına bırakırken; öğretmen atamalarından liyakat esaslarına kadar pek çok alan bu siyasi dalgalanmalardan nasibini aldı.
Eğitim sendikaları ve uzmanlar, "Sürekli değişen bakan, sürekli değişen vizyon demektir. Bir nesil, tek bir eğitim sistemiyle ilkokula başlayıp üniversiteden mezun olamıyor," diyerek mevcut tabloyu sert bir dille eleştiriyor.
Kurumsal Hafıza Kayboluyor
Bakanlık koltuğunun bu denli sık el değiştirmesi, kurumun hafızasını da yok ediyor. Stratejik planların ömrünün ortalama iki yıl olduğu bir yapıda, kalıcı bir eğitim başarısından söz etmek mümkün görünmüyor. Bugün gelinen noktada Türkiye, en çok bütçe ayıran bakanlıklardan biri olmasına rağmen, verimlilik ve fırsat eşitliği konusunda sınıfın gerisinde kalmaya devam ediyor.
Eğitimde yaşanan bu "yönetimsel kriz", sadece bir bürokrasi sorunu değil, Türkiye’nin yarınlarına dair en büyük risklerden biri olarak masada duruyor. 9 bakanın değiştiremediği tek şey, sistemin kendisinden kaynaklanan ve giderek derinleşen çözümsüzlük oldu.Okullarda Güvenlik Alarm Veriyor
Eğitimdeki yönetimsel kaos, sadece başarıyı düşürmekle kalmıyor; okulların "güvenli alan" olma özelliğini de yok ediyor. Son dönemde yaşanan ve eğitimcileri hedef alan şiddet olayları, sistemdeki bozulmanın artık yaşamsal bir tehdit haline geldiğini kanıtlıyor. Bakanlık müfredat deneyleriyle vakit kaybederken, okullar denetimsiz ve her türlü saldırıya açık savunmasız yerlere dönüştü. Bugün bir neslin sadece geleceği değil, doğrudan can güvenliği de bu belirsizliğin pençesinde. Türkiye, kağıt üzerindeki reformları bir kenara bırakıp çocuklarını okulda koruyabildiği, şiddetten arınmış bir düzen kurmak zorundadır. Aksi takdirde kaybedilen sadece sınav puanları değil, evlatlarımızın hayatı olacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder