Sessiz Dostun Gözlerindeki Park Hikayesi!
Bazen hayatın en derin sohbetleri, tek bir kelime dahi edilmeden yapılır. Ekim ayının dinginliğinde, bir park masasında arkadaşımı beklerken masama ansızın bir misafir konuk oldu. Tabii bu sırada arkadaşım, haberimiz bile olmadan bu sessiz sohbetimizi fotoğrafını çekmiş. Tereddütsüz, çekinmeden ve tüm doğallığıyla tam karşıma oturdu. Bakışlarını gözlerime kenetlediğinde, sanki uzun zamandır aradığı bir tanıdığı bulmuş gibiydi.
O an, yaprakların hışırtısı da rüzgarın sesi de kesildi. Bir çift göz, bütün bir dünyanın gürültüsünü bastırmaya yetti ve bizi zamandan bağımsız o büyülü anın içine hapsetti.
Bu, bir kedinin gözleriydi. Ne korku, ne de yabancılık... Sadece derin bir kabul ve içten bir merakın yansımasıydı o bakışlar. Aramızda sözcüklere gerek kalmayan, kalpten kalbe uzanan bir iletişim başladı. Onca gürültünün arasında ikimiz de durduk; sanki bin yıldır birbirimizi tanıyormuşuz gibi, göz göze sessiz bir sohbetin içine daldık.
Ben içimden geçenleri bakışlarımla anlattım, o beni dinledi. Sanki hayatın koşturmacasını, sevinçleri ve yorgunlukları paylaştık. O ise sadece baktı; bakışlarındaki şefkat ve anlayışla içimi ısıttı. Bir an olsun gözlerini ayırmadan, her hissimi okurcasına bana eşlik etti. Onun masadaki varlığı, o an için dünyadaki tek gerçeklikti.
Yani hayvan sevgisi, kelimelerin sınırlarını aşan derin bir duygu ile şartsız ve hesapsız en saf haliyle yaşanır. Bir canlının gözlerinde bulduğunuz o karşılıksız güven, insana kaybettiği huzuru yeniden hatırlatır. Masanın üzerindeki yeni tanıştığım o sessiz dostumla paylaştığım bu kısa an, bana doğanın en güzel dilinin sevgiyle bakan bir çift gözde gizli olduğunu bir kez daha gösterdi.
Belki bir gün, o parktaki ahşap masada tekrar karşılaşır; yine hiç konuşmadan dünyanın en derin sohbetini gerçekleştiririz diyerek yazıya noktayı koyalım.
Yorumlar
Yorum Gönder