Uyanmak İçin Neyi Kaybetmeyi Bekliyoruz?

Siyasetin hararetli tartışmaları, borsa skandalları ve her gün yenisi eklenen skandal gündem maddeleri arasında sürüklenip giderken, tam da gözümüzün önünde cereyan eden ama çoğumuzun kafasını çevirdiği içinde yaşadığımız doğanın devasa çığlığını, yani bir hakikati ıskalıyoruz.  

​Gündemin toz bulutu sıradan hayatlarımızı kaplamışken çevre kirliliğini, doğanın tahribatını "nasıl olsa birileri ilgileniyordur" diyerek teğet geçiyoruz. Oysa ekoloji, sadece belli grupların ya da çevrecilerin meselesi değil; hepimizin, çocuklarımızın ortak geleceğidir.

​Sosyal medyada gezinirken gözüme çarpan "Plastiğe Hayır Deyin" çağrıları ve altındaki görseller beni derinden etkiledi. Hepimiz en az bir kez deniz kenarında yürürken kıyıya vurmuş pet şişelere, çalıların arasına sıkışmış naylon poşetlere rastlamışızdır. Çoğu zaman içimizden "Ne kadar çirkin bir görüntü" deyip yolumuza devam ederiz, değil mi? Hatta en duyarlı anımızda bile konuyu sadece bir "görüntü kirliliği" ya da deniz canlılarının sağlığıyla sınırlı olarak düşünürüz.

​Oysa gerçek çok daha ürpertici. Birleşmiş Milletler raporları ve son bilimsel araştırmalar, burnumuzun dibindeki o plastik çöpün aslında patlamaya hazır bir sera gazı bombası olduğunu gösteriyor.

​Plastiğin doğada yüzlerce yıl yok olmadığını zaten ezberledik. Ama meselenin asıl karanlık yüzü, o plastiğin henüz elimize bile ulaşmadığı anlarda başlıyor.

Kullandığımız plastiklerin yüzde 99’dan fazlası petrolden, doğal gazdan ve kömürden üretiliyor. Yani cebimizdeki ya da mutfağımızdaki her tek kullanımlık plastik, aslında dünyayı kirlettiğimiz bir petrol türevidir.

Petrolün topraktan çıkarılmasından fabrikalarda devasa ısılarla işlenmesine, ürünlerin nakliyesinden çöplüklerde yakılmasına kadar her aşamada atmosfere durmaksızın karbondioksit ve metan gazı pompalanıyor. 

Eğer bu fütursuz tüketim ve üretim alışkanlığımızı değiştiremezsek, sadece 15-20 yıl içinde yalnızca plastik kaynaklı emisyonlar, gezegenimizin kaldırabileceği toplam sera gazı limitinin yüzde 19'unu tek başına kaplayacağı, bilim insanları tarafından devamlı dile getiriliyor.

​İşte bu yüzden sosyal medyadaki #İklimEylemi çağrıları süslü birer slogandan ibaret değil. Zamanımız kelimenin tam anlamıyla tükeniyor.

​Elbette bireysel olarak plastik pipet kullanmamak, poşet almamak kıymetli bir adım. Ama evimiz yanarken damlalıkla su taşımak bu yangını söndürmüyor. Bize kökten bir sistem değişimi gerekiyor. "Yeni Plastik Ekonomisi" denilen anlayışı hayatın tam merkezine koymak zorundayız.

​Alternatifi olan plastiklerin üretimini derhal ve tamamen kesmek, üretilmek zorunda olan her şeyi atığa dönüşmeyecek, yeniden kullanılabilir şekilde tasarlamak, petrol türevleri yerine tamamen doğada çözünebilen biyo-malzemelere geçmek zorundayız. ​Bu artık "dünyamız biraz daha temiz olsun" fantezisi değil; gezegende kalıcı olarak yaşayıp yaşayamayacağımızın varoluşsal bir sınavıdır.

"Kullan-at" rahatlığı, medeniyet süsü verilmiş yavaş etkili bir zehirdir. Devletlerin pasifliği, holdinglerin hırsı ve bireysel umursamazlığımız yüzünden bu zehri her gün kendi ellerimizle yutuyoruz.

​Bugün o plastik şişeyi yere atarken feda etmediğimiz her küçük konfor, yarın evlatlarımızın ciğerlerinden çalınan bir nefese dönüşecek. Biz de burada, dünyayı kendi ellerimizle boğarken uyanmak için daha neyi kaybetmeyi bekliyoruz? diye soralım ve yazıya noktayı koyalım.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zarafeti ve Bilgeliğiyle İz Bırakan Bir Yaşam: Nursen Güngör’e Veda

​Sivas’ın Sarp Yamaçlarında Hüzünlü Bir Tanıklık: Bir Anne Keçinin Sessiz Çığlığı!

CarrefourSA İşçileri Ayaklandı: "Sendikal Bürokrasi ve İşveren Baskısına Dur De!"