Emeklisini Açlığa Mahkûm Edenlerin İflası!
Ülkenin gündeminden bir an olsun düşmeyen fon krizinin yankıları sürerken, televizyon ekranlarında beliren son dakika şeritleri yıllardır halı altına süpürülen en büyük sosyal yaramızı bir kez daha gözler önüne serdi. Emeklilik sistemi, telafisi güç bir çöküşün eşiğinde. Haber bültenlerinden taşan bu acı tablo, krizler ülkesine dönüştürülen Türkiye'de sosyal devlet ilkesinin artık resmen iflas bayrağını çektiğini acı bir şekilde yüzümüze çarpıyor.
Küresel Emeklilik Endeksi verileri, ülkemizdeki emeklilik sistemini hem gelir yeterliliği hem de uzun vadeli sürdürülebilirlik açısından Avrupa’nın son basamağına yerleştiriyor. SGK uzmanlarının ve uluslararası raporların altını çizdiği bu tablo, yıllardır sürdürülen ekonomi ve sosyal güvenlik politikalarının duvara çarptığını net bir şekilde gösteriyor. Peki, milyonlarca insanı açlık sınırının yarısına mahkûm eden, sistemi çıkmaza sokan bu noktaya nasıl geldik? İktidarın bu alandaki yapısal ve tercihe dayalı yanlışları ortadayken, faturayı yine dar gelirliye ve emeklilere kesmek adil mi?
İktidarın sosyal güvenlik alanındaki en büyük hatası, sistemi rasyonel ve kalıcı reformlarla güçlendirmek yerine, günü kurtaran "yama" kararlarla yönetmeye çalışmasıdır. Bugün milyonlarca emekli, kök maaşları yetmediği için Hazine desteğiyle sağlanan taban aylıklara mahkûm edilmiş durumda.
9 bin prim günüyle emekli olan bir Bağ-Kur esnafı ile çok daha az günle sistemde kalmış bir vatandaşın aynı taban aylığa sıkıştırılması, sosyal güvenlik sisteminin temel taşı olan "prim-kazanç dengesini" tamamen yerle bir etmiştir.
Enflasyon karşısında eriyen maaşlarımız karşısında kalıcı bir refah artışı sağlanamaması, emeklileri her ay enflasyon rakamlarını dört gözle bekler duruma getirmiştir.
Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) süreci, iktidarın kriz yönetimi anlayışının en net örneklerindendir. Yıllarca "bütçe kaldırmaz" denilerek ötelenen bu talep, seçim öncesi siyasi bir hamleyle yürürlüğe konuldu. Ancak bu süreçte 5 bin prim günü sözü tutulmadı; Meclis’te son anda eklenen kademeli prim şartlarıyla binlerce insan mağdur edildi.
8 Eylül 1999 sonrasında sigortalı olan ve sadece bir gün ya da staj/prim duvarına çarpan milyonlarca çalışan için "kademeli emeklilik" talepleri hâlâ görmezden gelinmektedir. Toplumsal barışı zedeleyen bu adaletsizlik, sistemin aktüeryal dengesini düzeltmek bir yana, çalışanların kuruma olan güvenini de sıfırlamıştır.
Ülkemizin emeklilik sistemindeki sürdürülebilirlik puanının yerlerde sürünmesinin temel sebebi ise, fonların doğru yönetilememesi ve bütçe kaynaklarının imtiyazlı kesimlere, kur korumalı modellere veya vergi muafiyetlerine aktarılarak sosyal güvenliğin bir "bütçe yükü" olarak görülmesidir.
Çalışan nüfusun emekli nüfusu finanse edemez duruma geldiği, gençlerin gelecekteki emeklilik hayallerini kuramayacak kadar güvencesizleştirildiği bir coğrafyada kalkınmadan söz edilebilir mi?
Avrupa’nın en kötü, dünyanın ise en kırılgan emeklilik sistemlerinden birine sahip olmak kaderimiz olamaz. İktidar, "kaynak yok" bahçesi arkasına sığınarak sistemi yamalamaktan vazgeçmeli; prim adaletini tesis eden, üretimden gelen payı hakkaniyetle dağıtan ve insan onuruna yaraşır bir geçim standardı sunan köklü bir reform sürecini derhal başlatmalıdır.
Yönetenler şunu çok iyi bilmelidir ki; bir devletin kudreti beton kulelerinin yüksekliğiyle değil, yaşlısına, emeklisine ve yarınına sunduğu insani güvenle ölçülür. Bu harami düzenine ve basiretsizliğe "dur" denilmediği sürece, ekranlardan akan o acı reçete şeritleri de bu iktidarın sosyal devlet sınavındaki hazin ve silinmez iflas ilanı olmaya devam edecektir!
Yorumlar
Yorum Gönder