Kurtuluş’un Hafızası Yasak Tutmaz: Madenciden Kadına, Şimdi Sıra Kalemde!
Ankara’da her sokak bir tarihe çıkar derler ama Kurtuluş Meydanı ve yanı başındaki o ulu ağaçlı Kurtuluş Parkı başka bir dilden konuşur. Birçoğu için burası sadece sabah yürüyüşlerinin yapıldığı, yeşillikler içinde nefes alınan, çay içilip iki lafın belinin kırıldığı sıradan bir yerdir. Oysa bu topraklara ayak basmış, adaletin ve özgürlüğün peşinde yollara düşmüş olanlar iyi bilir: Kurtuluş, Başkent’in atan damarı, susturulmak istenenlerin gür sesidir.
Yıllardır bu meydan, hak aramanın ve direnmenin en yalın şahididir. Zonguldak’ın karasına ömrünü adamış, yerin yüzlerce metre altından alın teriyle çıkıp hakkını arayan madencinin bastığı topraktır burası. Harç zamlarına, geleceksizliğe karşı "Geleceğimiz satılık değil!" diye bağıran gençlerin kucaklaştığı sığınaktır. Ve en çok da kadınların... Şiddete, eşitsizliğe, ev içi baskıya ve yaşam haklarının gasp edilmesine karşı mor bayraklarıyla meydanı gelincik tarlasına çeviren, "Yaşamak istiyoruz!" çığlığıyla sokakları inleten o korkusuz kadınların evidir...
"Hak, hukuk, adalet" sözünün sadece bir slogan değil, coplara ve tazyikli sulara karşı omuz omuza durularak ödenen bir bedel olduğunu en iyi Kurtuluş öğretir bize.
Peki, iktidarın gözünde nedir Kurtuluş Meydanı ve Parkı?
Bir tehdit, üstü örtülmek istenen bir ayıp, etrafı barikatlarla ve TOMA’larla çevrilmesi gereken bir "tehlikeli alan". Çünkü yönetenler gayet iyi biliyor ki; madencinin öfkesi, kadının isyanı, öğrencinin umudu bir araya geldiğinde onların ördüğü korku duvarında tamir edilemez çatlaklar açılır. Meydanları halka kapatmakla, parkları yasaklarla çevirmekle o itirazı yok edebileceklerini sanıyorlar. Oysa, bir yerin ruhunu ve halkın direncini yasaklarla engellenemeyeceğini
unutuyorlar.
Bakın, bugün yine o tanıdık ayak sesleri çınlıyor Kurtuluş meydanında. Bu kez haksız ve hukuksuz bir şekilde kalemi kırmaya çalışılan, meslekleri ellerinden alınmak istenen, haber yapsa da yapmasa da hedef gösterilen, zindana atılan ve halkın sesi olan biz gazeteciler oradayız.
Gerçeğin peşinde koşanlar, sansüre ve baskıya karşı sözlerini söylemek için Kurtuluş’un asırlık ağaçlarının altına toplanıyoruz. Madencinin baretindeki ışık, kadının mor şalı, öğrencinin gözündeki cesaret ve bugün gazetecinin elindeki kalem aynı hizada buluşuyor.
Kurtuluş Meydanı ve Parkı, iktidarların gelip geçici, halkın ve mücadelenin ise kalıcı olduğunun en somut kanıtıdır. Ne kadar gölgelemeye çalışsalarda; bu topraklara atılan o kararlı adımların izini asla silemeyeceklerdir.
Bugün Kurtuluş’ta yükselen ses, sadece gazetecilerin değil; biat etmemekte, susmamakta kararlı olan hepimizin sesidir. Ve o ses, beton barikatları da yasakları da aşarak tarihin sayfalarına çoktan yazıldı bile!
Yorumlar
Yorum Gönder