Anayasa Mahkemesi Kararları Bağlayıcıdır; Peki TBMM Başkanı Bağlı Değil mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Anayasa’nın 153. maddesiyle açıkça hükme bağlanan Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayıcılığı konusunda son dönemde yoğun eleştirilerin odağında yer alan isimlerden birisi.

Göreve başlarken “Anayasa’ya sadakat” yemini etmiş bir kamu görevlisinin, özellikle seçilmiş milletvekillerinin haklarını teyit eden bağlayıcı kararların gereğinin yerine getirilmemesi sürecinde sorumluluk üstlenen bir pozisyonda bulunması, hukuk devleti ilkesini doğrudan ilgilendiren bir mesele haline gelmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrası nettir: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır. Yasama, yürütme, yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişiler, bu kararlara uymak zorundadır.” Bu hüküm, AYM’nin bireysel başvuru yoluyla verdiği ihlal kararlarının özellikle seçilme ve siyasi faaliyet hakkını koruyan kararların otomatik olarak uygulanmasını zorunlu kılıyor.
Uygulanmaması halinde, söz konusu kararlar yalnızca hukuki değil, aynı zamanda anayasal bir yükümlülüğün ihlali niteliği taşır. 

Güncel olaylar, bu çerçeveyi somutlaştırmaktadır. Gezi Parkı davası hükümlüsü ve Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Can Atalay, AYM’nin defalarca verdiği ihlal kararlarına rağmen halen tutuklu. AYM, Atalay’ın adil yargılanma hakkı ile milletvekilliği sıfatının korunması yönündeki kararlarını açıkça teyit etmiştir. Buna karşın, milletvekilliğinin Meclis Kütüğü’ne kaydedilmesi işlemi TBMM Başkanı’nın tek imzasıyla gerçekleştirilebilecek idari bir işlem. Ancak Mart ve Nisan 2026’da sunulan dilekçelere rağmen gerçekleştirilmemiştir. Atalay’ın 23 Nisan 2026 tarihinde TBMM’nin 106. kuruluş yıldönümünde yaptığı açık çağrıda belirttiği üzere, bu kayıt işlemi “Anayasa ve AYM kararları gereği” TBMM Başkanı’nın doğrudan sorumluluğundadır ve yasal bir engel bulunmamaktadır. 

Benzer bir tablo, Gezi davasının bir diğer hükümlüsü Tayfun Kahraman için de söz konusudur. AYM, Temmuz 2025’te verdiği ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesi üzerine Nisan 2026’da ikinci kez ihlal kararı vermek zorunda kalmıştır. Yerel mahkemenin AYM kararını uygulamayı reddetmesi, bireysel başvuru hakkını da ihlal etmiştir. Bu tür tekrarlayan ihlaller, AYM kararlarının fiilen yok sayılmasına işaret etmekte ve yargı bağımsızlığı ile hukuk devletinin temel taşlarını aşındırmaktadır. 

Numan Kurtulmuş’un bu süreçteki konumu, hukuki açıdan ayrı bir önem taşımaktadır. TBMM Başkanı olarak imzaladığı “Süreç Komisyonu Raporu”nda açıkça “AYM ve AİHM kararlarına uyulması zorunludur” ve “idari engellerin kaldırılması gerekir” ifadeleri yer almaktadır. Bu rapor, bizzat Kurtulmuş’un başkanlığında hazırlanmış ve onaylanmıştır. Ancak Atalay’ın Meclis kütüğüne kaydedilmesi gibi somut bir idari adım atılmaması, raporun kendi içindeki tutarlılığı ile çelişki yaratmaktadır. Üstelik Danıştay 5. Dairesi’nin yakın tarihli bir kararında da vurgulandığı gibi, AYM kararlarının gereğini yerine getirmeyen kamu görevlileri, “devlete sadakat yükümlülüğünü ihlal etmiş sayılmaktadır" deniliyor. 

Hukuk devleti, yalnızca yazılı kurallardan değil, bu kuralların tutarlı ve öngörülebilir biçimde uygulanmasından oluşur. Bir TBMM Başkanı’nın, Anayasa’nın en üst yargı organı tarafından verilen bağlayıcı kararların yasama organı nezdinde uygulanmasını temin etmemesi, güçler ayrılığı ilkesini zedeleyen bir durumdur. Atalay’ın dilekçelerine yanıt verilmemesi ve “Can Atalay olayı üzerine konuşmak istemediğini” açıklaması, bu sorumluluğun fiilen üstlenilmediğini göstermektedir.

Yani Anayasa’ya sadakat yemini ile göreve gelen bir TBMM Başkanı’nın, AYM kararlarının uygulanmasında direnç göstermesi veya gecikmesi, yalnızca bireysel hak ihlallerine yol açmakla kalmamakta; aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin temelini oluşturan hukuk devletini sorgulanır hale getiriyor. Bu durum, Anayasa’nın 153. maddesinin ruhuyla bağdaşmamaktadır. Hukuki açıdan bakıldığında, söz konusu kararların derhal ve eksiksiz uygulanması, hem anayasal bir zorunluluk hem de millet iradesinin Meclis’teki temsilinin korunması bakımından elzemdir. Aksi takdirde, her yeni ihlal kararı, hukuk devletinin tabutuna yeni bir çivi çakmak anlamına gelecektir. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!