Kayıtlar

Ekim, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

​"Biz Bu Topraklara Ne Yaptık?"

Resim
Dün akşam pencerenin kenarında, dışarıdaki gri ve ağır havaya dalıp gitmişken televizyon izleyen yaşlı annem ekranda art arda geçen sel, toprak kayması ve kuraklık haberlerini gösterdi ve  " Oğlum,"şu televizyondaki sel ve yıkım haberlerini görünce içim parçalanıyor. Eskiden ne böyle bir yağmur yağardı ne de ortalık böyle afetler görürdü... Biz bu topraklara ne yaptık böyle?" diye sordu. Annemin o masum ve kaygılı bakışları, bu konuda daha önce eleştirel birçok haber yazan bir gazeteci olarak beni yerime çiviledi. O an fark ediyorum ki, doğanın çığlıklarını sadece birer "haber malzemesi" yapmışım. Onu bu hale getirenleri eleştirirken bile araya hep o soğuk mesafeyi koymuşum. Oysa mesele sadece haber yapmak değil, annemin o saf sorusundaki acı gerçeğin ta kendisiyle yüzleşmekmiş. ​Bugün size kendi penceremden, doğanın yerine koyarak değil ama onunla aynı havayı soluyan, annesinin o haklı kaygısını yüreğinde hisseden biri olarak seslenmek istiyorum. ...

​Ritmi Olan Toplumlar Makbuldür!

Resim
Zaman zaman bazı ilahiyatçılar veya yazarlar, İslami açıdan dans etmenin, çalgı çalmanın veya bazı eğlence türlerinin mekruh ya da haram olduğuna dair görüşler paylaşarak hayatı daraltan, çağdışı bir perspektif sunarlar. Oysa dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren kulak verdiğimiz o ilk ses, kalbimizin attığı ritimdir. Anne karnındaki sükûneti bozan o ilk gümbürtü, varoluşumuzun en eski müziğidir. Kimi bir flütün nefesinde, kimi toprağa vuran ayak seslerinde kendini bulur. ​Peki, bu köhne ve yasakçı zihniyetin aksine, neden "ritmi olan, dans eden toplumlar makbuldür?" ​Ben her zaman, bir toplumun ruhunu anlamak için kütüphaneleri kadar meydanlarına ve danslarına da bakılması gerektiğine inanırım. Sözcüklerin tükendiği yerde dans devreye girer; çünkü dans, bedenin en dürüst dilidir. Ritmi olan bir toplumda birey kabuğundan çıkar; ayaklarını yere vururken toprağın, kollarını uzatırken de özgürlüğün tadına varır. Bedenin özgürleştiği yerde zihin de prangalardan kurtul...

​Yoğun Bakım Kapılarında Sönen İradeler: Türkiye’de Hasta Hakları!

Resim
​Geçen gün bir arkadaşım, hastanede yatan ablasının odasında yaşananları gözleri dolu dolu, bizzat yaşayarak anlattı; o an kelimeler boğazıma düğümlendi. Arkadaşımın bilinci yerinde olan ablası, bir devlet hastanesinin soğuk koridorlarında, "Ben yoğun bakıma gitmek istemiyorum, o odada kalmak istemiyorum. Beni oraya götürmesinler" diye yalvarmış, bedeniyle ve sözleriyle buna açıkça karşı koymuştu. Ne yazık ki arkadaşımın ve hasta ablasının  bu net iradesine ve itirazlarına rağmen o odaya götürüldüğü ve çok geçmeden oradan acı haberinin geldiğini öğrendim. ​Arkadaşımın, hastane odasındaki çaresizliği aktarırken kurduğu her cümle, Türkiye'deki devlet hastanelerinde insan hayatının ve en temel iradenin nasıl bir çırpıda harcandığının acı bir kanıtıydı sanki. ​Akademik ve hukuki incelemeler, hasta haklarının modern bireyin en temel, vazgeçilmez insani değerlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Anayasamızın 17. maddesi, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ha...

Üniversitelerden Mahallelere Sırbistan Bize Ne Söylüyor?

Resim
Son günlerde Sırbistan’dan gelen haberleri okurken, insanın içinden gayri ihtiyari "Hey gidi günler bu da mümkünmüş" demek geliyor. Oradaki öğrenciler ve yurttaşlar, yukarıdan aşağıya işleyen, liderlerin iki dudağı arasına sıkışmış geleneksel siyaset çarkına razı olmadılar. Üniversite kürsülerinden mahallelere uzanan plenumlar (Tüm Üyelerin Katıldığı Toplantı) kurmuşlar; yani herkesin söz alabildiği, kararların tartışarak ve uzlaşmayla alındığı devasa bir doğrudan demokrasi sofrası oluşturmuşlar. ​Üstelik bu işi sadece lafta bırakmamışlar. 250 kişilik milletvekili listesini bile öyle bir süzgeçten geçirmişler ki, ne iktidarın eski kadrolarına ne de yerleşik muhalefetin tepe yöneticilerine kapı açmışlar.  Listeyi fakülte fakülte, kent kent dengeli bir şekilde dağıtıp birbirlerini denetletmişler. Sonuçta ortaya profesörlerin, işçilerin, sanatçıların ve aktivistlerin yer aldığı gerçek bir halk temsilciliği çıkartmışlar. ​Programlarının özü ise cuk oturuyor diyebili...

İktidarın Bütçe Çelişkisi Ortaya Çıktı!

Resim
​Bütçe görüşmelerinin başladığı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nun da yaşananlar, Türkiye’nin ekonomik ve idari tablosunun durumunu tam olarak ortaya koyuyor.  ​Komisyon tutanaklarına da giren en sert tartışmalardan biri, son dönemde binlerce vatandaşı mağdur eden fon süreci üzerinden yaşandı. Yüz milyarlarca liralık büyüklüğe ulaşan bu süreçteki kayıplar ve denetim mekanizmalarının işletilip işletilmediği bütçe görüşmelerine de yansıdı.   ​Tartışmalar sırasında, fonlarda yaşanan kayıpların ve yatırımcıların düştüğü durumun ele alınış biçimi dikkat çekiyor. Bir tarafta enflasyondan korunmak için bu araçlara yönelen dar gelirli vatandaşların mağduriyeti dile getirilirken, diğer tarafta denetim mekanizmalarının zayıflığına ve bürokratik sorumluluklara dikkat çekiliyor. Muhalefet milletvekilleri, devletin kritik kurumlarının bu süreçte yeterli koruyucu adımı atamadığını ısrarla savunmaya devam ediyor. ​ Bakın üzerinde durulan bir diğer konu ise, vergi artışlarının ...

Sivas'tan Erzincan'a Demokrasi Fırtınası: "Oyunları Bozma Vaktidir!"

Resim
Özel Haber Yeni Parti'nin il ve ilçe kongreleri tüm hızıyla sürüyor. 20. Dönem Sivas Milletvekili Mahmut Işık’ın divan başkanlığında adeta bir demokrasi şölenine dönüşen kongreler dikkat çekti. Partinin duayen siyasetçilerinden biri olan Mahmut Işık'ın başkanlığında, Sivas’ın ardından Erzincan İl Başkanlığı seçimleri de büyük bir coşku, yoğun katılım ve kararlılıkla tamamlandı. Binlerce Erzincanlının katıldığı kongrede, mevcut İl Başkanı Cevdet Ersoy tek aday olarak itirazsız bir şekilde yeniden güven tazeledi. 18 Ekimde gerçekleştirilen önseçimin ardından, 26'sında yapılan il kongresi coşku dolu anlara sahne oldu. "Yeni Parti" vurgusu ve türkülerin eşlik ettiği salonda; il başkanı, yönetim kurulu asıl ve yedek üyeleri, disiplin kurulu ile kurultay delegelerinin seçimi son derece canlı ve heyecanlı bir atmosferde gerçekleştirildi. Kongrede Genel Başkan Özgür Özel başta olmak üzere İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan...

Erenlerin Dilinden İktidar Sahiplerine Tarihi Mesajlar!

Resim
Gönlüm yorgun, gözüm sokaktaki vatandaşın boş kalan filesinde. Dünün erenleri, dervişleri bu topraklardan geçeli asırlar oldu ama bıraktıkları sözler, bugünün tablosuna öyle bir ayna tutuyor ki... Kaygusuz Abdal’dan Pir Sultan’a, Yunus’tan Kul Himmet’e kadar o bilge ozanlar halkın derdini dert edinmiş, haksızlığa karşı dimdik durmuşlardı. Bugün aramızda olsalardı, muhtemelen tahtlarında kurulanların hâline bakar, sazın telini en sertinden vururlardı. ​Çarşıya pazara çıktığımda karşılaştığım manzara bana hep o dervişlerin dilini hatırlatıyor. İnsanlar bir lokma ekmek peşinde ömür tüketirken, bir avuç imtiyazlı kesimin bolluk içinde yüzmesi, hak ve adalet terazisinin nasıl da şirazesinden çıktığını gösteriyor. ​Yunus Emre’nin o meşhur dizesi kulaklarımda çınlıyor: " Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?" Dünya malına tapınanları, elindekini haksızca çoğaltanları işte bu dizelerle uyarıyor bilge ozan. Bugün ülkeyi yönetenlerin zihniyeti de bundan pek fa...

Emeklisini Açlığa Mahkûm Edenlerin İflası!

Resim
​ Ülkenin gündeminden bir an olsun düşmeyen fon krizinin yankıları sürerken, televizyon ekranlarında beliren son dakika şeritleri yıllardır halı altına süpürülen en büyük sosyal yaramızı bir kez daha gözler önüne serdi. Emeklilik sistemi, telafisi güç bir çöküşün eşiğinde. Haber bültenlerinden taşan bu acı tablo, krizler ülkesine dönüştürülen Türkiye'de sosyal devlet ilkesinin artık resmen iflas bayrağını çektiğini acı bir şekilde yüzümüze çarpıyor. ​Küresel Emeklilik Endeksi verileri, ülkemizdeki emeklilik sistemini hem gelir yeterliliği hem de uzun vadeli sürdürülebilirlik açısından Avrupa’nın son basamağına yerleştiriyor. SGK uzmanlarının ve uluslararası raporların altını çizdiği bu tablo, yıllardır sürdürülen ekonomi ve sosyal güvenlik politikalarının duvara çarptığını net bir şekilde gösteriyor. Peki, milyonlarca insanı açlık sınırının yarısına mahkûm eden, sistemi çıkmaza sokan bu noktaya nasıl geldik? İktidarın bu alandaki yapısal ve tercihe dayalı yanlışları ort...

​Adaletin Sessiz Çarkı Dönmeye Devam Ediyor!

Resim
​Toplumdaki çürümenin yanı sıra siyasetteki ikiyüzlülüğe şahit olduğumuz bu günlerde, siyaset bilimcilerin üzerinde hemfikir olduğu temel bir gerçeğin altını özellikle çizmek isterim: "Meşruiyetini yasalar ve halkın iradesinden alan, ancak zamanla hukuku kendi çıkarları doğrultusunda araçsallaştıran baskıcı rejimler, ne kadar kudretli görünürlerse görünsünler, tarihin akışı içinde kaçınılmaz bir çöküşe mahkûmdurlar." ​ Diktatörler şanlı saraylarında ya da kaskatı kesilmiş tören meydanlarında kendilerini yenilmez sanabilirler; ancak bu, yalnızca yaklaşan sonun acemice sahnelenen bir perdesidir. Tarih, zorbalığın surlarının ne kadar yüksek olduğuna değil, adaletin çarkının ne kadar sessiz ve derinden öğüttüğüne odaklanır. ​ Baskıcı rejimlerin en büyük yanılgısı, kudretlerini sınırsız zannetmeleridir. Sokaklardaki sessizliği bir rıza sanırlar; oysa o sessizlik, fırtına öncesindeki tekinsiz, derin ve boğucu suskunluktur. Tarih; halkının sesini bastıran, yasaları k...

Bu Gemi Artık Yürümüyor!

Resim
​Meclis kürsüsünden yükselen sesler, sadece bugünün krizlerini değil, bu ülkenin yarınlarını gasbeden bir akıl tutulmasını gözler önüne seriyor. İktidar, her eleştiriyi "hizmete gölge düşürme" refleksiyle karşılarken; asıl gölgenin, bizzat akıldan, bilimden ve adaletten uzaklaşmaktan düştüğünü görmek istemiyor.  Oysa mesele ne bir siyasi çekişme ne de hamasi bir tartışmadır; mesele doğrudan bu ülkenin hayatta kalma meselesidir. ​Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük bariyer, liyakatsizliğin devletin omurgasını kemirmesidir. İşin ehli olanların değil, talimatın ehli olanların başköşeye kurulduğu bir sistemde, ne ekonomideki çarklar sağlıklı döner ne de alınan kararlar halkın yararına olur. Diplomaların, liyakatin ve tecrübenin rafa kaldırıldığı bir düzen, sadece bugünü değil, genç nesillerin umudunu da bu topraklardan göç ettiriyor. Beyin göçü dediğimiz facia, aslında bu iktidarın kendi elleriyle yarattığı en büyük stratejik ihanettir. ​ Aynı tablo tarımda da karşımı...

​Kurtuluş’un Hafızası Yasak Tutmaz: Madenciden Kadına, Şimdi Sıra Kalemde!

Resim
Ankara’da her sokak bir tarihe çıkar derler ama Kurtuluş Meydanı ve yanı başındaki o ulu ağaçlı Kurtuluş Parkı başka bir dilden konuşur. Birçoğu için burası sadece sabah yürüyüşlerinin yapıldığı, yeşillikler içinde nefes alınan, çay içilip iki lafın belinin kırıldığı sıradan bir yerdir. Oysa bu topraklara ayak basmış, adaletin ve özgürlüğün peşinde yollara düşmüş olanlar iyi bilir: Kurtuluş, Başkent’in atan damarı, susturulmak istenenlerin gür sesidir. ​ Yıllardır bu meydan, hak aramanın ve direnmenin en yalın şahididir. Zonguldak’ın karasına ömrünü adamış, yerin yüzlerce metre altından alın teriyle çıkıp hakkını arayan madencinin bastığı topraktır burası. Harç zamlarına, geleceksizliğe karşı "Geleceğimiz satılık değil!" diye bağıran gençlerin kucaklaştığı sığınaktır. Ve en çok da kadınların... Şiddete, eşitsizliğe, ev içi baskıya ve yaşam haklarının gasp edilmesine karşı mor bayraklarıyla meydanı gelincik tarlasına çeviren, "Yaşamak istiyoruz!" çığlığıy...

​Gece Sürprizi Tutmadı: Muhalefet İktidara Geri Adım Attırdı!

Resim
​Son dönemde binlerce insanımızı doğrudan etkileyen, hayallerini ve birikimlerini ellerinden alan fon krizi, hemen hemen herkesin yüreğini sızlatıyor. Birikimlerini korumaya çalışan, çocuğunun geleceğini veya emeklilik planını bu fonlara bağlayan vatandaşlarımız günlerdir derin bir belirsizlik ve endişe içinde. ​ Geçtiğimiz günlerde Meclis Genel Kurulu’nda bu konuyla ilgili yaşananlar ise bize çok önemli bir gerçeği bir kez daha hatırlattı. Demokrasi ve Meclis çatısı, sadece oy verilen bir yer değil; hakkın, hukukun ve yurttaşın sığınacağı en son kale olduğunu bir kez daha ortaya koydu. ​Dün gece geç saatlerde,  iktidar kanadından Genel Kurul’a sunulan o son dakika fon önergesi hepimizin malumu...  Getirilen sürpriz teklif, kriz derinleşmeden önce parasını çekmek isteyen ancak işlemleri tamamlanamayan binlerce küçük yatırımcıyı adeta kapsama alanı dışında bırakıyor ve mağduriyet çemberini daha da daraltıyordu. "Mağduriyetleri gideriyoruz" iddiasıyla yola çıkıp gec...

Bütçe İflas Sinyali Veriyor!

Resim
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2027 yılı bütçe görüşmeleri başladı. Ekonomi yönetimleri ne kadar süslü cümleler kurarsa kursun, vaatler ne kadar parlak ambalajlara sarılırsa sarılsın; günün sonunda gerçeği söyleyen tek bir şey var o da bütçedeki soğuk ve somut rakamlar. Açıklanan son veriler, kamu finansmanındaki tablonun artık sürdürülemez bir noktaya dayandığını net bir şekilde gözler önüne seriyor. ​2026 yılının ilk dokuz ayına baktığımızda, adeta bir rekorlar zinciriyle karşı karşıyayız. Bütçe açığı tam 1 trilyon 840 milyar liraya ulaştı. Bu rakamın büyüklüğünü ve yaratılan tahribatı anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yok; geçmişe bakmak yeterli. ​Dokuz ayda verdiğimiz bu 1,84 trilyon liralık devasa açık; 2009-2022 yılları arasındaki 14 yılda oluşan toplam bütçe açığının neredeyse iki katı. Başka bir ifadeyle; koskoca 14 yılda biriken yükün iki katını, mevcut yönetim sadece 9 ayda üretmeyi başardı! Üstelik geçen yılın aynı döneminde 1 trilyon 217 milyar lira ol...

Gençlerin 'Bilet' Aradığı Ülkede İktidarın Masalları Sökmez!

Resim
Bu ülkede her sabah aynı soruyla uyanıyoruz: " Bugün neye, ne kadar zam geldi?" ​Artık rakamların, istatistiklerin veya süslü grafiklerin hiçbir hükmü kalmadı. Çünkü gerçek istatistik TÜİK’in sayfalarında değil; akşam pazarına çıkan teyzenin filesinde, ay sonunu getiremeyen emeklinin hesabında, market raflarında fiyat etiketlerini değiştirmekten yorulan kasiyerin gözlerinde yazıyor. ​ Geçim derdi öyle bir boyuta ulaştı ki, artık hayat pahalılığını tartışmıyoruz; hayatın ta kendisini erteleme mücadelesi veriyoruz. Bir restoranda bir çorba içmenin, bir arkadaşla kahve içip iki çift laf etmenin bile "lüks" kategorisine girdiği bir Türkiye var karşımızda. İnsanlar yaşamıyor, sadece günü kurtarıyor. Peki, bizi bu noktaya getiren kararları alanlar bu durumu görmüyor mu?  Görmüyorlar. Çünkü yönetenlerin gerçekliği ile vatandaşın sofrası arasındaki bağ kopalı çok oldu. Sorunun en acı tarafı ise sadece bu ayı veya bu yılı değil, yarınlarımızı da kaybediyor oluş...

Denetlenmeyen Güç Yozlaştırır: Parlamenter Sistemi Neden İstemeliyiz?

Resim
​Bugün Türkiye’de karşı karşıya olduğumuz ekonomik darboğaz, hukuk sistemindeki güven kaybı ve sosyal devlet mekanizmalarının aşınması tek bir ana kaynağa, yani sistem sorununa dayanmaktadır. ​Bütün kararların tek bir merkezde toplandığı, denge ve denetim mekanizmalarının devre dışı kaldığı bir yapıda ne ekonomide öngörülebilirlik ne de adalete güven sağlanabilir. Günlük polemiklerin sığlığına kapılmadan bu hayati konuyu bıkmadan gündeme getirmek, parlamento muhabirliği yapmış bir gazetecinin sorumluluğudur. ​Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi; yalnızca kanun yapılan bir bina değil, adil bir yönetimin, sosyal devletin ve toplumsal huzurun en temel güvencesidir. ​Güçler ayrılığını koruyan ve parlamentoyu merkeze alan ülkeler, toplumsal ve ekonomik istikrarı çok daha kolay sağlamaktadır. Dünyaya baktığımızda bunun çarpıcı örneklerini görmek mümkündür. ​İşte Almanya; 2. Dünya Savaşı öncesinde gücün tek bir elde toplandığı Nazi rejiminin yarattığı yıkıcı felaketi ve tek adam yö...

Sessiz Dostun Gözlerindeki Park Hikayesi!

Resim
​Bazen hayatın en derin sohbetleri, tek bir kelime dahi edilmeden yapılır. Ekim ayının dinginliğinde, bir park masasında arkadaşımı beklerken masama ansızın bir misafir konuk oldu. Tabii bu sırada arkadaşım, haberimiz bile olmadan bu sessiz sohbetimizi fotoğrafını çekmiş. Tereddütsüz, çekinmeden ve tüm doğallığıyla tam karşıma oturdu. Bakışlarını gözlerime kenetlediğinde, sanki uzun zamandır aradığı bir tanıdığı bulmuş gibiydi.  O an, yaprakların hışırtısı da rüzgarın sesi de kesildi. Bir çift göz, bütün bir dünyanın gürültüsünü bastırmaya yetti ve bizi zamandan bağımsız o büyülü anın içine hapsetti. ​Bu, bir kedinin gözleriydi. Ne korku, ne de yabancılık... Sadece derin bir kabul ve içten bir merakın yansımasıydı o bakışlar. Aramızda sözcüklere gerek kalmayan, kalpten kalbe uzanan bir iletişim başladı. Onca gürültünün arasında ikimiz de durduk; sanki bin yıldır birbirimizi tanıyormuşuz gibi, göz göze sessiz bir sohbetin içine daldık. ​Ben içimden geçenleri bakışlarımla...

​Tasarruf Değil, İsraf Saati: ​Ne Tasarruf Kaldı Ne Güvenlik!

Resim
​Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak'ın öncülüğünde 2016 yılında hayata geçirilen kalıcı yaz saati (GMT+3) uygulaması, kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Tasarruf sağlamak yerine elektrik tüketimini ve maliyetleri artırdığı belgelenen uygulama, kış aylarında çocukların zifiri karanlıkta yollara düşmesiyle okullarda ve okul çevrelerinde şiddet ve güvenlik tehlikesini de beraberinde getiriyor. Toplumsal itirazlara ve sosyal medyadaki tepkilere rağmen idari karardaki bu ısrar, kamu yararıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle eleştiriliyor. ​Tasarruf Değil, İsraf Yaratıyor ​Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) ve uzmanların analizlerine göre kış aylarında sabah saatlerinde (06.00–08.00) aydınlatma ve ısınma kaynaklı tüketim ciddi oranda artıyor. Berat Albayrak döneminde "enerji tasarrufu" hedefiyle başlatılan uygulamanın, öngörülen %1-2’lik tasarrufu sağlamadığı; aksine sabah saatlerindeki yoğun kullanımın enerji talebini dengesizleştirerek faturalar...

​Meclis Koridorlarında Unutulan Akıl: "Kestirmeden Kanun" Devri!

Resim
Parlamento veya Meclis ne demektir?  Meclis, iktidar gücünün tek elde toplanmadığı yönetim sistemlerinde ortaya çıkan hayati bir kurumdur. Meclisin etkin olduğu rejimlerde denge ve denetleme mekanizmaları çalışır. Yürütme organı, günün sonunda Meclise hesap vereceğini bildiği için muhalefetin sesine kulak verir. Meclis; iktidarın ve muhalefetin konuşarak, uzlaşarak ve ortak akılla halkın sorunlarına çözüm arayacağı en önemli platformdur. Bu süreçte özellikle komisyonlar, uzlaşıya ulaşmak ve ortak aklı harekete geçirmek için kritik zeminlerdir. ​Ancak 2018 yılında geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CBHS), yani Türk tipi yönetim anlayışı, Meclisi ne yazık ki giderek işlevsiz kılmıştır. Son yıllarda yasama kalitesindeki belirgin düşüşün temel nedeni bu sistemdir. CBHS ile birlikte Mecliste şeffaf ve nitelikli bir tartışma ortamı yerine; yalnızca çoğunlukçu, yani "parmak sayısını" dikkate alan bir yasama anlayışı egemen olmuştur. ​Meclis koridorlarını arşınlayan,...

Ne Kayyum Bariyeri, Ne Baskı: Gerçeğin Yalın Sesi Susturulamaz!

Resim
AKP iktidarının doğru ve gerçek haber yapan medyanın sesini kısmaya, alanını daraltmaya çalıştığı bu dönemde; mesleğimin onurunu ve sorumluluğunu korumak adına haberciliği kendi bloğumda, sansürsüz ve korkusuzca sürdüren bir gazeteci olarak açıkça ifade etmeliyim ki; bugün gerçeklerin üzerine çöken bu ağır örtüyü yırtıp atmak ve her şeye rağmen durum tespiti yapmak zorundayız. ​AKP iktidarının göreve geldiği ilk günden bu yana adım adım ördüğü medya düzeni, zamanla bağımsız haberciliği bir uzlaşma alanı değil, açıkça bir “düşman hukuku” nesnesi haline getirdi. Yalnızca iktidarın söylemlerini yineleyen ve güce biat eden devasa bir basın makinesi yaratılırken; kamuoyunu bilgilendirme görevinden taviz vermeyen, yolsuzlukları, usulsüzlükleri ve doğruları sorgulayan bağımsız gazetecilik ise sistemli bir cezalandırma mekanizmasıyla karşı karşıya bırakıldı. ​ Sadece son birkaç günde yaşananlar dahi bu baskının boyutunu gözler önüne sermeye yetiyor: ​Fon skandallarını ve iddiaları ...

Meclis Tutanakları Gerçeği İfşa Etti: Rakamlar İktidarı Yalanlıyor!

Resim
​ Siyaset iktidarlar için bir söylem sanatı haline geldiğinde, sahadaki gerçekler ile kürsüden okunan pembe tablolar arasındaki uçurum kaçınılmaz olarak derinleşiyor. Meclis tutanaklarına ve Plan ve Bütçe Komisyonu tartışmalarına yansıyan her bir cümle, bu illüzyon siyasetinin vatandaşın günlük yaşamındaki karşılığını gözler önüne sermeye yetiyor. ​Dün TBMM Genel Kurulunda Şanlıurfa üzerine yapılan konuşmaları dinlerken durup düşündüm. İktidar temsilcilerine bakarsanız; milyarlık yatırımlar, görkemli binalar, TEKNOFEST gururu ve sağlık üsleriyle bölge adeta şahlanıyor. Ancak muhalefet kürsüye çıkıp hayatın katı gerçeklerini ortaya koyduğunda tablo bir anda tersine dönüyor. Yeni Parti Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’ın Genel Kuruldaki o yalın ve vurucu sorusu aslında tüm meseleyi özetliyor: " Anadolu'da bir söz var; ciğer buradaysa kedi nerede, kedi buradaysa ciğer nerede? Madem bu kadar yatırım yaptınız, Şanlıurfa niye 81 il arasında sosyo-ekonomik gelişmişlik...

Griliğe Kesmiş Şehirlerde Bir Renk Arayışı: Aşka ve İnsanlığa Dair

Resim
Ülkemizde her geçen gün katlanarak büyüyen acıların, ekonomik ve sosyal sıkıntıların gölgesinde ki gündemden başımızı kaldıramaz olduk. Hayatta kalma mücadelesine ve bu ağırlığa kendimizi o kadar kaptırdık ki inceliğimizi, duygusallığımızı ve birbirimize olan insani dokunuşlarımızı içten içe kaybediyoruz.  Özellikle insan kalabalıklarıyla dolup taşan ama ruhsuzlaşan devasa kentlerde hepimiz kendi yalnızlığımıza hapsedilmiş durumdayız. Beton binaların, kalabalık caddelerin ve koşturmacanın ortasında eksilen yanlarımıza, unuttuğumuz ince duygulara ve kalbimizin derinliklerine sığınmak belki de tek kurtuluşumuz. Çünkü tüm bu kaosa rağmen insan, sevmeye ve incinmeye ihtiyaç duyan o hassas özünü korumak zorundadır. ​Sevmek; hayatın en karmaşık, en büyüleyici ve belki de en yorucu tecrübesidir. Birine bakarken kalbinin atışını kulaklarında hissetmek, onun bir tebessümüyle gününün aydınlanması... Hepimiz hayatımızın bir döneminde bu duygunun ağlarına takılır, onun sonsuzluğuna...

Eski Parlamenterlerden Halk TV Tepkisi ve Erken Seçim Çağrısı!

Resim
Geçmiş dönemlerde bakan, milletvekili olarak görev yapmış ve bugün YENİ PARTİ’ye destek veren 284 eski parlamenter, 14 Ekim sabahı Halk TV’ye kayyım atanması ve yayınlarının durdurulmasına ilişkin ortak bir bildiri yayımladı.  Yayımlanan metinde müdahale şiddetle kınanırken, yaşanan krizden çıkış yolu olarak erken seçim çağrısında bulunuldu. ​" Basın Özgürlüğü Demokrasinin Nefes Borusudur" ​Kamuoyuna duyurulan metinde, basına yönelik baskıların demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı vurgulandı. Özgür basının toplumun haber alma hakkının teminatı olduğuna dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: ​"Basının susturulduğu yerde halkın haber alma hakkı, demokrasinin kendisi ve hukuk devleti tehdit altındadır. Basını özgür olmayan toplum karanlıkta kalır. Halk TV'ye kayyım atanması ve yayınlarının durdurulması, ülkemizde basın özgürlüğüne yönelik baskıların yeni ve son derece tehlikeli bir aşamasıdır. Bu durum Anayasa’ya ve evrensel hu...

Yıllar Geçer, Manşet Değişmez: Gerçek Gazetecilik Direnmektir!

Resim
​ Yıl 2011… Sarımsı bir ışığın aydınlattığı o soğuk odada, bir elektrik ısıtıcısının etrafına sokulmuş bir avuç insandık. Fotoğrafa bakıyorum; sol tarafta dik duran bendeniz, yanımda ise cebinde yol parası olmadan, aylarca tek kuruş maaş almadan ama gözlerinde gerçeğin aleviyle nöbet tutan Rıdvan Günel, Sami Gökçe, Mehmet Ali Çıtak... gibi deneyimli  meslektaşlarım…   ​O günlerde Halk TV, parasızlıktan yayını kesilmek üzere olan, ekranı ha karardı ha kararacak denen küçücük bir kanaldı. Elektriklerin kesilmesi an meselesiydi. Bizler ise “Bir ses daha kısılmasın, bu ülkenin insanı gerçekleri görsün ve duysun” diyerek çayımızı, ekmeğimizi ve yalnızlığımızı paylaşıyorduk.   ​O gün o mütevazı odada verdiğimiz mücadele sadece bir yayıncılık kavgası değildi; bir onur, bir yurttaşlık nöbetiydi.   ​ Sonra yıllar geçti… RTÜK’ün Halk TV başta olmak üzere tarafsız ve doğru haber yapan kanallara bitmek bilmeyen, ağır para cezalarına, ekran karartmaları...

Fabrikalar Kapanıyor, İstihdam ve Gelecek Eriyor!

Resim
​Yıllardır “üretim, yatırım ve istihdam” vaatleriyle anlatılan hikâye, bugün ülkemizin en önemli sanayi merkezlerinde çok sert bir gerçeklikle karşı karşıya kaldı. Artan üretim maliyetleri sanayicinin omzunda taşınmaz bir yüke dönüşürken, bunun üzerine eklenen finansal dalgalanmalar ve fon krizleri de mevcut şartları katbekat zorlaştırdı.  Gayrimenkul Uzmanı Mustafa Hidayet Dönmez’in paylaştığı verilere göre, son bir buçuk ayda fabrika ilanlarındaki artış  yüzde 30 seviyesine ulaştı. Üretim çarklarını döndürmek yerine işletmesine satılık ya da kiralık levhası asmak, malesef pek çok sanayicinin son çaresi haline geldi.   ​Kocaeli, Marmara Bölgesi’nin ve Türkiye sanayisinin en hayati damarlarından biridir. Ne var ki bugün bu damarlarda kan akışı yavaşlamış durumda. Sadece son bir ayın bilançosuna baktığımızda Kocaeli’de 99, Bursa’da 149, Denizli’de 49, Balıkesir’de 25, Sakarya’da 57 ve İstanbul’da 253 fabrika için satılık ilanı verildiğini görüyoruz. Sayın ...

Hakikatten Bu Kadar mı Korkuyorsunuz?

Resim
​ Gazetecilik, sadece haber aktarmak değildir; gücün, iktidarın ve manşetlerin arka planına fener tutmaktır. Ancak bugün Türkiye’de bu feneri elinde tutan her el; sabah operasyonlarıyla, kurgulanmış suçlamalarla ya da kayyum kararlarıyla kırılmak isteniyor. Bir gazeteci olarak bu satırları yazarken hissettiğim şey sadece mesleki bir dayanışma değil; bu ülkenin geleceğine ve halkın haber alma hakkına dair derin bir endişe, aynı zamanda haklı bir öfkedir. ​ Gelişmelere şöyle bir bakın: TELE1’e yönelik baskıların ve yaptırımların ardından sıra Halk TV’ye geldi. Yıllar önce mutfağında ter döktüğüm, koridorlarında haber peşinde koştuğum ve ekranında halkın sesini duyurmak için emek verdiğim Halk TV’ye yapılanları izlemek, benim için sadece bir basın özgürlüğü ihlali değil, aynı zamanda kişisel bir hafızanın ve mesleki namusun hedef alınmasıdır. ​İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mahkemede kritik savunmasını yapacağı günün tam sabahında, bir zamanlar emek ve...

WhatsApp Kullanıyorsanız Bu Yazıyı Mutlaka Okuyun: "Benim Başıma Gelmez" Demeyin!

Resim
Özel haber ​Bir gazeteci olarak her gün onlarca haberle karşılaşıyorum. Siber dolandırıcılık yöntemlerini, sahte polis veya savcı senaryolarını ve sahte fon vaatlerini sürekli kaleme alıyoruz. Vatandaşlarımızı bilgilendirmek ve uyarmak için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz. Ancak tehlike kapınızı değil de doğrudan WhatsApp ekranınızı çaldığında, bu dolandırıcılık çetesinin ne kadar fütursuz bir noktaya ulaştığını çok daha net anlıyorsunuz. Bugün sıcağı sıcağına yaşadığım bir olayı, toplumsal sorumluluğum gereği sizlerle paylaşmak ve hem vatandaşlarımızı hem de devletimizin ilgili makamlarını uyarmak istiyorum. ​Bugün sabah saatlerinde telefonuma bir WhatsApp mesajı geldi. Mesaj, maddi durumunun gayet yerinde olduğunu ve hayatı boyunca böyle bir duruma düşmeyeceğini çok iyi bildiğim yakın bir akrabamdan geliyordu. Sıradan bir selamlaşmanın ardından karşımdaki kişi hiç vakit kaybetmeden asıl niyetini belli etti. ​ “ Cengiz senden bir ricam var. Ya bir 400 bin TL ihtiyacım...