Hakikatten Bu Kadar mı Korkuyorsunuz?
Gazetecilik, sadece haber aktarmak değildir; gücün, iktidarın ve manşetlerin arka planına fener tutmaktır. Ancak bugün Türkiye’de bu feneri elinde tutan her el; sabah operasyonlarıyla, kurgulanmış suçlamalarla ya da kayyum kararlarıyla kırılmak isteniyor. Bir gazeteci olarak bu satırları yazarken hissettiğim şey sadece mesleki bir dayanışma değil; bu ülkenin geleceğine ve halkın haber alma hakkına dair derin bir endişe, aynı zamanda haklı bir öfkedir.
Gelişmelere şöyle bir bakın: TELE1’e yönelik baskıların ve yaptırımların ardından sıra Halk TV’ye geldi. Yıllar önce mutfağında ter döktüğüm, koridorlarında haber peşinde koştuğum ve ekranında halkın sesini duyurmak için emek verdiğim Halk TV’ye yapılanları izlemek, benim için sadece bir basın özgürlüğü ihlali değil, aynı zamanda kişisel bir hafızanın ve mesleki namusun hedef alınmasıdır.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mahkemede kritik savunmasını yapacağı günün tam sabahında, bir zamanlar emek verdiğim o ekranların karartılması ve kuruma kayyum atanması tesadüf olabilir mi?
Bu, kamuoyunun gözünü ve kulağını kapatma, tek sesli bir toplum yaratma çabasının en açık göstergesidir.
Muhalefetin ve halkın sesini duyuran kanallar susturulmak, bastırılamayan kamuoyu baskı ile sindirilmek isteniyor.
Sadece yayın kuruluşları değil, sahada gerçeğin peşinden koşan meslektaşlarımız da doğrudan hedefte. Ortaya çıkan bir fon skandalını dile getiren, bunu belgeleyen ya da tek bir fotoğraf karesi paylaştığı için gözaltına alınan ve tutuklanan gazetecileri izliyoruz. Oysa bir fotoğrafı paylaşmak suç değil, kamuoyunu bilgilendirme görevidir. Asıl suç, o fotoğrafın arkasındaki şaibelerin üzerine gitmemektir. Ne var ki yetkililer, skandalın kendisiyle mücadele etmek yerine, o skandalı halka duyuran gazeteciyi cezalandırmayı seçiyor.
Dünyanın her yerinde gazetecilik kamu yararını savunur. Ancak ülkemizde demir parmaklıklar ardına atılan onlarca meslektaşımızın varlığı, yargının nasıl bir baskı aracına dönüştürüldüğünün somut kanıtıdır. Haber yapmak, soru sormak, belge yayımlamak "suç" ya da "tehdit" sayılıyor. Gerçekleri yazanlar cezaevlerine doldurulurken, sipariş manşetlerle algı yönetenler "gazeteci" sıfatıyla dolaşmaya devam ediyor.
Bizler sustukça alan daralıyor; gazeteciler hapse atıldıkça toplumun nefes borusu kesiliyor. Fakat unutulmamalıdır ki binalara kayyum atayabilir, ekranları karartabilir, gazetecileri dört duvar arasına kapatabilirsiniz; ancak gerçeğin üstünü hiçbir kayyum kararı, hiçbir parmaklık örtemez.
Halk TV de dahil olmak üzere hiçbir bağımsız basın organı yalnız değildir. Gazetecilik suç değildir. Gazeteciliği susturmaya çalışmak, bir toplumun geleceğini karanlığa mahkûm etmektir. Bizler yazmaya, sormaya ve gerçeği aramaya devam edeceğiz. Çünkü bu meslek birilerine yaranmak için değil, halka gerçekleri anlatmak için yapılır!
Yorumlar
Yorum Gönder