Ritmi Olan Toplumlar Makbuldür!
Zaman zaman bazı ilahiyatçılar veya yazarlar, İslami açıdan dans etmenin, çalgı çalmanın veya bazı eğlence türlerinin mekruh ya da haram olduğuna dair görüşler paylaşarak hayatı daraltan, çağdışı bir perspektif sunarlar. Oysa dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren kulak verdiğimiz o ilk ses, kalbimizin attığı ritimdir. Anne karnındaki sükûneti bozan o ilk gümbürtü, varoluşumuzun en eski müziğidir. Kimi bir flütün nefesinde, kimi toprağa vuran ayak seslerinde kendini bulur. Peki, bu köhne ve yasakçı zihniyetin aksine, neden "ritmi olan, dans eden toplumlar makbuldür?" Ben her zaman, bir toplumun ruhunu anlamak için kütüphaneleri kadar meydanlarına ve danslarına da bakılması gerektiğine inanırım. Sözcüklerin tükendiği yerde dans devreye girer; çünkü dans, bedenin en dürüst dilidir. Ritmi olan bir toplumda birey kabuğundan çıkar; ayaklarını yere vururken toprağın, kollarını uzatırken de özgürlüğün tadına varır. Bedenin özgürleştiği yerde zihin de prangalardan kurtul...